BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hayal bu ya!

Hayal bu ya!

Arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapayın. 70’li, 80’li yılların Türkiye’sini hatırlamaya çalışın.



Arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapayın. 70’li, 80’li yılların Türkiye’sini hatırlamaya çalışın. Yüksek ve kalın gümrük duvarları arkasında korunmaya alınmış bir sanayi... Okullarda öğrenilen ilk alfabe cümlelerinin nedense “Kalk! Kalk! Çalış! Kalk!” değil de “Uyu! Uyu! Yat! Uyu!” olduğu, sonra “Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı!” bakışının ekonomik hayata dönük ilk “slogan” olarak öğretildiği günler. Üniversitelerde bir karamsarlık. Nasıl şekillendiği hiç anlatılmadan, ekonomi biliminin tamamen arz-talep tekerlemelerine dayandırıldığı bir öğretim. Az gelişmişlik psikozunun insanların hücrelerine kadar sindiği bir ortam. “Üreticinin (sanayicinin) kural koymada kral olduğu” ve “müşteri için bir mal bulabilmenin şans olduğu” böyle bir ortamda, bir kimse kalkıp da “Arkadaş kalite önemlidir. Kaliteli üretmezsen batarsın. Hem kalite maliyet artırıcı bir unsur değildir. Dünya ile rekabet kaliteli üretimle mümkündür” deseydi ona örnek psikoloji vak’ası gözüyle bakılırdı. Çünkü o yıllar “ne yaparsam satarım, ben dalgama bakarım” anlayışı için ideal yıllardı. İşte 75-80’li o yıllarda üniversitede asistan iken, (yanlış hatırlamıyorsam) M. Ata Mermerci ismiyle herkese periyodik olarak mektuplar gelirdi. Korumacılığın zararlarını, gümrük duvarları ile sanayii korumanın aslında sanayi ve sanayiciye yapılabilecek en büyük kötülük olduğunu, liberal ekonominin faydalarını, rekabetin kaliteyi ve dışa açılmayı getireceğini savunan bu mektuplar uzun yıllar gelmeye devam etti. O zamanlar bu fikirleri yüksek sesle telaffuz etmekten psikoloji vak’ası denilmemek için kaçınılırdı. Sonra Turgut Özal bunları cesaretle seslendirdi ve Türkiye, O’nun akıllıca uyguladığı projeler sayesinde, istesek de istemesek de globalleşen dünya ekonomisi karşısında şimdilik ayakta durma başarısını gösteriyor. Şimdi tekrar gözlerimizi kapatalım, bundan 10-15 yıl sonrasını hayalimizde canlandırmaya çalışalım. Bir şeyler görebiliyor musunuz? Bendeniz; bulanık olmakla beraber, yaygınlaşan e-ticaret sebebiyle sınırların ekonomik mânâda tamamen kalktığı, siyasi sınırların, milletlerin dünya kültürlerine daha çok katkıda bulunabilecekleri tarzda tekrar şekillendiği, “insanlığın mutluluğu için üretim” slogan olarak değil gerçek misyon olarak benimsemiş organizasyonların yaygınlaştığı, kaliteden bahsedenlere “bu dinozorlar da nerden çıktı?” diye bakıldığı, yani kalitesizlik kavramının yok olduğu, yönetimin ve çalışanların bütün bunların kolay ve az zahmetle gerçekleşmesi için akıl almaz derecede şeffaflaştığı ve yalınlaştığı, “sözün senet olması” sayesinde bürokrasinin % 90 azaldığı, insanın “eşref-i mahlukat” (yaratılmışların en şereflisi) olduğu anlayışının her türlü inanç ve fikir ayrılıklarına rağmen tam bir kabul gördüğü bir dünya hayal ediyorum. Böyle bir dünyada yer alabilmek günümüzde fırtına gibi esen rekabet rüzgarlarına karşı koyabilmekle mümkün. Rekabetin olmazsa olmazlarının başında da “Kalite” geliyor. O halde kalitesizliği bir an önce gerilerde bırakmamız gerektiğine, yani bunun olmak ya da olmamak olduğuna siz de katılıyor musunuz? İyi haftalar!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT