BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İMPARATORLUĞU BATIRAN YENİ OSMANLILAR

İMPARATORLUĞU BATIRAN YENİ OSMANLILAR

Daha çok “Jön Türkler” olarak anılan Yeni Osmanlılar, tarihimizde en önemli politik, sosyal ve edebî akımlardan biriydi. Fikirleri bazı padişahlar tarafından uygulamaya konuldu. Ancak, gittikçe dejenere olup devletin sonunu getirdiler.



Trablusgarp’a sürgüne gönderilen bir grup Jön Türk... Yeni Osmanlılar, 1865 yılında İstanbul’da bir araya gelmiş bir genç aydınlar grubudur. Fransızların bunlara verdikleri Jön Türkler (Jeunes Turcs) adıyla da anılırlar. İtalya’daki yarı gizli Karbonari cemiyeti taklid edilerek kuruldu. Hemen hemen tamamı Osmanlı aristokrasisine mensup 245 genç bir araya geldi. Ne istiyorlardı? Hürriyet, anayasa, meşrûtiyet dedikleri taçlı demokrasi, daha açık ifadeyle millet meclisi, padişaha değil bu meclise karşı sorumlu hükûmet, her şeyi yazıp söylemek hakkı istiyorlardı. Ne güzel değil mi? Ama gerçekte, kıdemli, tecrübeli Devlet adamlarını atlayıp kendileri için iktidar istiyorlardı. Askeri işe karıştıramıyorlardı, içlerinde subay yoktu. Zira 1826 Sultan Mahmud rejiminde subayın politikaya girmesi, yeniçeriliğe dönmek gibi aşağılayıcı bir eylem sayılıyordu. Rejimi Sultan Mahmud Efendimiz, Cağaloğlu’ndaki türbesinden yönetiyordu, bugün Atatürk’ün rejimi Anıtkabir’den yönetmesi gibidir. NE İSTİYORLARDI? Yeni Osmanlılar’ın çoğunluğu gazeteci-şair topluluğu idi. İlk hedefleri, imparatorluğu hâkan-halîfe (Sultan Abdülaziz) adına yöneten Sadrâzam (imparatorluk başbakanı) Âlî Paşa ile ayrılmaz ikizi Keçeci-zâde Dr. Fuad Paşa’yı iktidardan düşürmekti. Yerlerine Ziyâ Bey (Paşa) ile Kemal Bey (Nâmık Kemal) sadrâzam ve hâriciye nâzırı olacaklardı. Zira bu ikili, 1858’de ölen Tanzimat’ın lideri “Büyük” denen Mustafa Reşit Paşa’nın, Sultan Mahmud istikametindeki radikal reformlarını gevşetmişler, yavaşlatmışlardı. Tanzimat’ın hızla yenileşme temposu bozulmuştu. Reşid Paşa, Bâb-ı Âlî (Yüce Kapı) denen Osmanlı Türkiye imparatorluk hükûmetinde -günümüzde bile süregelen- çok sıkı bir Devlet memurları kadrosu kurmuştu. Hâriciyeci denen diplomatlar sınıfı başı çekiyordu. Reşid, onun yerine liderliği ele alan Âlî ve Fuad Paşalar hep diplomasiden gelen yöneticilerdi ve Avrupa’da da dünyanın en büyük diplomatlarından sayılıyorlardı. Sultan Mahmud rejiminde imparatorluk, güçlü bir orduya dayanan çağdaş bir yüksek dipolmasi ile yönetilebilirdi. Osmanlı’nın yedi düvele çatarak yönlendirdiği Nizâm-ı Âlem (Pax Ottomana) çağı artık kapanmıştı ve bunu idrak edinceye kadar Kırım’ı, Mora’yı, Cezayir’i kaybetmiştik. Devleti, hâkan-halîfe adına Bâb-ı Âlî’de başı sadrâzam olan yüksek bürokratlar yönetirdi ki, bunlara göre Yeni Osmanlılar denen gençler, ihtilâlci idiler ve yönetimden uzak tutmak gerekiyordu. Zira Reşid Paşa Tanzîmat’ında olmayanı, millet meclisini istiyorlardı! ZİYA VE KEMÂL Yeni Osmanlılar’ın başını, Reşid Paşa yetiştirmelerinden Ziyâ Bey ile onun ayrılmaz ikizi büyük aristokrasiden gelen Nâmık Kemal Bey çekiyordu. Şairlikleri ile büyük ün kazanmış dâhîler sayılıyorlardı. Gazete vasıtasıyla iktidarı eleştiriyorlardı. Ziyâ 1829 ve Kemal 1840 doğumlu idiler. İkisi de yüksek bürokraside, rütbeli, nişanlı memur oldukları halde, gizli cemiyet (cem’iyyet-i hafiyye) kurmuşlardı. Dünyanın en zengin adamlarından Kavalalı prensi ve Osmanlı nâzırlarından Mustafa Fâzıl Paşa tarafından çok yüksek maaşa bağlanmışlardı. Padişaha göre şu veya bu fikirdeki kişinin devleti yönetmesi fark etmez. Zira hangi parti iktidarda bulunursa bulunsun, “ebed-müddet” olsan saltanat (monarşi) devam eder. Bununla beraber, Bâb-ı Âlî bürokrasisi, Paris başta, Cenevre, Londra, Viyana, hattâ Kahire gibi yerlere kaçan Yeni Osmanlılar’la temas edenleri -padişah olsa bile- mimliyordu. Meselâ Sultan Azîz, Ziyâ Bey’in (Paşa) Cenevre’de sıkıntıda olduğunu duyunca, henüz çocuk olan oğlu Yûsuf İzzeddin Efendi hocasına 1.000 altın gönderiyor hilesiyle Yeni Osmanlılar’ın liderini maddeten kollamıştı. Padişah, bir teşebbüs daha yaptı: Ziyâ Bey’i hâriciye nâzırlığına (dışişleri bakanlığı) getirmek isteyince (ki Tanzimat hükûmetlerinde en önemli bakanlık sayılıyordu), Bâb-ı Âlî ayağa kalktı. BEŞİNCİ MURAD DESTEKLEDİ Okuyucularım merak ederler, Âlî ve Fuad Paşalar’ın yerine Ziyâ ile Kemal Beyler, sadrâzam ve hâriciye nâzırı olsalardı, imparatorluğu daha iyi mi yönetirlerdi. Kesinlikle hayır! Elbette nâzır, büyükelçi, eyalet valisi olurlardı, fakat imparatorluğun zirve yönetimi asla! Yeni Osmanlılar’ın arkasında Velîahd-i Saltanat Murâd Efendi’nin (Beşinci Murad) bulunduğunu, amcası Sultan Azîz’in günlerini hesapladığını eklemem gerekir. Yeni Osmanlılar, Avrupa’da gazete kitap yayınlayıp Türkiye’ye sokarak birkaç yıl geçirdiler. Paris’e gelen Sultan Abdülazîz’in ayağına kapanan Kavalalı Mustafa Fâzıl Paşa, maddî desteğini kesince, bizim Jön Türkler de birer ikişer İstanbul’a döndüler. Yeni Osmanlı veya Jön Türk hareketi, sonra şekil değiştirerek Paris’te devam etti. Gittikçe dejenere olup devlet yıkıcılığına kadar yol aldığını belirtmem gerekir. Tarihimizde önemli bir politik, sosyal ve edebî akımdır. Ziyâ ile Kemâl’in fikirlerinin bir kısmını İkinci Abdülhamîd uyguladı. Eğitim ve bayındırlık alanlarında Sultan Hamîd, en ileri Tanzimatçı’dır. Sonra muhalefet İttihad Terakkî partisine geçerek dejenere oldu. 1876’dan sonra 1908 ve 1909’da ve 1913’te üst üste Jön Türk subaylarımız darbe yaparak imparatorluğu batırdılar. Acemi milliyetçilik, tecrübesiz ve bilgisiz politikacılıkla birleşince yakımla sonuçlanır. Hele buna bir de şahsî menfaat ve makam kaygısı eklenirse felâket oluşur. Türk İmparatorluğu’nun âkıbeti böyle oldu. KİTAPLAR ARASINDA İlber Ortaylı, Tarih Yazıcılık Üzerine, Ankara 2009, Cedit Neşriyat, 232 s. İlber Ortaylı, Türk tarihçiliğini, dünya tarih yazıcılığı içinde sunuyor. Bizzat kendisi klasik ve modern bütün tarihçilerimiz içinde en seçkinlerinden biridir. Osmanlı’yı ilk defa Hayrullah Efendi (1817-1865) dünya (veya Avrupa) tarihi çerçevesinde kaleme aldı. Prof. Ortaylı, bunu büyük bir vukufla gerçekleştirdi. Bilhassa 19. asır tarihimiz, Avrupa (ve dünya) tarihinden soyutlanarak yazılamaz. Ortaylı’nın bu eserini, kültürünün derinliğine ve çeşitliliğine, Türkçe’yi kullanmasındaki zenginliğe hayran olarak okuyacaksınız... Prof. Dr. Mahir Nakip, Kerkük Türk Halk Müziği, Ankara 2009, Atatürk Kültür Merkezi, 208, müellif Türkmen halk musikisi üzerinde uzmandır, bol notalı, vukufla kaleme alınmış bir eser.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT