BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeşil Sayfa 1 YAŞINDA

Yeşil Sayfa 1 YAŞINDA

Küresel ısınmadan hormonlu gıdalara kadar gezegenimizi olumsuzluklar zinciri sarmış durumda. Çevre ve tabiata dair birilerinin bir şey yapması gerekiyordu... Ünlü Aktör ve Biyolog Ediz Hun yönetimindeki Türkiye’nin ilk çevre sayfası, daha yaşanabilir bir Türkiye için çalışıyor. Yeşil Sayfa bugünkü 55. sayısında Biyolojik Silahlar dosyasını açıyor.



Küresel ısınmadan hormonlu gıdalara kadar gezegenimizi olumsuzluklar zinciri sarmış durumda. Çevre ve tabiata dair birilerinin bir şey yapması gerekiyordu... Ünlü Aktör ve Biyolog Ediz Hun yönetimindeki Türkiye’nin ilk çevre sayfası, daha yaşanabilir bir Türkiye için çalışıyor. Yeşil Sayfa bugünkü 55. sayısında Biyolojik Silahlar dosyasını açıyor. Biyolojik silahlar Bazı ülkeler gizlice biyolojik silah üretiyor. Yemeğimize, içtiğimiz suya, klimaya veya parfümlere katılacak 1 gram-dan daha az zararlı bakteri, 10 milyon insanı öldürebiliyor Sevgili okurlar, bugün size geçen haftaki yazımızın devamı niteliğinde olan “Biyolojik Silahlar”dan bazı örnekler vermek istiyorum. “Bu silahlar nasıl gelişti, nerelerde üretiliyor, fizyolojik etkileri nelerdir ve bunlardan nasıl korunabiliriz?” sorularına birlikte cevap arayacağız. Biyolojik Silahlar, Kimyasal Silahlara nazaran daha az tercih edilmekteler. Ancak, hazırlanması ve kullanımının ucuz ve kolay olması nükleer silahlara göre daha fazla gündemde olmalarının da başlıca nedeni. Ayrıca, Biyolojik Silah kullanarak yapılabilecek bir saldırının tanımlanabilmesi, laboratuvar çalışması gerektirdiğinden oldukça uzun süre alıyor. Oysa oluşturduğu etki çok yıpratıcı ve büyük kütleleri hayati tehlikeye sokabilir. Yayılması istenen bakteri ve virüslerin en sık yerleştirildikleri yerler havalandırma sistemleri, vantilatör ve klimalar. Kitlesel ölümlere yol açabilecek başka bir kaynak ise, bu mikropların su depoları, tankerler, baraj ve göllere karıştırılmasıyla oluşabilen salgınlar. Ayrıca, yiyecek, içecek ve hatta kozmetiklerin içinde de bulaştırılmaları mümkün. ZEHİR, ÜRETENE DE BULAŞIYOR Günümüzde, biyolojik savunma alanında çalışan bilim adamları, bu tehdide karşı önemli savunma mekanizmaları geliştirmeye çalışıyorlar. Çünkü bu silahlar çok ciddi tehlikelere yol açabilecek bir potansiyel taşıyorlar. Birçok ülkenin gizli laboratuvarlarında bu silahlar cam fanus’lar içinde üretilip, bekletiliyor. Bir diğer tehlikesi de, bu silahların içindeki mikroskopik canlıların, kendilerini üretenlere de bulaşabilme ihtimali. Biyolojik Silahlar, İkinci Dünya Savaşında stratejik bir tehdit olarak ortaya çıktıkları zaman oldukça önemli bir savaş gücü olarak kullanıldılar. İlginç bir örnek olarak, Japon ordusunun veba mikrobu bulaştırılmış pireleri, 1942 yılında Mançurya‘da Çin ordusunun üzerine salmasını gösterebiliriz. Bu saldırıda birçok Japon askeri de hastalığa yakalanmıştı. Daha sonraki yıllarda, başta ABD olmak üzere, birçok ülke bu silahların hazırlanmasında ve depolanmasında tecrübe kazandı. Bu silahların hepsini bir anda yasaklayabilecek bir anlaşmanın oluşturulması insani yönüyle çekici geldiğinden, 155 ülke Biyolojik ve Zehirli Silahlar Anlaşmasını (BWC) 1972 yılında imzaladı. Ancak, anlaşmayı takip eden 20 yıl içersinde, bazı ülkelerin gizlice üretime devam ettikleri ve kurallara uymadıkları ortaya çıkmaya başladı. Örnek olarak, 1979’da o zamanki Sovyet Rusya’nın Sverdlovsk kentinde, birçok insan ANTHRAX mikrobundan hastalanarak hayatını kaybetti. Yetkililer ise, daha sonraları bu salgının zehirli sığır etinden kaynaklandığını açıklayarak dünya kamuoyunu ikna etmeye çalıştı. Değerli Okurlar, burada bir noktayı da açıklığa kavuşturmakta fayda var: Aşıyı uygulamadan önce hangi biyolojik silahın kullanıldığının bilinmesi gerekiyor ki, tedavi için vakit kaybedilmesin. Antibiyotikler belli bakteriler ve biyolojik maddelere karşı etkili olabiliyor. Günümüz biyoteknoloji döneminde, bilinen aşıların ve antibiyotiklerin yetersiz kalabileceği yeni mikroorganizmaların üretilmesi büyük zorluk taşımıyor. GDO’LU ÜRÜNÜ KULLANAN YANDI! Ayrıca, şu günlerde medyamızda gündemin birinci maddesini oluşturan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), antibiyotiklerin iyileştirici etkisini tamamen ortadan kaldırabilir. Size iki haftadır insanlığı tehdit altında tutan ve kötü emelli kişilerin kullanabileceği çeşitli korkunç silahları biraz bilimsel bir dille aktarmaya çalıştım. Gelecek hafta başka bir konuyla birlikte olmak dileğiyle esen kalın. En zehirli biyolojik silahlardan Anthrax Bakterisi. Biyolojik silahlar bütün canlıları yok ediyor! Yıllar sonra bile ortaya çıkabiliyor Sevgili okurlar, bu silahların bazı özelliklerini ve yol açtığı tahribatları birkaç örnekle size sunuyorum... * Herhangi bir kişi, birkaç araç ve gereçle, protein bazlı bir kültür içinde, gaz maskesi ve korumalı giysiler kullanarak trilyonlarca bakteri üretebilir. * Biyolojik saldırılarda kullanılan mikroorganizmaların çoğu deriden değil, solunum yoluyla etkisini gösteriyor. Bu sebeple, maske ve plastik giysi kullanımı önemli ölçüde koruma sağlıyor. * Güneş ve değişen hava şartları bu mikropların çoğunu yok etse de, bazı istisnalar söz konusu. 1940’lı yıllarda İskoçya’da yapılan denemelerde kullanılan Anthrax bakterisinin, aynı yerde 40 yıl sonra da Anthrax sporlarıyla (üremeye hazır mikroskopik yumrular) kirlenmiş olduğu tespit edilmişti. * 1984 yılında, ABD’de Oregon’daki bir kasabada restoranlarda yemek yiyen 750 kişi zehirlendi. Olaydan yerlilerle çatışma içinde olan bir örgütün sorumlu olduğu ve bu kişilerin ürettikleri SALMONELLA bakterilerini restoranlardaki salata barlarına yaydıkları tespit edildi. * 2001’de, gene ABD’de mektup ve paketlerle ANTHRAX (Şarbon) bakterilerinin Florida’daki bazı merkezlerde ve New York, New Jersey, Washington gibi büyük şehirlerde gönderildiğini hatırlayacaksınız. Kurbanlar çoğunlukla postane çalışanları, gazeteci ve politikacılar olmuştu. 200 HASTALIK Keneleri bile taşıyıcı olarak kullanıyorlar Biyolojik silahlar, bugün için her ne kadar konvansiyonel benzerlerinden daha az tehlikeli görünseler de, gelişen teknolojiyle ortaya çıkarabilecekleri tehdit çok büyük boyuta ulaşabilir. Şu anda 200 kadar hastalık bulaştırıcı Biyolojik Silah mevcut. En önemlilerini şöyle sıralayabiliriz: Bakteriler: Anthrax (Bacillus anthracis), Veba (Yersinia pestis), Tularemi (Francisella tularensis), Brucella (Coccobacilli). Bu bakteriler bit, pire ve keneden geçebilirler. Virüsler: Grip (A tipi veya şimdiki Domuz Gribi gibi) Çiçek, Ebola ve Sarı Humma. Mantarlar: Silah olarak kullanılmıyor. Toksinler (Zehirleyiciler): Botulinum Zehiri (Clostridium botulinum) adlı bakterinin ürettiği Nörotoksinler hastalığa yol açıyor. Fark edilmeden yayılır. 1 gram Botulinum 10 milyon insanı öldürebilir. BAKTERİLERDEN NASIL KORUNURUZ Anthrax (şarbon) ETKİLERİ: Saldırı amaçlı kullanım sprey biçiminde. Ölümcül etkisinin nedeni bakterinin sporlarının oluşturduğu zehir. Solunum yoluyla alınırsa kuluçka dönemi 1-6 gün. 24-36 saat içinde hasta kaybedilebilir. tedavi şekli: Aşısı var. Bazı antibiyotikler de iyileştirmede etkili olabiliyor. Ancak solunum yoluyla alınması durumunda antibiyotikler etkisiz kalıyor. Botulinum ETKİLERİ: Bakterilerin oluşturduğu zehirin önceden toplanarak saldırı amaçlı kullanılması durumunda ölümcül etki yapıyor. tedavi şekli: Zehiri etkisiz hale getiren ilaçlar günümüzde mevcut. brucella (AKDENİZ HUMMASI) ETKİLERİ: Bakterilerin vücuda girmesi, pastörize edilmemiş besinlerin sindirimi sırasında veya deri üzerindeki yaralardan gerçekleşiyor. Saldırı amaçlı ise, sprey yoluyla veya besinlerin kirletilmesi şeklinde oluyor. tedavi şekli: Etkili bir aşısı yok, ancak antibiyotiklerle iyileşme sağlanabiliyor. veba ETKİLERİ: Enfeksiyonlu fareler üzerinde yaşayan pire ısırığından yayılıyor. Orta Çağ’da, 1348-1352 yılları arasında Avrupa’da bu hastalıktan 75 milyon insan ölmüştü. Spreyle de bulaşabiliyor. İnsandan insana geçebiliyor. tedavi şekli: 24 saat içinde antibiyotik tedavisi uygulanmalı. Aşısı da mevcut. Ancak hava yoluyla bulaşmışsa aşı işe yaramıyor. Tularemi ETKİLERİ: Normalde ölüm oranı %5’i geçmiyor. Ancak saldırı sonucu havadan alındığı zaman ölüm riski artıyor. tedavi şekli: Aşısı var. Antibiyotikle tedavisi mümkün SİZDEN GELENLER Minik kızım izmariti atan adama ne dedi? > Çiğdem Başer Ne kadar doğru bir yerdesiniz ve ne kadar önemli bir iş yapıyorsunuz. Ben iki kızı olan bir anneyim ve sizin kuşağın filmleriyle büyüdüm. Kalitenizi her yaş grubu anlıyordur sanırım. Çocuklarımı bebekken bile çevre konusunda bilinçlendirerek büyüttüm, onlar her şeyi kaydediyorlar çünkü. 1.5 yaşındayken kızım yolda izmaritini atan kişiye; “Pis adam” diyerek tepki gösterecek kadar çevre bilincine sahipti. O zaman kendime ve çocuğuma teşekkür ettim. Şimdi çok incinmiş horlanmış dünyamıza hep birlikte sahip çıkma zamanı, bunun için önce anneleri bilinçlendirmek gerekir diye düşünüyorum, çünkü bir anne bir kişiyi değil koca bir toplumu yetiştiriyor... Bir de bütün okullarımızda mutlaka çevre dersleri verilmeli. Ben inanıyorum sizin katkılarınızla ve pozitif olağanüstü zarafetinizle çok güzel işler yapılacak bu ülkede. Sizlere ulaşabildiğim için çok mutluyum. Keşke size ulaşabildiğimi öğrenmek mümkün olsa... 100 saatlik eğitimle mühendis mi olunur! > Selma Akdoğan (Çevre Mühendisi) Sayın Ediz Hun, Çevre Denetim Yönetmeliği ile birlikte sanayi kuruluşlarına çevre denetim birimlerini kurmak ve çevre görevlisi istihdam etmek ya da bu konuda hizmet veren firmalarla anlaşma zorunluluğu getirildi. İlk bakışta bunun sevindirici bir gelişme olduğu düşünebilir. Ancak son yapılan değişiklikle birlikte çevre konusu ile ilgisi olmayan birçok meslek sahibi 100 saatlik eğitim sonrasında çevre görevlisi unvanını almaya hak kazanacaktır. Böyle bir şey olur mu? Bu bir bilim işidir ve bu çevre mühendisliğinin konusudur! Siz de bu mücadelemizde yanımızda olursanız seviniriz. Ergene Nehri’ne nihayet el atılıyor > Serdar Manga / Edirne Ediz Bey, Ergene Nehri kirliliğinin durdurulması ve temizlenmesi konusunda bir ön çalışma içerisindeyiz. Bu bağlamda mümkünse dokümantasyon destekli öneri ve fikirlerinizi paylaşmanızı rica ederiz. İlginiz ve ivedi cevabınız için teşekkür ederiz. CEVAP:Serdar Bey, Ergene’nin temizlenmesi için başlatmak istediğiniz çalışmanın hayırlı olmasını diliyorum. Benim naçizane önerilerim şu şekilde özetlenebilir: * Her şeyden önce temizlenecek bölgeyi belirli pafta’lara ayırmalısınız. * Ayırdığınız bölgenin su tahlillerini yaptırmalı, kimyasal, fiziksel ve biyolojik kirleticileri tespit ettirmelisiniz. * Havzaya atık bırakan kuruluşların envanterini çıkarmalı ve bu atıkları, hangi merkezden hangi kirletici bırakıldığını belirleyerek kaydetmelisiniz. * Önemli bir husus da şudur: Akan nehrin veya çayın kaynağından itibaren akış yönüne doğru bölümlere ayırmalı ve yukarıdan başlayarak aşağıya doğru temizleme işlemini başlatmalısınız. * Havza kirliliğinin kimseye fayda sağlamayacağına dair yazılı ve görüntülü medyada toplumsal şuuru oluşturma gayreti içinde olmalısınız. Çalışmalarınız başarılı, yolunuz açık olsun. Allah’ın nizamını değiştiremezsiniz... > Ali Gülenç / SİNOP 60 yaşında bir insanım, ben de sizin gibi çevre ve tabiatı çok seviyorum ve korumaya çalışıyorum. Bu cennet vatanda nedense birileri inatla tabiatın kurallarını değiştirmeye çalışıyor. Bundan yıllar önce Sinop’taki koca kayın ormanlarını söküp yerine çam benzeri ağaçlar diktiler. Ama Allah biliyor ya, bu arazilerde kalan kılcal köklerden bile kayın fışkırmaya başladı. Şimdi de dişbudak ağaçlarını yok etmeye çalışıyorlar, seyreltme adı altında! Ne yazsam boş, bir de siz dillendirin!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102670
    % 1.56
  • 5.6832
    % -0.04
  • 6.3433
    % -0.54
  • 7.0838
    % 0.02
  • 261.058
    % 0.32
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT