BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Padişahlara beşiklik etti

Padişahlara beşiklik etti

Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmet, Sultan 2. Murad, Fatih Sultan Mehmet, 2. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim... Hepsi Amasya’da şehzade olarak bulunup hükümdarlığa hazırlandı.



Memleketten HABER VAR - 104- Behçet FAKİHOĞLU behcet.fakihoglu@tg.com.tr “SENİ RUHUM GİBİ SEVDİM” Şehrin kuzeyinde bulunan Harşena Dağı’nın tepesinde bulunan Harşena Kalesi’ne (Amasya Kalesi) çıkıyoruz. Şehre tepeden bakıyor, Yeşilırmak’ın bir gerdanlık gibi süslediği bu gizemli şehri seyre dalıyor; “Sana bir can verdim, seni ruhum gibi sevdim” diyen Hasan Hüsamettin Efendi’ye hak veriyoruz. Şair, büyüleyici güzelliği, kültürel zenginliği olan Amasya’yı şiirlerinde çok etkili bir ifadeyle dile getirmiş: “Her guşe-i feyzinde birer aşık-ı şeyda/ Her kuy-i kemalinde birer şair-i dana/ Her zerre-i hakinde biner feyz, hüveyda/ Mestur-i kütübdür, nice eş’ari Amasya” Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmet, Sultan 2. Murad, Fatih Sultan Mehmet, 2. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim... Hepsi Amasya’da şehzade olarak bulunup hükümdarlığa hazırlandı. Amasya, yıllarca pek çok şehzadenin ilk valilik yaptıkları bir sancak olma özelliğini korumuş, Osmanlı Dönemi’nin önemli şehirleri arasında yer almış. Osmanlı’yı zirveye taşıyan padişahlar Amasya’da doğmuş, şehzadelikleri burada geçmiş. Yıldırım Bayezid 1389 yılında Amasya’yı Osmanlı topraklarına katmış, 1389’da bu ile vali olmuş. Çelebi Mehmet, babasından sonra Amasya’ya vali olmuş, 1402’deki Ankara Savaşından sonra, Amasya’da Osmanlı birliğini yeniden kurmuş. Sultan 2. Murad, 1404 yılında Amasya Sarayı’nda doğmuş, 1415 yılında, 11 yaşındayken Amasya Valiliği’ne atanmış. Kardeşi Şehzade Ahmed’in Amasya Valiliği sırasında ölümü üzerine 1438 yılında bu göreve Şehzade Mehmed (Fatih) gelmiş. 1454 yılında 7 yaşındayken Amasya’ya vali olarak gönderilen Şehzade Bayezid (2. Bayezid) bu görevde 27 yıl kalmış. 1470’de Amasya Sarayı’nda doğan 1. Selim (Yavuz), 11 yaşına kadar burada eğitim almış, sonra Trabzon valisi olmuş. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa Amasya’da 13 yıl, Şehzade 3. Murad da 1 yıl valilik yapmış... Amasya’da Osmanlı Devlet yönetiminin küçük bir şekli kurulmuş, şehzadeler burada hükümdarlığa hazırlanmış. Amasya, bu özelliği ile ilim ve kültür şehri olmuş. Alimler, şairler, sanatkarlar bu şehirde toplanmış, ticaret gelişmiş. Saray kültürü zamanla bütün şehri etkilemiş; kibarlık, zarafet, nezaket yerleşmiş. Amasya’nın ve Amasyalının, uzun yıllarda oluşmuş bu özelliği günümüze kadar devam etmiştir. Zamanımızın Alperenlerinden Mehmet Akıllıoğlu, haklı olarak, “Amasya sokaklarında çatıkkaşlı, agresif, bağırıp-çağıran birisini görürsen, memleketini sor, Amasyalı olmadığını göreceksin” diyerek, bir gerçeğe parmak basıyor. Mehmet Akıllıoğlu, Abdullah Çalışkan ve Amasya eşrafından başkalarıyla, şehre nazır Çakallar Mevkiinde oturup, Amasyalıların vazgeçilmezi olan semaver çaylarımızı içiyor, Gazeteci Yazar Hüseyin Menç’ten bu gizemli şehri dinliyoruz. Amasya ile ilgili kitapları bulunan Hüseyin Menç, Şehzadeler Şehri’nin iyi tanınması için çok gayret gösteriyor. İpek böcekçiliği ve ipekçilik bir zamanlar bu şehirde revaçta imiş. İpek borsası Amasya’da kurulurmuş. Amaysan Efendi isimli bir Ermeni, ipekböcekçiliğinde ve tarımda makineleşmeyi Türkiye’de başlatan ilk kişi oluyor. Amasya, Osmanlı’nın sınır şehri. Devlet tehlikeye girince, Amasyalılar devreye girip kurtarıyor. Moğol yenilgilerinden sonra Selçuklu Devleti dağılma tehlikesi geçirince, Amasyalı alimler devreye giriyor, Moğol komutan Abaka Han’a giderek anlaşma sağlıyor ve Selçukluyu dağılmaktan kurtarıyorlar. Son Selçuklu Sutanı Mesut, son günlerini Amasya’da geçiriyor, Osman Gazi’ye Tuğ, silah gönderiyor, devlet olmanın işaretlerini veriyor. Osmanlı Devleti’nin temelleri bir bakıma Amasya’da atılıyor. Ankara Savaşı yenilgisinden sonra, Çelebi Mehmet’i Amasyalılar destekleyerek hükümdar yapıyor, Osmanlı Devletinin dağılmasını önlüyor. ACI OLAYLAR DA YAŞADI Amasya zaman zaman acı olaylar da yaşamış. Baba İshak Kefersudi; Baba İlyas Horasani Hazretleri’nin halktaki sevgisini istismar ederek, sapık bir yol kuruyor, Babailik isyanını başlatıyor, Selçukluyu zayıflatıyor, Moğollara yenilmesine yol açıyor. Amasya’da 2. Bayezid Han’ın izleri ve etkisi belirgin şekilde görülmekte. Uzun süre bu ilde Şehzadelik yapan 2. Bayezid Han, Hat Ustası Şeyh Hamdullah’tan ders alır. Hat sanatımızın pirlerinden olan Şeyh Hamdullah, aynı zamanda okçu şeyhi. 2. Bayezid, padişah olunca Amasya’ya bir cami yapma sözünü verir, bunun nerede yapılması gerektiğini sorar. Yassıkaya’da yayını gerip bir ok fırlatan Şeyh Hamdullah, okun düştüğü yeri işaret eder. Ok bir kilometreye yakın mesafede bulunan bugünkü Bayezit Camii ve Külliyesi’nin yerine düşer. 2 Bayezid padişah olunca sözünü tutar, Amasya’nın incisi olan bu cami ve külliyeyi yaptırır. 2. Bayezid Han Şeyh Hamdullah’ı da İstanbul’a götürür, çok itibar gösterir. Diğer devlet ricalinden kıskananlar olur. Padişah bir gün bütün devlet ricali ile oturur. Şeyh Hamdullah’ı da yüksekçe yerde kendi yanına oturtur. Kitapların getirilmesini emreder. Kur’an-ı Kerim’in nereye konması gerektiğini sorar. Hepsinin verdiği cevap ortak, Kur’an-ı Kerim en üste konur. Padişah, “İşte Şeyh Hamdullah da Kur’an-ı Kerim’i yazdığı için hepinizden yüksekte oturuyor” der, söylentileri bitirir. Sarayda fermanların çoğu Amasyalı hattatlarca yazılır. Şehzadeler Padişah olduktan sonra harp oyunlarını, okçuluk yarışlarını düzenler. Muhafız Alayı, Amasyalılardan kurulmuş. Amasyalılar ile Merzifonlular bu yarışlarda rekabete girer. Bamyası meşhur olduğu için Amasyalılara bamyacılar, lahanası ünlü olduğu için Merzifonlulara da lahanacılar denir. Yarışı kazananların anıtı dikilir. İstanbul’daki menzil taşlarında bulunan lahana veya bamya şekilleri bu sebeple yapılmış. Bu müsabakalar zaman zaman tekrarlanmış. Şeyh Hamdullah’ın ok atmadaki mahareti ise tarihe mal olmuş... EVLİYALARI İLE MEŞHUR Akbilek Bahşi Halife Hazretlerinin türbesine gidiyoruz. Amasya’nın en büyük evliyalarından olan bu mübarek zat Celalettin-i Suyuti Hazretlerinin talebesi. İbni Kemal Hazretleri’nin Tefsir Hocası. Sonra da Ak Şemsettin Hazretleri’nin babası, Şeyh Hamza Efendi’nin türbesine gidiyoruz. Amasyalılar bir sabah bu mübarek zatın kabrinin başında boğulmuş bir kurt, bir de mezar dışına uzanmış bu mübarek zatın elini görürler. Ceset çıkarmaya çalışan kurdu boğan Şeyh Hamza Efendi, “Kurtboğan” olarak bilinir olmuş. Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri’nin Halifesi İsmail Siraceddin Şirvani Hazretleri, Pir İlyas Hazretleri ve diğer zatlar. Amasya evliya yatağı... SEVDA ŞEHRİ Amasya’da her adımda bir hikaye, bir efsane çıkar karşımıza. Şehrin fethiyle görevlendirilenlerden İltekin Gazi Rumca bilir, bilgi toplamak için kılık değiştirerek şehre gelir. Amasya Valisi Şettat’ın kızı Ape’nin gönlünü çeler, sonra da kaçırır. Valinin kızı İslamiyetle şereflenir, ismi Afrumiye Banu olarak değiştirilir, Amasya’daki türbesi bugün de ziyaret edilir. FERHAT İLE ŞİRİN Amasya’nın su ihtiyacını karşılamak için, kayalar oyulup tüneller açılmış, yer yer duvarlar örülmüş, su kanalı yapılmış. Bu kanal, Ferhat ile Şirin efsanesine de konu edilmiş. Persler döneminde Ferhat meşhur bir nakkaştır. Sultan Mehmene Banu’nun, kız kardeşi Şirin için yaptırdığı köşkün süslemelerini yaparken, Ferhat Şirin’i görür ve sevdalanırlar. Sultan kız kardeşini vermek istemez. Ferhat’ı oyalamak için, Elma Dağı’nı delip şehre su getirmesini şart koşar. Ferhat, Şirin’in aşkıyla dağları deler. Sultan, yaşlı dadısını Ferhat’ın yanına gönderir, Şirin’in öldüğü haberini ulaştırır. Ferhat, bu acı haber üzerine elindeki külüngünü havaya fırlatır, düşen külüng Ferhat’ın başına isabet eder, Ferhat ölür. Bu acı haberi duyan Şirin gelir, dayanamaz, kayalıklardan yuvarlanır, o da ölür. İkisi yan yana gömülür... İnci gibi, pırlanta gibi olan bu çok özel şehir zaman zaman savaşlar görür, afetler yaşar, tahribata uğrar. Bazen de sorumsuzca, bilgisizce, belki de kasıtlı olarak kıyıma uğrar. Mesela 1930’lu yıllarda Amasya Valisi olan Talat Öncel, tarihî saat kulesini yıktırır, yol, park yapma bahanesiyle, Osmanlı döneminden kalan birçok tarihî eseri yerle bir eder. Günümüzde de, uygun yapılmayan restorasyonlar sebebiyle birçok eserin zarar gördüğü söyleniyor. AMASYA’NIN LEZZETLERİ Bakla Dolması Zengin bir mutfak kültürü de bulunan Amasya’nın aranan tatlarından birisi de Bakla Dolması. Yeşilırmak kıyısında bulunan tarihî Amasya Konağı’ndaki Amasya Mutfağı’na gidiyor, Fatih Yağcı’dan bu lezzetin sırrını öğrenmeye çalışıyoruz. Amasya yöresinin baklası, Taşova ve Tokat’ın yaprağı kullanılıyor. Bulgur kırığı (yarma), kıyma, soğan, bakla ve baharatlar harmanlanır, harç yapılır; asma yaprağına bohça şeklinde sarılır. Kuzu kaburga üzerine dizilerek pişirilir. Sonra salçalı soğanlı sos katılır, dinlenmeye bırakılır. İsteğe bağlı olarak, yoğurtla servise sunulur. Bakla Dolması, bayram ve düğünlerde ikram edilen özel bir yemektir. Meşhur Amasya Çörekçisi Amasya’ya gidenlerin tadına bakmadan dönmediği bir de çörekçi var. 1925’ten beri bu çöreğin yapıldığını söyleyen Galip Doğla, bu mesleğin kendisine dedesinden ve babasından kaldığını belirterek, Türkiye’nin her tarafına çörek gönderdiklerini söylüyor. Cevizli ve haşhaştan yapılan bu çöreklerin tadını başkaları tutturamıyor. Mehmet Tektaş tezhip sanatınının öncülüğünü yapıyor. Tezhip sanatı eski günlerine dönüyor Mehmet Tektaş, Sanat Tarihi mezunu, eski müze müdürü. Süsleme sanatlarına, tezhip sanatına eskiden beri ilgi duyar, uzun süre bu mesleğe amatörce emek verir.1996’da Milli Eğitim Bakanlığı Amasya’da Meslek İçi Eğitim Kursu, Tezhip kursu düzenler. Mehmet bey de bu kursa katılır, mezun olur. Sonra da bu işin öncülüğünü yapar. Mehmet Bey, Şeyh Hamdullah’ın tesadüfen yetişmediğini, bir birikimin sonucu olarak o noktaya geldiğini, Amasya’nın o zamanlar bu sanatlarda zirvede olduğunu söylüyor. Hat, tezhip ve minyatürde Bursa, İstanbul, Konya ve Amasya ekollerinin bulunduğunu anlatıyor Mehmet Bey, şehzadelerin bunu teşvik ettiğini, kendisinin de bu kök üzerinde gelişmeye çalıştığını ve sürekli yeni şeyler öğrendiğini belirtiyor. Hattat yazıyor, müzehhip süslüyor, mücellit de ciltliyor. Bu üç sanat birbirini tamamlıyor. Hattatlığın çok çok ayrıcalıklı bir sanat olduğunu, tezhip sanatının da el emeği göz nuru gerektirdiğini anlatıyor Mehmet Bey, bu sanatların gittikçe ilgi gördüğünü ve günümüzde altın çağını yaşadığını ifade ediyor.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT