BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BATI’NIN BİLİMİ Doğu’dan geçiyor

BATI’NIN BİLİMİ Doğu’dan geçiyor

“Doğunun Ölümsüz Çocuğu” isimli son romanıyla Avrupa’da yitip giden gençlerimizin trajedisini anlatan yazar Mehmet Niyazi, “Biz hafızasını kaybetmiş bir milletiz. Izdırabımızın kaynağı budur. 200 yıllık çarpıtılmış tarihimiz de hafıza kaybımızın sebebidir” diyor



> Fatih Selek Edebiyat ve fikir hayatımızın usta kalemlerinden Mehmet Niyazi, “Çanakkale Mahşeri” ve “Yemen! Ah Yemen” isimli iki abide eserinin ardından bu sefer “Doğunun Ölümsüz Çocuğu” isimli romanıyla okurlarının karşısına çıktı. Ötüken Neşriyat’tan çıkan romanında idealleri uğruna Almanya’ya giden fakat ihtirasına yenik düşüp kaybolan bir Türk gencini anlatan yazara, vaktinin büyük bir kısmını geçirdiği Üsküdar’daki İslam Araştırmaları Merkezi Kütüphanesinde son eserini sorduk. Hocam, “Doğunun Ölümsüz Çocuğu” neye temas ediyor? Bu romanda eğitim için yurt dışına giden geçlerimizin nasıl olması gerektiğini, maneviyat ve ilmin önemini anlattım. Eğer ilim peşinden gidiliyorsa, oralarda taviz vermemek gerektiğini ele aldım. Bu, idealizm üzerinde duran bir roman. Kahramanımız doktora yaparken son iki yüz yıllık tarihimizi yazmayı düşünüyor. Ama arzu ettiği ölçüde kendisini ilme veremiyor. Bunun acısını duyuyor. İlmine hayatını vermezsen o sana yarısının nispini vermez. İnsan, hayatını ilme veremiyorsa bunun ıstırabını duymalı.” Bedenin de ihtiyaçları yok mudur? Ben ideali bedenin dışında düşünmüyorum. İdeallerini yerine getirememiş bir adam ölmüştür. Beden ideale lazım olduğu müddetçe kıymetlidir. İLİM DEĞİL ZİHNİYET GETİRİLDİ Ülke kalkınmasının yolunun Avrupa’dan geçtiği düşünülüyor. Bu cihetle bir asırdan fazla bir zamandır gençlerimiz Avrupa’nın yolunu tutuyor. Ama hâlâ Batı’yı konuşuyoruz. Ben Batı biliminin bizden geçtiğine inanıyorum. Batılı bilim adamları, İbni Sina, Farabi, Biruni gibi alimlerimizin üzerinde çok durmuş. Ama değişik sebeplerden dolayı medreselerimizden müspet bilimler atılmış, ayrılmış. Şimdi o adamlar bilimi genişletmiş. Biz onları alacağız üniversitelerimizde halka mal edeceğiz. Ama imanımızı, tarihimizi, köklerimizi de korumak gayreti içinde olacağız. Türkiye’de bu ne kadar mümkün görünüyor? Açıkçası üniversitelerimizden bir şey beklemiyorum. Eğitim ocaklarında, politika hakim. Avrupa’ya giden insanlarımızın binde biri ilim getirseydi Türkiye ilim taşardı. Bunlar hep zihniyet getirdiler. Kafaya bir fötr ve bir baston Avrupalıya benzetmek istediler. Şekil olarak benzemeye gerek yok ki... Gandi peştemal giyiyordu. Mevlana da onlara benzemiyordu. Hâlâ milletin şekliyle şemailiyle uğraşıyoruz. Avrupa’da 40 bin civarında öğrencimiz var. Onların kaybolmasını önleyebilirsek ne mutlu. PLEVNE’Yİ YAZIYOR Çanakkale ve Yemen’de tarih yapan Mehmetçiğin izini sürerek trajik hikâyelerini romanlaştıran Mehmet Niyazi, bu sefer de Plevne Müdafaasını yazıyor. “Plevne ile ilgili daha fazla bilgim var” diyen yazar şunları söylüyor: “Değişik batı kaynaklarını araştırdım, çünkü Plevne daha çok batı kaynaklarında yer alır. Onlar İngilizce, Rusça, Almanca, Fransızca günlükler tutmuşlar. Savunma, dünya savaş stratejisini değiştirmiştir. Ama yazmaya kalktığımız tarih değil, tarihî roman. Benim tarihî roman anlayışım ‘doğru’luk üzerine kurulu. Biz hafızasını kaybetmiş bir milletiz. Izdırabımızın kaynağı budur. İki yüz yıllık çarpıtılmış tarihimiz de hafıza kaybımızın sebebidir. Ben son dönem tarihini yazarken gençliğimizi hafızaya kavuşturmaya çalışıyorum. Olayları aynen aktarıyorum. Ama tarih yazmadığım için roman çalışıyorum. Tabii bunda da üslup gerekir. Aksi halde bilgi yığını olur. Üslup yakalayabilirsem Çanakkale ve Yemen’den daha iyi olacağını düşünüyorum. Gidip savaşların cereyan ettiği yerleri gezeceğiz.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT