BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Kış mevsimi, aynı zamanda hastalık mevsimi de sayılır. İstanbul’un nemli havası buğulu gözler gibi dolu dolu yağdı yağacak, aktı akacak göz yaşlarına eş... Karlı ve soğuk bir cumartesi...



Bir cumartesi esintisi Kış mevsimi, aynı zamanda hastalık mevsimi de sayılır. İstanbul’un nemli havası buğulu gözler gibi dolu dolu yağdı yağacak, aktı akacak göz yaşlarına eş... Karlı ve soğuk bir cumartesi... Erken güne başlamama rağmen hat dersini kaçırdım, gribal bir hal içinde Osmanlıca dersini gecikmeli olarak alabildim. Dersin sıcaklığı, havanın soğukluğunu ve hastalığı unutturmuştu. Zaman zaman ani sancılarımla irkilmelerim olmasa, diğer insanlar gibi normal sayılacağım. Buna da şükür. İlaç takviyeleri arasında, ders ve sonrası sohbet... Özellikle zümrüt ormanlarında kevser ırmaklarını doyumsuz bir gönül huzuru yayılmıştı. Saatlerin su gibi aktığı huşu dolu güzellikler. Gökkubbenin altında, inci misali Kubbealtı’ndan insanın ayrılası gelmiyor nedense. Bu güzel mekanda öylesine gizemli bir çekim var ki, çok yüksek bir frekans hakim. Bu hali anlatmaya kelimeler çok yetersiz kalır. Metafizik denilen bir güç mü desem, büyüklerin manevi himmeti mi desem, bilemiyorum. Ama gizli bir çekim gücü insanı esrarlı bir şekilde buraya bağlıyor. Diğer manevi zenginliği olan mekanlar gibi. Bu özge mekana ve derin manalar içeren Yüce Kitap’tan kelama derken ve beni dalga dalga ürperten erenlerden aldığım selama ram olarak yüreğim buruk ayrıldım. Aylık toplantılarımızın devam ettiği Hoca Ahmed Yesevi Vakfı’na doğru yol aldık. Burası da ayrı bir gülistan misali güzelliklerle süslü bir gönül bahçesi ve miracına çıktığımız gönüller kabesi. Sanki insan ruhunun arındığı temizlik denizi. Sanki görünmez nefesiyle Akıncılar’ın evladı adı gibi Erdoğan Aslıyüce de tüm asitane haliyle günümüz alpereni gönül meclisindeki o eşsiz yerinde duruyor. Yesevi’nin ruhuyla bütünleşerek dökülen sözleri, kelama çeviriyor, mana denizinin damlalarında kayboluyor. Milli ve manevi hazzın huşu içinde idrakiyle gönül sohbeti ikramı; veciz sözler, şiirler, şarkı, türkü, ilahilerle sürdü gitti... Rıza lokmaları, tekrarlanan sıcak-buruk demli çaylar, şöminenin alevleri arasında içilirken gönüllere de tasavvuf ateşi ulanmış olarak közelenmiş kalplerden dökülen inci pırıltılar yüzlere aksediyordu. Erenler sofranısna bir cumartesi günü kuş gibi uçup gitti gönül huzurunda. Yeni bin yıla girerken, Yesevi’nin bahçesinde, gönüllerin lehçesinde bir özge meclis kuruldu. Nameleri dinleyenlerin, kulakları çınladı. Hastalara hayır, dua, şifalarla dileklerde, gönülden gelen o sesle, rahmet ile anıldılar. Rahmete giden o canlar, bizim ile sanıldılar. Dostu çağıran mekanlar... Zaman tüneli içinde, açık, kapalı biçimde, kah demir dağı delenler, kah Mecnun’a yol verenler, Türkistan’ın erenleri, Hakk’a gönül verenleri, nefes nefes öze geldi, gönlümdeki söze geldi... Işık hızı misalinden Türk elerini dolandım. Döndüm pervane mislinden, Şeyh Şamil’in torunuyla, Çeçenya’nın sorunuyla yandı bağrım... Burada huzur buluyor kalbim, gönlüm burada nefes alıyor ve ben burada hürüm; herkes hür olsun istiyorum. *Nihayet AĞÇAY/ İSTANBUL Eller üstünde gitti (Barış Manço’ya) Ayrılık vakti geldi, dünyada yaşam bitti Ömrünün baharında hayata veda etti. Böyle sevgi görülmez, nasip olmaz her kula Tabutu omuzlarda, eller üstünde gitti. Dağlar taşlar üzüldü, yankı yaptı inledi Kurtlar kuşlar ağladı, yer gök bunu dinledi Yaşarken birçok kişi, kıymetini bilmedi Sevgiyle omuzlarda, eller üstünde gitti. Herkes dua okudu, uğurlarken başında Neden bizi terk ettin, dediler genç yaşında Fatiha yazılmıştı, mezarının taşında Dünyadan ahirete, eller üstünde gitti. “Dağlar dağlar” dendikçe, anılar aktı geçti Bir Barış Manço vardı, acısı yaktı geçti Giderken bu dünyadan, son defa baktı geçti Bizi öksüz bırakıp, eller üstünde gitti. *Uğur GÜR/ BOLU Kâğıt gemi Beyaz gecelerin koynunda uyurken bir akşam Ne olduğunu anlamadan birden uyandım. Canım bir çocuk gibi oynamak istiyordu Ve yerimden kalkıp kağıttan bir gemi yaptım. Onu yüzdürürken birden daldım hayallere O geminin içindeydim ben de tek başıma. Öyle güzelce yüzerken fırtına koptu birden Kâğıttan gemi batıyordu o azgın sularda Hayallerimle birlikte ben de öldüm galiba. *Hanife FİLİZ Söze ölüm yok (Ulu gönüllü Türk gezgini Barış Çelebi’ye) Söz uçar salınır mevsimlerden öte besteler zamanın başlayıp bittiği yerde. “Bizim iller sessiz, bizim iller sensiz olamadı Gülpembe.” Yol alır gecelerden bir ulu derviş Hind ü Maçin’e atsız pusatsız yol alır. Dem vurur Yesevi’den bir ulu gezgin gönüller içre Türkistan steplerinde dem vurur. Boy boylar, soy soylar bir Dedem Korkut torunu gelir çağlar sonrasından 7’den 77’ye boy boylar, soy soylar. Boy verir suladığın fidanlarda bin ümit daha yeşil, inadına yeşil nice gümrah ormanlarım boy verir. Söz uçar salınır mevsimlerden öte besteler zamanın başlayıp bittiği yerde. *İhsan Tevfik KIRCA/ SİLİVRİ Zamanla anılar<*strong> Demlenirken mum ışığında zaman Geçmek bilmez gölgelere gizlenir. O şuh hayallere dalındığı an Unutulmaz silüetler izlenir. Çıkar anılar saklandığı yerden Söylenir ruha sinmiş bestelerden Şu ayak sürüyen zamana inat Yad edilir eskiler hep ezberden. *Yılmaz GÜL/ MANİSA Bekleyeceğim Seneler uzayıp asır olsa da Asırlar uzayıp yüzyıl olsa da Aşkın ıstırabı beni boğsa da Bir gün dönersen, bekleyeceğim. Seni ne çok sevmişim meğer Aşık olan ancak bu kadar sever Sana doymadan ölürsem eğer O sonsuz kapıda bekleyeceğim. *Zeynep D.GEZGİN/ İSTANBUL Çeçenistan’a Artık ben de bir Cevher, bir mansur, bir Şamil’im Seher vakti bir koşu vardım Çeçenistan’a. Kurumuş yaprak gibi titreyen iki elim Göğe açık, selama durdum Çeçenistan’a. Gözyaşı, kan gölüydü çayır çimen, dağ dere, Ölüm serpeliyordu demirden kuşlar yere. Olan varım-yoğumla gömüldüm de kedere Yaran nerende diye sordum Çeçenistan’a. Dağlar taşlar, gökyüzü siper düşmana karşı, Dillerde çağıl çağıl yakarış milli marşı, Lâilaheillâllah... sesi sararken arşı Gönlümü çimen çimen serdim Çeçenistan’a. Başıboş koyuverip bütün heyecanımı, Bir şehit mücahide bağışladım canımı, Sızlayan yüreğimi, kanayan vicdanımı Çelikten kalkan gibi gerdim Çeçenistan’a. Benzeri görülmemiş mücahitler ağıyla Gücünü kıyasladım bir tek Kafkas dağıyla Parmağımı tetikte bırakıp parmağıyla Terek vadisinden gül derdim Çeçenistan’a. Hücuma geçiyor art arda Urus haydutlar, Zaman dilinmiş dilim dilim siyah bulutlar, İçime süzüldükçe iman dolu umutlar Renk renk zafer çelengi ördüm Çeçenistan’a. Umudumu bağlayıp yüreğinin ucuna Gayret melhemi sürdüm yaralı avucuna, Bayrağını dikerek Elburz zafer burcuna Mısra mısra cesaret verdim Çeçenistan’a. *Ömer O.ERENDORUK/ İSTANBUL
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99370
    % -0.47
  • 5.6109
    % -2.33
  • 6.3463
    % -2.11
  • 7.3974
    % -2.47
  • 237.819
    % -2.27
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT