BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yapacak bir şey yoktu...

Yapacak bir şey yoktu...

Yirmi gün olmuştu Şehnaz işe başlayalı. Her sabah altıda çıkıyordu evden. Yürüyerek çarşıya iniyor, oradan minibüse binip Kadıköy’e gidiyordu. Anca varıyordu saat sekiz buçuğa doğru.



Yirmi gün olmuştu Şehnaz işe başlayalı. Her sabah altıda çıkıyordu evden. Yürüyerek çarşıya iniyor, oradan minibüse binip Kadıköy’e gidiyordu. Anca varıyordu saat sekiz buçuğa doğru. Sabah o saatlerde hem trafik çok yoğundu, hem de herkes işe gittiği için minibüse binmek bir mesele oluyordu. Üst üste gidiyordu yolcular. Sabahları Seher evden geçiriyordu kızını. Akşamları ise durağa kadar inip alıyordu. Hava kararmış oluyordu çoğunlukla. Evlerinin olduğu tepeye çıkan yokuş oldukça tenhaydı. Kızın tek başına gidip gelmesi sırasında, Allah korusun kendini bilmezin biri takılır, başı derde girerdi. Bu koca şehirde kimseye güvenmiyordu kadın... O gün yine sabahın köründe yolcu etmişti kızını. Genç kızın her gidişinde yüreğinden bir şeyler kopuyor, bir türlü gönlü razı gelmiyordu. Ama çaresizlikten yapılacak başka şey yoktu. Şehnaz çalışmaya başladığından beri kendi de boş durmamıştı, hep iş aramıştı. Ama nafile. Hiç kimse onu yanına almıyordu. Haline, yaşına başına bakıyorlar, geri çeviriyorlardı. Ellerindeki toplu para da iyice azalmıştı. Ay başında alacaktı Şehnaz maaşını. O zamana kadar ellerindekini idareli kullanmaya çalışıyordu. Paranın az da olsa bankada kalan kısmını ise yok sayıyordu. O Cengiz’i aramak için lazım olacaktı. Şehnaz bozuk yolda kayboluncaya kadar durdu kapının ağzında. Sonra başını yan tarafa çevirdi. Komşusunun üstü başı kir pas içindeki çocuklarına baktı yüzünü buruşturarak. Hiç öyle büyütmemişti kendi yavrularını. Hep özen göstermişti temizliklerine. Onlar da yokluk içindeydiler ama yokluk başka, temizlik başka şeylerdi. Tülbendinin bağını yenileyerek girdi içeriye. Üç gün önce iş aramak için aşağıya indiğinde Nafiz beylere uğramıştı. Hatırlarını sormuş, minnetini ifade etmişti yeniden. Onlar olmasa, bir başına kalkamazdı bu işlerin altından, bu düzeni iyi kötü, kuramazdı. Nafiz bey başını sallayarak konuşmuştu Şehnaz için: - İyi ettin kızım, evde otursa kız daha kötü olurdu. Aklı dışarıda kalırdı belki de. Hem sorumluluk öğrenirdi böylece. Boynunu bükmüştü Seher. Artık izin vermiş, kız da alışmıştı. Yapacak bir şey yoktu. Kahvaltı bulaşığını yıkadı çeşmeden ip gibi akan suda: - Gene kesilecek bu... diye söylendi. Zaten üç gün kesiliyor, yarım gün akıyordu. Hemen evde ne kadar kap kacak varda çıkardı. Doldurabildiği kadarını dolduracaktı. Önceki hafta paraya kıyıp aldığı plastik bidon doluydu zaten. Bu sırada dışarıdan birisinin seslendiğini duydu. Hemen kapıya koştu. Gelen Nuri’ydi. Pişkin pişkin sırıtarak çıkıyordu yokuşu. Ter içinde kalmıştı: - Seher abla, Seher abla! - Gel Nuri kardeş, gel, buyur, hangi rüzgar attı seni buraya böyle sabah sabah? - İş rüzgarı abla, sana iş buldum. Heyecanla açtı gözlerini: - Sahi mi söylüyorsun Nuri efendi? Nerede? Adam kapının önüne gelmişti. Teklifsizce eşiğe çöktü. Alnında biriken terleri renkli mendiliyle sildi: - Temizlik... Burada kadınlar zengin evlerine temizliğe giderler, bilirsin. Başını salladı kadın: - Bilirim, bizim Afyon’da da vardır öyle giden. - İşte, bir günlüğü nereden baksan üç dört milyon. Bir hanım var, Erenköy’de, arıyormuş böyle temizlik için birini. Haberi geldi bana. Gidersen, yarın götüreceğim seni. Hemen, minibüse bineceğiz, yakınında ineceğiz. Ne dersin? Sevinmişti Seher. Başını salladı: - Ne diyeceğim Nuri, Allah razı olsun derim. Sen de olmasan!.. - Yok abla, ben ne yaptım, biz öyle sevabına uğraşıyoruz işte. Maksat işiniz görülsün. Bakarsın orada başka evler de bulursun. Bu işte çok para var. Biraz yorulursun ama iyi kazanırsın. Bizim hanımın arkadaşları var. Her gün gidiyorlar, paraya para demiyorlar. Benim çocuklar ufak olmasa ben bile göndereceğim hanımı ama çok küçükler. Seher hemen içeri girip soğuk bir ayran yaptı. - Şunu iç Nuri efendi, serinlersin biraz. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT