BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Senin dilin uzamış kız!”

“Senin dilin uzamış kız!”

Nuri bunalmış bir halde elinin tersiyle alnında biriken terleri sıvazladı: - Hiçbir şey serinleteceğe benzemiyor abla. Felaket sıcak...



Nuri bunalmış bir halde elinin tersiyle alnında biriken terleri sıvazladı: - Hiçbir şey serinleteceğe benzemiyor abla. Felaket sıcak... Bir yudum aldı ayranından. Ağzını şaplattı beğenmiş bir ifadeyle: - Eline sağlık, nasıl, Şehnaz kardeş memnun mu işinden? - Eh, fena değil, gidip geliyor işte. Biraz zor oluyor ama... Gece geç kalıyor, hava kararınca da ben korkuyorum. Nuri başını salladı iki yana: - Korkma, bir şey olmaz, bu memlekette herkes böyle, çalışmayan aç. Yatıp kalkıp iş bulduğuna şükretsin. Herkes açıkta. Çok kötü durumda ekonomi. Bilmiş bilmiş konuşmuştu. Seher onu dinlemiyordu bile. Aklı işindeydi. Eğer Nuri’nin dediği gibi birkaç ev daha bulursa çeker alırdı Şehnaz’ı o zaman. O gider çalışır, kızı da ev işlerini görürdü. Keyifle gülümsedi... Sabah her zamankinden erken kalktı. Namazını kıldıktan sonra kahvaltıyı hazırladı, odayı toparladı. Şehnaz’ı uyandırdığı zaman işlerin hepsi bitmiş, çay demlenmişti: - Kalk kızım, ben de seninle çıkacağım bugün. Duraktan alacak Nuri beni. Böyle işe gittiğim günler beraber gideriz seninle. Genç kız uykulu gözlerini annesinin son bir ayda iyice yıpranan yüzünde gezdirdi: - Hıı... iyi, gideriz... - Bakarsın birkaç ev daha bulurum böyle. O zaman çıkarsın işten. Ben çalışırım. Hemen irkildi Şehnaz. Kaşlarını kaldırıp fırladı yataktan: - Nedenmiş o? Fazla para göz mü çıkartır, daha adam gibi yaşarız, yapamadığımız şeyleri yaparız o zaman. Seher sinirlenmişti: - Yapamadığın ne var kız? Bir eksiğin mi var? Omuz silkti Şehnaz. Dudak bükerek kapıya doğru yürüdü: - Var ya! Bir sürü elbise görüyorum vitrinlerde, hiç birini alamıyorum, şu ayağımdaki ayakkabılara bak. Utanıyorum, koskoca İstanbul’da yaşıyoruz, şu halimize de bakın hele... Kadın ellerini beline dayayarak geçti kızının önüne, yolunu kesti: - Bana bak, yırtarım o ağzını kız... Aklında neler var biliyorum, yağma yok öyle. Eksiğin varsa gider alırız. Ben her şeye yeterim. İstanbul’da yaşıyorsun diye bir matah mı oldun sanki? Senin dilin de uzadı buraya geleli... Uzatmadı Şehnaz, hemen elini yüzünü yıkamak için mutfağa geçti. Bir tek çeşme mutfakta vardı evin içinde. O nedenle her şeylerini orada yapıyorlardı. Kahvaltılarını edip hazırlandılar. Güzelce kilitledi kapıyı Seher. Anahtarı kancalı bir iğneyle bluzuna iğneledi. Eski, yırtık çantasındaki paraya baktı. Yeterdi yol için. Akşama nasıl olsa gördüğü işin karşılığını alacaktı. Hızlı adımlarla indiler yokuştan. Nuri bekliyordu. Sırıtarak karşıladı onları: - Günaydın, hayırlı sabahlar olsun, iki araba gitti şimdi, bekleyeceğiz biraz her halde. - Günaydın Nuri, ancak çıkabildik evden. İlk gün daha. Adam yan gözle Şehnaz’a baktı: - N’aber Şehnaz? Nasıl gidiyor kız? Omuz silkti genç kız: - İyidir Nuri ağabey, gidip geliyoruz işte. - İyi, iyi, çalış, hele paranı al eline, bak o zaman daha keyifleneceksin... Seher kaşlarını çattı bu sözler üzerine. Kendisi neler düşünüyor, bu adam neler söylüyordu. Sesini çıkartmadı. Yanaşan minibüse bindiler. Erenköy’e geldikleri zaman Nuri önden atladı. Seher, kızına fısıldadı inerken: -Dikkatli git, sağa sola bakınma yolda belde. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT