BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeni dengeler, uzlaşmalar...

Yeni dengeler, uzlaşmalar...

Önümüzdeki günlerde yapılacak üç ihale basın grupları için son derece önemli hale geldi. Barometre’ye göre “Bu kez basın grupları birlikte değil, ayrı ayrı ihaleye katılıyorlar.



Önümüzdeki günlerde yapılacak üç ihale basın grupları için son derece önemli hale geldi. Barometre’ye göre “Bu kez basın grupları birlikte değil, ayrı ayrı ihaleye katılıyorlar.” POAŞ ihalesine Hürriyet ve Milliyet’in sahibi Aydın Doğan yanına İş Bankası’nı alarak katılıyor. Sabah Grubu ise, daha önce ATV nedeniyle mahkemelik olduğu Mehmet Emin Karamehmet’in Çukurova Grubu, Nurol ve Demirbank ile dörtlü olarak ihaleye giriyor. NTV, Kanal E gibi tv kanallarına sahip Doğuş Grubu ise Koç ile birlikte ihaleye girecek. Kulislere yansıyan yorumlara göre: İktidar ihaleye üç basın grubuna birlikte veremeyeceği için ya bir pazarlık ortaya çıkacak, ya da basın grupları birbirini yiyecek. Ya da ihale bilinçli olarak basın dışı ortaklığa, Alarko-Vakıflar Bankası ortaklığına verilecek. Hükumetin üç basın kuruluşunu karşısına almaktan çekineceğini ileri sürenler, şimdi ilginç bir senaryoda hemfikirler. Buna göre, gruplar arasında pazarlık yapılması ve Telekom ihalesinin Koç-Doğuş ortaklığına, POAŞ ihalesinin Sabah Grubu-Çukurova-Nurol-Demirbank ortaklığına ve GSM ihalelerinden birisinin ise Doğan Grubu-İş Bankası ortaklığına verilmesi ağırlık kazanıyor. Kan davasının sonu mu? Medya dünyası, devlet ihalelerine ayrı ayrı girerken, ilginç bir dayanışma da filiz veriyor. Dağıtım konusunda büyük zorluklar yaşayan, buna rağmen dağıtımını ve sattığı gazete miktarını günlük 500 binin altına düşürmeyen Star Gazetesi, önümüzdeki günlerde, Sabah Gazetesinin dağıtım şirketi BBD tarafından dağıtılacak. Uzan’lar Sabah ile anlaşırken, halen 50 bin lira olan fiyatlarını da 100 bin liraya çıkarmaya razı olmuşlar. Gerçekten de gazete fiyatını üç gün önce 100 bin liraya çıkardı. Sıra, Uzan’ların da ulusal dağıtım ağı içine çekilmelerine geldi... Uzan’lar ile BBD arasındaki bu işbirliğinin Doğan Grubu’nun muhalefetine rağmen gerçekleşmesi, medyada yeni dengelerin oluşmakta olduğu açısından ilgi çekici bulunuyor. Haksever’e haksızlık Atv’nin özellikle deprem yayınları sırasında büyük beğeni toplayan programcısı Oğuz Haksever, yönetimle ihtilafa düşerek NTV’ye geçti. Haksever NTV’de Haber Koordinatörü Cem Aydın’a da yardım edecekmiş. Neslihan Özkahraman’dan boşalan Basın Halkla İlişkiler Müdürlüğüne de Ayşe Kocaer getirilmiş. Hürriyet Gazetesi’nin Washington temsilcisi iken, Star gazetesine köşe yazarı olarak geçen deneyimli gazeteci Esen Ünür, geçtiğimiz günlerde Star Ankara temsilciliğine getirildi. Gazeteci Andre Finkel’in eşi ile ilgili suçlamalarda bulunan Hürriyet yazarı Fatih Altaylı, Finkel’e iki milyar lira tazminat ödemeye mahkûm edildi. Ama asıl ilginç olan, bayan Finkel’in “ Meslek ilkelerine saygı duymayan gruptan kazandığım bu para kirli paradır” diyerek tazminatını bir sağlık ocağına bağışlayacağını açıklaması idi. İhlas Net’in başarısı İnternet cephesinden bir haber daha. Microsoft 2000’in tanıtım sponsorluğunu İhlas Net de üstlendi. 17 Şubatta Lütfi Kırdar’da yapılacak toplantıda geniş bir tanıtım yapılacak. Ürün müdürlerinin tanıtımıyla devam edecek olan toplantının NTV’den canlı olarak yayınlanacağı, daha sonra Microsoft Corparation ile canlı uydu bağlantısı kurularak Bill Gates’in konuşmasının da yayınlanacağı belirtiliyor. Adres köşe olunca Geçen haftanın ilgi çeken olaylarından birisi, Yavuz Gökmen’in ölümünden sonra sütunu devralan Cüneyt Ülsever’in ortalığı karıştıran yazısıydı. Bilindiği gibi FP lideri, Ülsever’in “Tankları Hizbullaha karşı neden yürütmediniz” ifadesini kendi ifadesi gibi, grubunda kullanmış, sonra da askerden zılgıtı yeyince, Ülsever’i ihbar etmişti. Bunun üzerine Ülsever, Kutan’ı ayıplayıp eleştiren bir yazı yazarken, kendi gazetesinin genel yayın müdürü de, Ülsever’i “Kökten Demokratlık”la suçlamıştı. Ülsever bilindiği gibi, demokrat kişiliği ile tanınan yeni bir yazar. İnternette yarış var Doğuş Grubu, Microsoft ve General Electric, internette bir haber sitesi için biraraya geldiler. MsNbc sitesi NTV’nin de iştirakı ile ntvmsnbc haber sitesi haline geldi. Yeni sitede günün gelişen iç ve dış olayları, spor, ekonomi, sağlık, moda, teknoloji ana başlıkları altında çeşitli bölümler bulunuyor. İnternette de sansür İnternet gazeteciliğini de zapturapt altına almak için hükumet seviyesinde çalışma ve hazırlıklar devam ederken, dört yıldır “Ekranlarda cesur gazetecilik” yapan Kuva-yi Medya’nın sitesi, aracı kurum tarafından sansüre uğradı. Kuva-yi Medya’cılar “basındaki kirlenmeye karşı hiçbir medya kuruluşu ya da holding’in desteği olmaksızın ve hatta onların susturmaya yönelik baskıları, milyarlarca liralık tazminat ve ceza davalarına rağmen 4 yıldır başı dik bir şekilde onur mücadelesi veren kuva-yi medya’ya sahip çıkın” diyorlar. Akbulut’un kara listesi! Özellikle kıyak emeklilik tasarısına eleştirileri sırasında, meclisin manevi sahsiyetini haleldar ettikleri gerekçesi ile bazı gazeteci ve yazarlara TBMM Başkanlığınca ambargo kararı alındığı ortaya çıktı.. Medyaya da yansıyan, Akbulut’un kara listesinde Necati Doğru, Fatih Altaylı, Rahmi Turan, Ahmet Pertev, Akgün Tekin, Mehmet Türker, Tahir Erdem, Metin Yılmaz, Murat Büyükçelebi, Hüseyin Avuç ve Mine Kırıkkanat gibi isimlerin bulunduğu belirtiliyor. Akbulut “Tamam, eleştiriye evet ama küfür ve hakaret doğru değil. Bazı köşe yazarlarına bir ay süre ile meclis bülteninde yer vermeyeceğiz” diye savunmuş bu uygulamayı. Kanallı rekabet Magazinci dostlarımızın pek hoşlandıkları bir ifade ile Tatlıses-Kırmızıgül cephesinde de rekabet kıyasıya sürüyor. Aynı zamanda müzik şirketi sahibi de olan, türkücü Mahsun Kırmızıgül’ün, geçtiğimiz ay CTV’yi kiralayıp müzik kanalı haline getireceğini duyurduyduk. Bunun üzerine, rekabete uygun olarak İbrahim Tatlıses de İstanbul Tv’yi satın alıp kendi müzik kanalını oluşturmuş. Magazincilere göre, iki sanatçı arasındaki bu rekabette, Tatlıses, lahmacun salonları ile avantajı hâlâ elinde bulunduruyormuş. Güney hala tartışılıyor Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney’in, yaşamlarını konu alan bir film çevireceğini açıklaması ile başlayan tartışmaları geçen hafta “köşe savaşları” başlığı altında sizlere duyurmuştuk. Hatırlanacağı gibi, Hürriyet’in iki köşe yazarı, Fatih Altaylı ve Serdar Turgut, sanatçının kişiliğinin gereksiz yere abartıldığını ve sol çevrelerce istismar edildiğini ileri sürerek, onun, sinemacı kimliğini değil, Fransa’ya kaçmasına neden olan yaşam öyküsünü ve lümpen kişiliğini ön plana çıkararak “Katil, lümpen” tartışması başlatmışlardı. Derken Star yazarı Engin Ardıç da, aynı konuda kalem oynatıp “Öcalan ne kadar devrimciyse, Yılmaz da o kadar devrimcidir” deyince, işler iyice çığırından çıktı. Geçtiğimiz hafta bir başka Star yazarı Halit Kakınç , tartışmalara katıldı ve “Yılmaz Güney lümpendi! İdeolojik bir tarafı olmayan, yaşam biçimine uygun sıradan ve basit bir cinayet işledi. Tamam. Fakat iyi bir sinemacıydı. Eski deyimle hüda-i nabit bir yetenekti” diyerek, tartışmaların Yılmaz’ın yaşamına değil, filmlerine odaklanması gerektiğini ileri sürdü. Aynı sav Cumhuriyet yazarı Aydın Engin’den de geldi. Engin “Yılmaz Güney’i bütünlükle kavrayamayınca onu kolaylıkla “Yumurtalık yargıcının katili” ya da silahla oynamayı marifet sayan kavruk bir Çukurova çocuğu, kendini sinemacı değil siyasal lider sanan bir megaloman olarak niteleyebilirsiniz” dedikten sonra Güney’in sinemasını övüyor ve “Güney’in kişisel yaşamını ve sinemasını lümpen diye mahkûm etmeye kalkıştınız mı, bugün köpeksiz köyde, değneksiz dolanan Çarkıfelek ya da Televole kültürünü yüceltmiş olursunuz” diye uyarıyordu. Yılmaz’ın maceralı kişiliğini kategorize etmek yerine, onun sinemacılığını farketmek gerektiği yolunda bir başka görüş de Yeni Binyıl yazarı Vivet Kanetti’den geldi. Kanetti “...Türkiye’deki sinemasal ifadeye kocaman kapılar açmıştır Yılmaz Güney.. Türkiye’den zekî, duyarlı, taklitçi olmayan bir sinema çıkabileceğini bütün dünyaya duyurmuştur.. Ve hayattaki her seçimini, her tutkusunu, her günahını fazlası ile ödemiştir..En şerefli kumarbazlar gibi..” diye yazdı.. Engin Ardıç’ın bütün bu yazılanlara pabuç bırakmayacağı belliydi. Sol köşelerden gelen salvoların artması üzerine, Ardıç, Yılmaz Güney’den girip, eski dostlarının tümünü sıraya dizdi. “Bir Türk komünisti niçin adam olmaz” dedikten sonra “Bunlar çamurdan olsun da bizden olsun kafasında olduklarından, içlerinden “Yahu herif gerçekten de kronun tekiydi” diye düşündükleri halde, oturur bir lumpeni göklere çıkarırlar... Ve özel hayatlarında sabahtan akşama kadar Türk insanına küfür edip, sonra daktilolarının başına geçince emekçi edebiyatı yaparlar... Anadolu köylüsünün romanını yazan Kemal Tahir’e yapmadıkları alçaklık kalmamış, sonra da en başta kendileri “Caaanım İstanbul’a ayılar doldu” şeklinde meyhane sohbeti etmişlerder.. Sosyalizmin ticaretini yaparlar. Satacak başka malları yoktur.. Artık hiç kimse tarafından iplenmemenin verdiği hınçla, gitgide daha az satan sevimsiz yayın organlarında debelene debelene yokolup gideceklerdir.” dedikten sonra, bir de tehdit cümlesi sıkıştırmıştı yazısına “Hangi gazetelerden niçin kovulduklarını da çok kaşınırlarsa elbette yazarız..” diyerek.. Tartışmaların burada bitmeyeceği anlaşılıyor. Galiba bir süre de Yılmaz Güney’le yatıp kalkacağız. Ve bir not daha. Yılmaz Güney’in eşi, iki Hürriyet yazarını tazminat talebi ile mahkemeye verdi.. Düzeyli tartışma Deve güreştirmek bize mahsustur. Geçenlerde bir vatandaşımız devesi ile güreşe tutuşmaya kalkmışsa da güreş aslında develer arasındadır. Horoz güreştirmenin, doğrusu horoz dövüştürmenin vatanı da Tayland galiba. Köpek dövüştürenler, pire güreştirenler, kurbağa yarıştıranlar da başka başka milletler. Medyamız da son günlerde “Köşe güreşleri”ne merak saldı. Aslında, adet yeni değil de, bunların haber halinde gazetelere yansıtılması ve bir anlamda güreşe tempo verilmesi yeni usul. Önce bir köşe sakini bir şey yazıyor. Biraz bekliyor. Derken bir başkası, sözüm ona cevap veriyor. Hadi buyurun köşe güreşine. Tabii buyurmak için ilan gerekir. Yeni habercilik anlayışı da bu görevi üstleniyor. “Falanca şöyle yazdı, filanca da ona şöyle cevap verdi.” Diye üç sütuna, beş sütuna bir haber yayınlandı mı, hem güreşi başlatanlar gayrete geliyor, hem de yeni katılımcılar ortaya çıkıyor. Buyurun köşe güreşlerine. Tabii, güreşe katılamayan olursa, ona da yazacak şey çıkıyor elbette. (bizim gibi örneğin). Onlar da “Memleketin onca meselesini unutturmak için, durduk yerde mesele çıkarıldı, haberiniz olsun” diye yazıyorlar. Lafı dolandırınca, asıl yazacağımızı unutuyorduk. Efendim, son köşe güreşimizin konusu “Önünde ceket ilikletecek yazar kaldı mı, kalmadı mı” şeklindeydi. Hakkı Devrim ustanın bir vesileyle, biraz da nostaljik bir özlemle ağzından, kaçırdığı bir ifade üzerine, bir başka kalem ustası Hasan Pulur “Aşkolsun Hakkı bilader. Ne demek yanına giderken ceket iliklenecek yazar kalmadı. Zatınız sabah aynanın karşısında gözü kapalı mı durmaktasınız” mealinde itirazda bulundu. Konunun uzmanlarına göre, Pulur usta “Aşkolsun Hakkı, ben ne güne duruyorum” demek yerine, kendisi de kalem ustası ya, meramını böyle ifade etmiş. Mümkündür. Daha sonra Hakkı Usta, yine mealen “Canım fazla üzülme. Belli ki sürçü lisan etmişiz. Yoksa seni atlar mıydık” dedi de galiba güreş berabere sonuçlandı. Ama asıl ilginç olan, bir başka köşe sakininin bu kavga ile ilgili teşhisiydi: “Düzeyli tartışma” Eh tartışma düzeyliyse, bu tartışmayı konu alan haber de düzeyli haber olmak gerekir. Yani bizim kel alaka eleştirimiz de otomatikman düzeyli bu durumda. İşte, düzeyi tutturmak diye de buna denir.. Çok mu yüzeysel oldu?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT