BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Azınlığın kabulü bölücülüktür’

‘Azınlığın kabulü bölücülüktür’

Fransa’nın da kendi ülkesinde azınlık tanımadığını belirten Pulat Tacar, “Türkiye’nin güçlükle karşılaşacağını düşünüyorum. Azınlığı kabul edemeyiz. Bu bizi bölücülüğe götürür. Buna mukabil Türkiye sözü edilen hakları azınlık değil, insan hakları çerçevesinde bütün vatandaşlarına tanınmasını öngörebilir” dedi.



Pulat Tacar, 1931’de İstanbul’da doğdu. 1950’de Kabataş Lisesi’ni, 1954’de Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Dışişleri Bakanlığı’nda çeşitli görevlerden sonra Kültür İşleri Genel Müdürlüğü, yurt dışında ise Endonezya’da 1981-84 arası, Avrupa Topluluğu nezdinde 1984-87 arası, UNESCO nezdinde ise 1989-95 arasında büyükelçilik yaptı. 1996’da “Kültürel Haklar, Dünyadaki uygulamalar ve Türkiye için bir Model Önerisi” kitabını yazdı. 1998’de “Siyasetin Finansmanı”, 1999’da ise “50. yılında UNESCO; Mozart gibi beyhude mi?” kitabını yayımladı. Yine 1999’da, “Terör ve Demokrasi” yapıtı ile Yunus Nadi Sosyal Bilimler Ödülü’nü aldı. Büyükelçi Pulat Tacar ile Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik aşamasında karşılaşacağı “azınlık hakları” konusunda bir sohbet yaptık. Kışlalı -AB’nin bu konudaki yaklaşımı ile bizim durumumuz çok farklı değil mi? *Tacar -Türkiye’de Kırmançi ya da Zaza dilinde konuşan vatandaşlarımız, kendilerini azınlık olarak görmüyorlar. Türk devletinin kurucularından biri olarak görüyorlar. Çoğunluk böyle. Bölücüler de azınlık olarak görmüyor kendilerini. Halk olarak görüyor. Halkların ise kendi kaderini tayin hakkı var. Azınlıklara uluslararası alanda bu hak verilmez. Kışlalı -Avrupalılar’ın yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz? *Tacar -Türkiye’nin başına dert açan Avrupalılar, PKK’nın kendi ülkelerindeki tedhiş hareketinden rahatsızlar. Bundan kurtulmak istiyorlar. Formüllerini de “azınlık hakkı verin” şeklinde ortaya koyuyorlar. Bizim Anayasa Mahkemesi kararları, Türkiye’nin Lozan ve Bulgarlar ile yapılan dostluk anlaşmasında öngörülenden başka azınlık bulunduğunu kabul etmiyor. FRANSA GİBİ Kışlalı -Anlamı ne bunun uygulamada? *Tacar -Ana dilleri Kırmançi ve Zaza olan Türk vatandaşları, dilleri Lazca olabilecek, Arapça olabilecek, Gürcüce olabilecek. TC vatandaşları azınlık olarak tanınmıyor. Meseleye bu açıdan bakan diğer ülke Fransa. Kendi ülkesinde azınlık tanımıyor. Kışlalı -AB ölçülerine bu bakımdan nasıl uyuyorlar? *Tacar -Ana dilleri farklı olan bazı gruplardaki çocuklar ana dillerini öğrenmek isterlerse, 1954’ten bu yana bölge dilleri ve lehçeleri programı çerçevesinde haftada iki saat olmak kaydıyla ders verdiriyor. Kışlalı -Türkiye’nin yaklaşımını nasıl görüyorsunuz? *Tacar -Bence en önemli hata; ana dilde eğitim diye bir kavramdan bahsedilmesi. Bunun yerine “ana dili öğrenme” demek gerekiyor. Eğitim değil. Bence anayasamızın hükümleri ve mahkemenin kararları çerçevesinde ülkemizde Lozan dışında azınlık tanıyamayız. AB’nin Kopenhag Kriterleri içinde ise azınlıkların korunmasından bahsedilir. Tanıma diye bir sözcük kullanılmaz. Kışlalı -Bu maddeyi nasıl almak gerek? *Tacar -Cumhurbaşkanımız “Kürt realitesini kabul ediyorum” dediğinde konuyu kabul etmiş olduk. Ortada fiili bir durum var. AB bize azınlıkları tanıyın demiyor şu anda. Onlar AGİT ve Avrupa Konseyi kriterlerini uyguluyorlar. AB’nin kendi ölçekleri yok. Biz 1. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan azınlık kavramı içinde kalıyoruz. Oysa 2. Dünya Savaşı sonrası bu konuda ortaya çıkan konsept biraz farklı. Kışlalı -Çeşitli uluslararası düzeyde belirginleşen bu konu karşısında Türkiye’nin tavrı ne oldu? *Tacar -Bir doktrin oluşurken imza söz konusu olmadı. Azınlık kavramının kabul edilmiş tarifi olmayınca sorun çıkıyor. Kışlalı -Şimdiye kadar ortaya çıkan durum ne? *Tacar -Birleşmiş Milletler’de hazırlanmış olan bir”Medeni ve Siyasal Haklar Bildirgesi” var. Gene 1992’de BM’de ulusal, etnik ve dinsel azınlıkların hakları konusunda BM Teşkilatı Bildirgesi var. Avrupa Konseyi çerçevesinde hazırlanmış olan; 1992 Avrupa Bölge ve Azınlık sözleşmesi var. 1995’te Uluslar Azınlıkların Korunması Hakkında Çerçeve Sözleşmesi var. Avrupa Konseyi’nin bu 1990’da AGİT’in İnsani Boyutlar toplantısında ulusal azınlıklarla ilgili paragraflar var. Paris Şartını Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız imzalıyor. Diğerlerini Türkiye imzalamış ve kabul etmiş değil. Ana konsensüsle kabul edilmişler. Cenevre Toplantısında da bazı haklar tesbit edilip ülkelerin yayınlaması isteniyor. Kışlalı -Türkiye bu toplantıların hepsinde, ya da büyük çoğunluğunda var ama birşey imzalamış değil. Son sözünü ettiğiniz şeyi de yayınlamış da değil. Başka bir şey kalıyor mu? *Tacar -AGİT içinde Ulusal Azınlıklar Komiseri var. O çalışmalar yapıp, azınlıkların eğitimi konusunda bir Lahey belgesi çıkarılıyor. 1996’da. Sonra Oslo’da dil haklarıyla ilgili tavsiyeler var. 1998’de. Kamu yaşantısına etkin biçimde katılmaları konusunda tavsiyeler 1999’da yapılıyor. Herbiri önemli belgeler. Standart ve norm oluşturuyorlar. Hukuki bakımdan bağlayıcı değiller. Ama AB konuya bu dosyayla bakıyor. Kışlalı -Bunlar Türkçe’ye çevrilip yayınlandı mı? Bunlarla ne isteniyor? *Tacar -Hayır bence ilk iş olarak bu yapılmalı. Bu vesikalarla azınlık kimliğinin tanınması, korunması, gelişmelerinin sağlanması isteniyor. Buna pozitif ayrımcılık deniyor. Onlara kaynak sağlanması isteniyor. Bizim yaklaşımımız, “Bütün vatandaşlar eşittir. Bir bölümüne ayrıcalık tanınamaz” şeklinde. Uluslararası camia da azınlık haklarının kolektif değil bireysel olduğunu ortaya koyuyor. Bölücülüğe müsade etmiyor. Kışlalı -Uluslararası öneriler, istekleri Türkiye nasıl karşılayacak? Kopenhag kriterlerine bu konuda nasıl uyabilecek? *Tacar -Türkiye’nin güçlükle karşılaşacağını düşünüyorum. Azınlığı kabul edemeyiz. Bu bizi bölücülüğe götürür. Buna mukabil Türkiye sözü edilen hakları azınlık değil, insan hakları çerçevesinde bütün vatandaşlarına tanınmasını öngörebilir. Kışlalı -Nasıl bir formül önerilebilir? *Tacar -Dernekler Kanunu çerçevesinde bazı değişiklikler yapılır. Yerel kültürleri koruma çerçevesinde ele alınabilir. Bilfiil radyo ve TV’lerde Kırmançi dilinde yayın yapıldığı da söyleniyor. Bu legalize edilebilir. Başka ülkelerden yapılan yayınlar ortada. Ülke ve ulusun bölünmez bütünlüğüne zarar vermeyecek şekilde, anayasamız ölçülerinde uygun biçimde bazı şeyler yapılabilir. Yoksa anteni olan herkes yabancı yayınları alıyor, dinliyor, seyrediyor. Bütün vatandaşlara bu haklar verilebilir. YAKLAŞIMDA DEĞİŞİKLİK Kışlalı -Bunlar yapılırsa Kopenhag kriterlerine uyulmuş olur mu? *Tacar -Azınlıklarla ilgili ölçeklerine büyük miktarda uyulmuş olur. Kışlalı -Fransızlar tam uyuyor mu şimdi? *Tacar -Evet, TV’de ve radyolarda belirli saatlerde mahalli dillerde yayın var. Bölge enstitüleri de kurmuşlar. Orada da resmi dil var, Fransızca. Ama lehçeler, ana diller belli çerçevelerde kullanılabiliniyor. Korsika hariç gerginlik görünmüyor. Orada sorun farklı. Kışlalı -Türkiye ile ilgili hususlar görünür gelecekte gerçekleştirilebilir mi? *Tacar -Şu anda bir düşünce oluşturuluyor. Bir gelişme gerek. Farklı dillerdekileri Türkiye entegre etmeli. Asimile değil. Yaklaşımda değişiklik gerekli. Başka ülkeler meseleleri makyajla hallediyor. Biz de yapabiliriz.
Kapat
KAPAT