BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > OYUNCAK MÜZESİ’nde düşlerin tarihine yolculuk

OYUNCAK MÜZESİ’nde düşlerin tarihine yolculuk

“Almanya, İngiltere, ABD, Japonya gibi ülkeler, ‘hayal dünyaları zenginleşsin’ diye çocuklarına oyuncak alıyorlar. Çocuklarının düşlerini önemsiyorlar. Oysa biz; oyalansınlar, çok fazla ayak altında olmasınlar diye aldık! Bugün onların çocukları dünyayı yönetirken, bizimkiler onların kapısında oyalanıyor”



PAZAR KAHVESİ Betül Altınbaşak betul.altinbasak@tg.com.tr “Almanya, İngiltere, ABD, Japonya gibi ülkeler, ‘hayal dünyaları zenginleşsin’ diye çocuklarına oyuncak alıyorlar. Çocuklarının düşlerini önemsiyorlar. Oysa biz; oyalansınlar, çok fazla ayak altında olmasınlar diye aldık! Bugün onların çocukları dünyayı yönetirken, bizimkiler onların kapısında oyalanıyor” Sunuş Hayallerin düşlerin dünyası Erenköy’de kapılarını açmış sizi bekliyor! Küçük bir dünya sanki burası... Gerçek hayatta var olan her şey aslına sadık kalınarak küçültülüp avcunuza sunulmuş gibi... En güzeli de, sizi bir anda, “meğer bir yanım hep oradaymış” dedirten çocukluğunuza götürmesi. Rengarenk giysileriyle bebekler, kurşun askerler, tahta atlar, yarış arabaları, oyuncak evleri ve daha neler neler... İşte benim çocukluğum diye geçiveriyor aklınızdan. Oyuncaklar ve düşler alıp götürüyor. Usta edebiyatçı Sunay Akın, Erenköy’deki aile yadigârı köşkünde bir şairin bilge ruhuyla bir çocuğun hayallerini buluşturmuş ve ülkemizin ilk oyuncak müzesine kavuşmamızı sağlamış. Emeğin, özverinin ve karşılığını hiçbir yerde bulamayacağımız geçmişimizin, hayallerimizin küçük ayak tıkırtılarını toplamış üstad bizim için. Gidin ve görün lütfen. O yaptığı işten çok gururlu; fakat biraz da buruk... Halkımızın müzelere ilgisizliğinden, devletin özel müzelere gerekli desteği vermemesinden... Buyurun bu hafta kahvemizi, oyuncakların arasında içelim. B.A. Çok büyük bir iş başarmışsınız, nereden aklınıza geldi bir oyuncak müzesi kurmak? - 90’ların başıydı. Almanya’ya edebiyatçı kimliğimle davet edilmiştim. Gittiğim ülkelerde müzeleri gezmek en büyük mutluluğum. Nürnberg’de bir oyuncak müzesi vardı ve gezmek için de kendime birkaç saatlik süre ayırmıştım. Fakat düşündüğüm gibi olmadı. Akşam müze kapanırken Alman görevli yanıma geldi ve ‘kapatıyoruz’ dedi. Saat beş olmuş, çizmeyi aştığımı biliyordum ama doğruyu söylemek gerekirse de akşam nasıl oldu hiç anlamamıştım. Orada beni etkileyen düşlerin, hayallerin tarihiydi. Gezerken şunu fark ettim; insan önce hayal ediyor, sonra gerçekleştiriyor. Asıl olan hayallerdir ve gerçek, düşlerin, hayallerin ayak izlerini takip eder. Bende böylece bir merak başladı. Avrupa’da gittiğim her kentte oyuncak müzelerini aradım. Baktım Lizbon’da, Paris’te, Zürih’te, Londra’da Stockholm’de, Prag’da oyuncak müzeleri var; ‘niye bizde yok, niye biz bu bilgi birikiminden mahrumuz’ diye içim ‘cız’ etti. Şuna inanıyorum ki müzelerde geçen bir saat pek çok kitaba bedeldir. Burada gezerken bir bilginin, aydınlanmanın içinde geziliyor. Müzeleri olan toplumun bir arada yaşama kültürü, demokrasi kültürü yüksektir. Müzeler bir toplumun hafızasıdır. Gıpta ettim dünyadaki örneklerine ve ‘ben bunu yapacağım’ dedim. Kitaplarımdan, oyunlarımdan gelen gelirimi bu müzeye aktardım. BARDAĞI TAŞIRAN DAMLA > Müzenin ilk parçası beyaz bir atmış... - Evet, Almanya’da bir antikacıdan satın aldığım beyaz bir attır. O atın beni bir müzeye götüreceğini düşündüm. Biz Türk’üz ya, hep atla yola çıkarız; benim de öyle oldu. Oyuncağın tarihiyle ilgili araştırmalar yapıyordum zaten. O beyaz at bardağı taşıran damla oldu. O atın karşısında ‘tamam’ dedim, bu işi yapmalıyım. Önce odamda 3-5 parçayla başladı, sonra o oda doldu, babamların evinde iki odayı işgal ettim. Derken ailemden kalan bu köşke geçtim. Müze kurmak çok zor bir uğraş, nasıl oldu ben bile anlamadım. Lehmann, oyuncak fabrikaların en eski, en önemli fabrikalarından birisidir ve dünyada Lehmann oyuncaklarını bulmak çok güçtür. Bir müzede iki tane olması büyük bir şeyken, şöyle söyleyeyim; İngiltere’de 4 tane var, bizde 21 tane var! Her biri çok değerli. Dünyadan ziyaretçilerimiz var. Kanadalı bir tarihçi bebek evlerinin tarihi konusunda bir araştırma yapıyormuş, dünyadaki oyuncak müzeleri içinde bizimkine de geldi ve müzemizdeki oyuncak evlerini araştırmasına katmaya değer buldu. Diyebilirim ki dünyanın en iyi oyuncak müzesiyiz. Dünyada 150 oyuncak müzesi var, 140’ını zaten geride bıraktık. Her yıl dünyanın en iyi müzesi seçilir, müzeciliğin Oscar’ı yani... Çok iyi bir denetleme geçirdik ve bu yıl biz de adayız. Ama kendi ülke insanımızın daha ilgili olması lazım, bizde çok müze gezme kültürü yok. DEVLET DESTEK VERMELİ > Özel müzecilik çok meşakkatli, maliyetli bir iş değil mi? Devlet desteğiniz var mı? - Elbette çok zor bir iş. Devlet desteği maalesef yok; ancak olması gerekiyor. Bunun için sürekli görüşmeler yapıyoruz. Burası limited şirket statüsünde vergisini ödeyen, elektriğini, suyunu, doğalgazını ödeyen bir kurum. Bundan çok şikayetim yok, ama ben devletin özel müzeciliği desteklemesini, yapılan bu çabayı görmesini istiyorum. Bir şirket patronu ile eşit algılanmak istemiyorum. Şu andaki duruşumuz o ve devlet bizi bu şekilde görüyor. Müzeler Genel Müdürü Sayın Orhan Düzgün ile çok uyumlu çalışıyoruz. Kurumsal manada, müzeler genel müdürlüğünden destek alıyoruz. Fakat yetersiz; özel müzeciliğin önünü açacak politikaların, vergi düzenlemelerinin yapılması lazım. Diğer taraftan bu ülkede çok güzel insanlar var; siz bir şey yapmak istediğinizde destekçileriniz de oluyor. İş Bankası’nın kumbara hesabı var ve onlar, ‘biz bu müzenin yaşaması için destek olmak istiyoruz’ dediler, destek verdiler. Buraya çok yoksul okulların çocukları da geliyor. Bu ülke iyi bir aşure ve bizi destekleyen çok güzel insanlar var. Kuruluş aşamasında Kadıköy Belediyesi’nin ve bazı özel kurumların da desteğini arkamızda hissettik. HOLDİNGİ YOK, AMA... > Bütün oyuncakları kendi birikimlerinizle mi alıyorsunuz? - Evet, hepsini. Hayatım burası benim. Kefenin cebi yok der ya herkes; yine de varmış gibi davranır. Ben bunu çok rahat söylüyorum; elimdeki her şeyi insanlara açtığımı, ülkeme çok güzel bir değer kazandırdığımı düşünüyorum, çok da mutluyum. Burada oturup oyuncaklara gelen çocukları düşünmekten o kadar büyük haz alıyorum ki, çocukların dünyası çok masum, çok temiz. Benim zenginliğim hisse senetlerim değil, hissi senetlerim. Burası şair-yazar kimliğindeki birisinin dünyada kurduğu ilk müze. “Kırdığımız oyuncaklar” romanını yazarken bu müze çıktı ya da müze fikri, o kitabı yazdırdı. Ondan çok emin değilim ama çok mutluyum ülkemizde böyle bir müze olduğu için. Bir holdingim, çok paralarım yok ama çok emek verdim böyle bir müzemiz olması için, ülkemizde çok ciddi koleksiyonerler var ve özel müzecilik teşvik edilmeli. AYRINTILAR ESKİLERDE > Eskiden oyuncaklar daha mı güzelmiş, çok detay var, her şey aslı gibi... - Hiç şüpheniz olmasın. Ayrıntı, çok eski oyuncaklarda. Bu, çocuğa verilen değer aslında. Almanya, İngiltere, ABD, Japonya burada sergilenen birçok parçayı üreten ülkeler... Bizden farklı olarak bu ülkeler pek çok konuda öndeler, çocuklara da çok daha fazla değer veriyorlar. Çocuklarına oyuncakları “hayal dünyaları zenginleşsin” diye alıyorlar. Çocukların düşlerini önemsiyorlar. Bizse oyuncakları çocuklarımıza oyalansınlar, çok fazla ayak altında olmasınlar diye aldık; bugün bu oyuncaklarla oynayan çocuklar dünyayı yönetirken, biz de onların kapılarında oyalanıyoruz. Oyuncak müzesi düşlerin tarihidir. 1920’lerde ilk uzay oyuncaklarını Amerikalılar yaptı, aya da ilk onlar gitti. Biz o yıllarda çocuklarımıza kaynana zırıltısı aldık. MÜZAYEDESİ DE VAR > Oyuncakları sağlam bulmak da bir iş, nihayetinde bir çocuğun elinden geçmiş bunların çoğu... Bu kadar oyuncağı nasıl bir araya getirdiniz? - Objede en değerli olan oyuncaktır. Bibloyu koruruz, gümüşü parlatırız, takılarımızı çekmecelerimizde saklarız, ama oyuncak, çocuğun eline verildiği anda sonu başlar, kırılır. O yüzden objede en değerli olan oyuncaktır. Bu oyuncakları eksiksiz, tam yapıldığı formda bulmak büyük iş!.. Kırmadan oynayan çocuklar da var neyse ki... Bu sayede çıkıyor bu oyuncaklar. Ama bu kondisyonda oyuncak bulmak zor tabii. Koleksiyonerleri var bu işin ve müzayedeler oluyor. Son yıllarda da internet aracılığı ile açık artırmalara katılıyoruz. > Bazı oyuncaklar oyuncak değil de sanki gerçek hayatın bir minyatürü gibi... - Evet aynen öyle. Bu yıl ‘Minyatür Odalar’ diye bir sergi açıldı, ne kadar da ses getirdi... Bizim elimizde 100 yıllık minyatür oyuncaklar var. Burada minyatür eczane, matbaa, pastane, çiçekçi, kasap, parfümeri, kütüphane, sınıf ortamları, bebek odası sergiliyoruz. Ama bir sergi kadar ses getiremiyoruz. ÖZEL BİR OYUNCAK > Sizi çok heyecanlandıran bir oyuncak oldu mu hiç? - Sünnet düğünümde fotoğrafçıya götürdüler, o da elime süs olsun diye oyuncaktan bir gemi verdi. Japonya’da üretilen bir oyuncaktı. Fotoğrafımı çekti, ama suratım asık. Çünkü geri alacaktı. Yıllar sonra bu müze fikri oluştuğunda oyuncak geminin aynısını Almanya’da buldum. Sünnetimde çekilen fotoğrafımla birlikte burada sergiliyoruz. Görünce çok heyecanlanmıştım. Yıllar sonra başka bir eşi müzenin bir parçası oldu. > Bizde de değerli oyuncaklar var mı, hep dışarıdan mı buradaki oyuncaklar? - Çoğunlukla dışarıdan... Bağış için zaman zaman gelenler oluyor, ama aynı tablolar gibi oyuncağın da bir değerinin, belli markaların ürünlerinin olması gerekiyor. Bizde üretim olarak dünyaca tanınan, bu sektörde marka olmuş firma maalesef yok. Müzede kendi kültürümüzün oyuncakları da sergileniyor tabii ki... BİR ARABANIN HİKÂYESİ > Müzedeki Türk imajı ile Avrupa tarafından yapılmış oyuncaklar çok ilgimi çekti. Evet, Türkler Dünyada büyük iz bırakmış bir ırk. Mesela Osmanlı padişahının, Türk askerlerinin oyuncak sanayisinde yeri var. Müzemizde bir araba var, hikâyesi de şöyle: Belçikalı oto yarışçısı Camile Jenatsky, 1899 tarihinde akülü arabası ile Paris yakınlarındaki bir pistte yaptığı test sürüşünde, saatte 100 km hızın üzerine çıkan ilk insan olur. Bu rekortmen araba iyi bir gazete okuyucusu olan meşhur oyuncak yapımcısı Lehmann gözünden kaçmaz ve dünyada 100 km hızla gidebilen ilk arabanın, UHU adını verdiği oyuncağını yapar. Araba dünya turuna çıkacaktır. Üstünde de “dünyada mutlaka görülmesi gereken yerler” yazıyor, listede İstanbul da var. > Yeni kitabınızdan bahsedelim... Ay Hırsızı yeni kitabımın adı. Cervantes ve Mimar Sinan hangi caminin inşaatında buluştu? Piri Reis’in haritası Topkapı Sarayı’nda nasıl bulundu? İstanbul Boğazını yürüyerek geçen Atilla Hülagü’nün sırrı gibi birçok bilgiyi içeren öykülerimizi okuyucularımızla buluşturuyorum. www.istanbuloyuncakmuzesi.com ‘KILIÇ VE KALEM, ÖĞRENSİN BİRLİKTE YAŞAMAYI’ Sunay Akın, hayat felsefesini şöyle anlatıyor: “Bu dünyada yaptığın bütün güzellikler, cennette, cehennemde seninle! Ona göre yaşamalıdır insan. Ne kalem kılıçtan, ne kılıç kalemden üstün olsun; öğrensinler birlikte yaşamayı. Kalem aşk şiirleri yazsın, köreldikçe de kılıç onu yontsun.” Ben hâlâ çocuğum! Sunay Akın anlatıyor: “Ben hâlâ çocuğum. Özgürlüğü elinden alınan çocuğa büyük derler. Ben özgürlüğümü bırakmadım ki... Aile albümlerine bakıp, çocukluk fotoğraflarımda hâlâ aynı Sunay’ı görüyorum. Kartvizitime koyarım o fotoğrafı ben. Olgunluk, yeteneksizlerin işidir bana göre... Güç, iktidar peşinde olmak, kartvizitlerin arkasına sığınmaktır. Hayalleri, düşleri sınırlar. Olgunluk; deneyim, bilgi sahibi olmaktır bana göre. Alışılagelmiş bir olgun insan, Einstain gibi dilini çıkarıp poz verir miydi? Don Kişot çok mu olgundu? Ya Picasso, Dali, Orhan Veli? Bilim adamları, sanatçılar, çocukluklarını koruyan insanlardır.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106805
    % 0.02
  • 5.6889
    % -0.09
  • 6.3007
    % -0.05
  • 7.3638
    % 0.03
  • 269.116
    % -0.25
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT