BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Demokrasi bir kültürdür”

“Demokrasi bir kültürdür”

“Bugünün Türkiye’sinde artık devletçiliğin olmaması lazım. Özelleştirmenin mutlak surette ve çok hızlı yapılması lazım. Bunun için en akıllı yol, partilerin özelleştirmeyle ilgili ortaklaşa bir komisyon oluşturmaları. Bu komisyon yasayla korunacak. Aldığı kararlara da kimse karışmayacak. Doğu Almanya özelleştirmeyi böyle yaptı. Bizde bu iş politize olduğu için herkes korkuyor.”



Herkesin ortak arzusu Bugünkü hükümet istikrarı yakaladı. Herkesin ortak arzusu “Aman bu beraberlik bozulmasın.”dır. Gerçekten bu sebeple, Türkiye’ye artı puanlar gelmeye başladı. İçeride de terör ve yolsuzluklar bir bir gün ışığına çıkartılmaya başladı. Bu uyum üç dört sene sürekli devam etsin ve geçtiğimiz günlerde Öcalan davası gibi en kritik kararlarda dahi yüreğine taş bağlayıp, ülkenin geleceği için sağduyulu kararlar alabilecek basireti gösterebilsin, göreceksiniz Türkiye inanılmaz bir kalkınmayla dünyada olması gereken yere çok çabuk gelecektir. Devlet şu anda içeride ve dışarıda gücünü hissettirmeye başlamıştır. Burada şehit analarını da tebrik ediyorum. Gerçekten yürekleri kavrulmasına rağmen Türk anası olduklarını bir kere daha gösterip, hükümetin gelecek için aldığı kararlara sabretmeyi başarmışlardır. Her şeyden önemlisi hukuk Türkiye hâlâ bir hukuk devleti olamadı olamıyor. Bizim en büyük beklentimiz Türkiye’nin gerçek anlamda hukuk devleti olup, mağdur olanla suçluyu aynı terazide tartmaması. Yani ticari yasalara bakıyorsunuz bugün mağdur durumda olanlar cezalandırılıyor. Suçluya hiçbir şey olmuyşor. Adi suçlara baktığınız vakit adam vuran altı ay sonra dışarı çıkabiliyor. Normal masum vatandaşın hakları korunmuyor. Dolayısıyla Türkiye’de hukuk her zaman tartışma konusu. Öyleyse Türkiye, gerçek hukukun uygulandığı bir ülke olmak zorunda. Evet hukuk hiç yok diyemeyiz. Türkiye bir hukuk devleti ama, bakın ben size bir şey söyleyeyim. Ben, Dünyada yaklaşık elli-altmış ülkede bulundum. ABD’de eğitim aldım. Batıyı çok iyi biliyorum. Orada şirketlerim var. Beraber de çalıştığım birçok yabancı tanıdıklarım var. Mutlak adaleti ancak Allah verir. Ama genelde hukuk oralarda bağımsız ve uygulanabiliyor. Bizde düşünce, zihniyet aynı ama bunun uygulanabilirliği bir türlü gerçekleştirilemiyor. Bu bakımdan Türkiye’nin yasalarının da, Batıya 21. Yüzyıla adapte edilmesi lazım. Ve hukukun insan kayırmadan uygulanabilir olması, bağımsız olması lazım. Bu çok; hatta her şeyden önemli. Kuralları bilmek yetmiyor Demokrasileri örnek gösterilenler bu işte çok önce yola çıkmışlar. Örneğin ABD’nin demokrasi geçmişi 200 yıldan fazla... Bizde cumhuriyet, 1923’te kurulmuş. Çok partili döneme 1946’da geçilmiş. Sonra kesintiler olmuş. 80’den sonra ise halen demokrasiyi oturtma çabaları yaşanıyor. Yani şu anda demokrasiyi oturtabilmiş bir ülke değiliz. Demokrasi bir kültürdür. Şu trafiği düşünün. Evet, yola çıktığınızda araç da çok, yollar da dar. Ama ya insanların hali? Daha insanların birbirine saygısı yok. Birbirlerine hiç tolerans göstermeyi bilmiyorlar. Yani insanın insana olan saygısının gelişmesi lazım. Bu da biraz eğitim ve kültürle doğru orantılı. Demek ki, sadece demokrasinin kurallarını bilmekle olmuyor, bu kuralları bir kültür olarak içimize sindirmemiz gerekiyor. Biz henüz bu kültürde eriyemedik. Siyaseti ideal olarak seçmiştim Ben bir işadamıyım. Belli bir birikimim var. Dedim ki, bu çalışmama aynı hızda devam etsem, mevcut durumumu daha yukarılara çıkartırım ama bu benim yaşama standartımı değiştirmez. Ama eğer siyasete girersem bilgi ve birikimimle ülkeme daha yararlı olabilirim. Bu duyguyla İstanbul gibi dünyanın en büyük kentlerinden birine belediye başkanı adayı oldum. Gayret de gösterdim. Kazanamadım ama çok şey öğrendim. Kimseye de kırgın olmadım. Hatta ertesi gün gidip Ali Müfit Başkanı tebrik ettim. Çünkü siyaset insanları rakip yapsa bile düşman yapmamalıydı. O artık Fazilet Partililerin değil, hepimizin belediye başkanıydı. O da aynı anlayışı göstermiştir. Biliyorsunuz dört yıl GS için gece gündüz çalışmam oldu. Ardından siyasete yönelik çalışmalar derken, iş dünyamı hayli ihmal ettim. Onun için önümüzdeki iki sene içerisinde işlerimle ilgili çalışmalara ağırlık vereceğim. Başarının sırrı Aile olarak birbirimize çok bağlıyoz. Bizde bir saygı hiyerarşisi vardır. Ekip çalışması ve sabırlı olmayı ön planda tutarız. Başarı için, önce bir hedef seçmek, ardından planlarını yapıp, sabır ve azimle o hedefe ulaşmak için çalışmak gerekiyor. Hangi işi yaparsanız yapın, ister sokakta simit satın, ister bir şirkette sıfırdan başlayın, bence namuslu ve dürüst olmak lazım. Böyle olunca kısa vadede kazanamıyorsunuz ama, orta ve uzun vadede mutlaka bu size kazanç olarak geri dönüyor. Para her zaman kazanılabilir. Her zaman da kaybedilebilir. Ama itibar kolay kazanılmıyor. Kaybedilince de bir daha yerine gelmiyor. Medyanın lokomotif rolü Türkiye bir değişimin içine girmiş vaziyette. Burada dikkat edilecek şey, mevcut beş siyasi partinin ülke çıkarlarını kendi çıkarlarından önde tutmaları. Şimdiye kadar bunun tersi olmuştu. Ama bugün başta hükümet olmak üzere partiler ülke menfaatini ön planda tutmaya başladılar. Geniş açıdan bakıldığında bize zaman lazım. Bu hedeflere ulaşabilmek için en önemli lokomotif görevini de medyanın üstlenmesi lazım. Medyanın bu hizmetini de “Doğru habercilik ve yapıcı yorumculuk.” şeklinde algılıyorum. Neticede bu ülkede herkes birbirinin kardeşidir. Finansal olarak en gönemli gösterge para ise, ülkede sihirli bir değnek değmiş gibi olumlu gelişmeler başlamıştır. Bu rüzgarı iyi yakalayıp, sonuna kadar da yararlanmalıyız. Burada bence en büyük görev basındadır. İnanıyorum ki basın da üzerine düyen bu görevi layıkıyla yerine getirecektir. Gençlik ve gerçekler Gençlik bugün iletişim dolayısıyla çok şeyi hemen fark ediyor. İyi yaşamanın yolunun para kazanmaktan geçtiğini de görüyor. Ve bir an önce para kazanmayı hedefliyor. İyi yaşamak elbette herkesin en doğal hakkı. Ama bir şeyin farkında değiller. Hani merdivenleri üçer beşer atlayarak çıktığınızda tıkanır kalır, ya da alel acele yediğinizde hazımsızlık çekersiniz ya... Aynen bunun gibi kazancı da sindire sindire, şartları yerine getirerek ve itibarlı bir şekilde yapmak lazım. O zaman daha kalıcı olur. O zaman daha mutlu olursunuz Adnan Polat’tan bir hatıra Bu köy ne hale gelmiş Çocukluğumdan beri, Erzurum’un Aşkale ilçesine 10 km. mesafedeki köyüme gidememiştim. Birgün hava alanından alıp köyüme götürdüler beni. Yollar tozlu, dereler bakımsız, doğa olanca sahipsizliğiyle mahzun. Ama asıl mahzunluğu köye geldiğimde yaşadım. Evler yıkılmış, viran olmuş. Dört beş hane kalmış koca köyden geriye. Birkaç da yaşlı insan. Eh, televizyondan falan tanımışlar beni. Selamlaştık. Hal hatır sorduk. Köylünün benden bazı istekleri oldu işte. Dereye köprü gibi, köye çeşme yaptırmak gibi falan. Ama hepsi bir yana, şöyle yere çömelip yarım saat kadar düşündüm: “Bu köy ne hale gelmiş” diye... Ordan döndükten bir sene sonra mı ne, Eşkıya adlı filme gittim. Hani hapisten çıkan eşkıya köyüne döndüğünde bakıyor ki, köyün arazisi sularla kaplı. Köy baraj alanı olmuş. Birden o sahne ile köyümde karşılaştığım harap hal zihnimde çakıştı. Öyle dokundu ki bu hal bana, gözlerimden yaşlar boşandı, epey ağladım...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT