BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Asimetrik psikolojik harekât

Asimetrik psikolojik harekât

Geçen hafta bu köşeyi Galatasaraylılar “Psikolojik harekâtı beceremezler ve yenilecekler” dediğim için sevmediler. Fenerbahçeliler de “nasıl yenebileceklerini işaret ettiğim için” sevmediler. Ben de “ne yaparım da daha fazla sevilmem” diye uğraşmaya devam ediyorum. Çünkü Federasyonu da MHK’yı da, birkaçı hariç “aciz ve yetersiz ve de yeteneksiz” hakemleri sevmiyorum. Kimsenin kucağında olmadığım için de “sevimsizliğimle” gurur duyuyorum...



Geçen hafta bu köşeyi Galatasaraylılar “Psikolojik harekâtı beceremezler ve yenilecekler” dediğim için sevmediler. Fenerbahçeliler de “nasıl yenebileceklerini işaret ettiğim için” sevmediler. Ben de “ne yaparım da daha fazla sevilmem” diye uğraşmaya devam ediyorum. Çünkü Federasyonu da MHK’yı da, birkaçı hariç “aciz ve yetersiz ve de yeteneksiz” hakemleri sevmiyorum. Kimsenin kucağında olmadığım için de “sevimsizliğimle” gurur duyuyorum... Önce maçın öncesinde neler dediğime bakalım. Hatırlarsanız tam 7 gün önce bu olacakları bir bir söylemiş ve teşhis etmiştim. Aynıları oldu. Eskiden sevmezdim ama “ben demiştim” demeyi artık çok seviyorum. Bir tek “ben” söylemiştim... Şimdi “herkes” söylüyor... Bakın ne demişim bir hafta önce: “Rijkaard Barcelona modelinin bir kısmını uygulayabiliyor. Ancak, orada geriden top alabilen bir Messi ile hücum ediyordu. Önde “bulamadan bile atabilen” bir Henry vardı. Dikine gidenin kralı Eto’o ile oynuyordu. Burada bunu bulamıyor. Ayrıca “Türk futbol mantığı” ile yeni tanışıyor. Ne kadar kendisine anlatılmış olursa olsun pazar gecesi “bu başka türlü bir derbiymiş yahu” diye kendi kendine Flaman Flaman söyleneceği kesindir. Onun Türkiye’ye uyumu pazar gecesi tamamlanacak. Fenerbahçe ise 90 dakika dışındaki tüm stratejileri saha dışından başlayarak bir hayli planlı bir biçimde geliştirebiliyor. Bunları seyirci ile destekleyip maçın içinde de kullanabiliyorlar. Maçın içinde ne zaman “rakibi bozacak, hakemi dağıtacak, seyirciyi ateşleyecek” hır-gür zamanının geldiğini çok iyi biliyorlar. Bu konuda “takım olarak düşünmek” gibi müthiş bir silahları var. Buna karşılık Galatasaraylılar maalesef “takım olarak düşünmek” konusunda özürlüler. “Takım olarak düşmek” gibi birkaç dakikalık sıkıntılar yaşıyorlar. Öne bile geçseler rakibin her “planlı hamlesinde” kendileri zarar görüyorlar. Hakemin onları dağıtmasını kabulleniyorlar, ya da kabullenemedikleri zaman sahada eksiliyorlar. Bunun rövanşını Ali Sami Yen’e kolaylıkla bırakabiliyorlar ve o rövanşta da aynı silahlarla vurulup dağılabiliyorlar...” Bunları aynen yazdım... Farklı bir şey oldu mu?.. Oldu... Ofsayt bir golle stadın güvenliğini sağlayacağını unuttum “polis” hakemimizin. HAKEMLER ‘DURUMA HAKİM’ OLAMADI Nisan ayıydı. Sahaya iğrenç bir şekilde pet su şişeleri atılmıştı. Ama ne bir hakemin kafası yarılmıştı, ne de yayıncı kuruluşun “kaza eseri” görüntüsünden kaçamadığı gibi bir kameramanın kafası yarılmıştı. Ne ofsayt gol vardı, ne de tartışmalı penaltı. Maç öncesi Barış yalan söyleyip “ayağıma bastı” diyerek Alex’i dağıtmamıştı mesela. Hatta dağıtırken Servet de Emre’yi yumruklamamıştı mesela. 5 maç seyircisiz... Diyarbakır’da küfür vardı. Sahaya giren bir “deli” gidip Fener kalesine kendini gol yapmıştı, o kadar. Üstelik Kazım’ın rakip seyirciye tahriki de “hasıraltı” edilmişti. 5 maç yabancı saha... Bursa’da maçın tamamında “aşağılayıcı tezahürat” ve cezası Bursa Başkanı’nın bir yemek ısmarlaması... Bugüne kadar Kadıköy’de hiçbir Galatasaray kalecisi rakibinin yabancı oyuncusunu kovalayıp diz atmamıştı hayalarına. Üstelik bir başka maçta da aynı kalecinin birden bire kasık ağrıları tutmamıştı. Ne oluyor yahu, Cristian yalan söyler, Bilica vurur, Lugano vurur. Arkadan vururlar kalleşçe üstelik. Ama tavır; Arda’nın ensesiyle Bilica’nın uzanmış yumruğuna vurmaktır!!! Şimdi hakemlerin eyyamını, federasyonun korkularını, disiplin kurulunun el etek öpmesini bir kez daha sergileyecekler. 1 maç verin, onu da “bay” geçecek Ankaraspor maçında çektirirsiniz. Federasyon dökülüyor O nedenle sıhhatli bir “döküm” yapamaz. Maç öncesi itiş kakış, hakemin 4 metre önünde yumruk sallayan Bilica, 50 saniyede sedye ve kırık, ilk gol ofsayt, penaltı da yutturmak payı ne kadar?.. Artı, küfür de var, korner köşesinde “isabetli” su şişesi de... Lugano göğüsle dağıtırken Nonda’yı, elleri havada. Faul yok. Bir de kart var. Kime?.. Nonda’ya... Bütün bunlar Mahmut Bey’in gözleri önünde. En büyük gözlemci orada. Galatasaray kendi hasarının hesabını kendi içinde verecek, derbinin “asimetrik psikolojik bir harekât” olduğunu bile bile buna hazırlanamamanın bedelini ödeyecek. Hakemin hasarını kim ödeyecek?.. Yapılanlar kimin yanına kalacak?.. “Sadece bu derbiler başlama ve bitiş düdüğü arasında oynanan bir maç değildir” tiyatrosu gözlerinin önünde sahneye kondu Başkan’ın. Ankaraspor Ankaragücü ile “organik” bağları nedeniyle küme düşürüldü. En büyük delil, Ankaragücü’nün Ankaraspor’un Onursal Başkanı’nın oğlunu almasıydı. Yahu; arkadan Ankaragücü bütün takımını aldı Ankaraspor’un. Sonra 4 yabancı gönderip Ankaraspor’un 4 yabancısını birden aldı son gün. Federasyon dökülüyor ve hasar dökümü yapacak durumda değil. S-ÖZ Geçen haftaki sözü izninizle bir kez daha kullanıyorum: Sana taşla varana sen aşla var... Aynı maçı alın Ali Sami Yen’e, aynı olayları aynen ve hakem kararları ile tersine oynayın, medyaya bakın ve cezaları takip edin, ne demek istediğimi anlarsınız...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT