BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fırsat kaçmadan rota SIRBİSTAN

Fırsat kaçmadan rota SIRBİSTAN

Sırbistan, stratejik ortaklığı, ekonomik iş birliği ile pekiştirmek istiyor. Bunun için de 7 milyar dolarlık otoyol, havaalanı ve sanayi bölgesi gibi altyapı yatırımlarını ihalesiz Türk yatırımcılara vermek istiyor. Ve ülkede yatırım yapmak isteyenler için çok önemli kolaylıklar sağlıyor. Ancak peşinden de ekliyor: Bu fırsatlar her zaman geçerli değil. En geç beş yıl içinde fırsatların çoğu bitmiş olacak. İş adamlarımızın Sırbistan’a karşı ön yargıyı bir kenara bırakıp bu fırsatı değerlendirmeleri gerekiyor.



Sırbistan’da TADİLAT dönemi HAZIRLAYAN: NUH ALBAYRAK - 2 - AVRUPA FATİHİ TUNA NEHRİ Almanya’da doğan Tuna, 10 ülkeyi dolaşıp 2800 km’ye yakın yol katettikten sonra Karadeniz’e kavuşuyor. Bu yolculuk esnasında 300’den fazla nehir veya akarsunun dahil olduğu Tuna, bazen bir km’yi aşan genişliği ile Avrupa’yı dolaşan bir ‘tatlı deniz’ gibi... Dolayısıyla, Avrupa’nın tarımına, taşımasına, çevresine, turizmine velhasıl her şeyine çok büyük katkı sağlıyor. Tuna, Sırbistan’ın kuzeyinde yer alan Voyvodina Özerk Bölgesi’nin ve karşı yakada görülen başşehir Novi Sad’in de her şeyi... Sağ tarafta ise Petrovaradin Kalesi’nin, ‘uzun kol’u saati, ‘kısa kol’u dakikayı gösteren saatiyle ilginç Saat Kulesi... Temmuz ayı sonunda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Belgrad’ı ziyaret etti. 100 yıl aradan sonra bir Türk bakanın Sancak Bölgesi’ne hem de Sırp meslektaşı ile birlikte gitmesi bu geziyi daha da anlamlı hale getirdi. (Dışişleri Bakanı Davutoğlu bu gezisi sırasında 15 yıldır küs olan iki Boşnak bakanı da barıştırdı.) Bu gezi Sırbistan ile yeni dönemin fiilen başlangıcı oldu... İki ülke arasında, 6-7 yıldır sürüncemede olan bütün meseleler büyük bir sür’atle çözüme kavuştu. Serbest Ticaret Anlaşması imzalandı ki bu, Türkiye için Sırbistan üzerinden Rusya gibi dev bir ülkeye aynı esaslar çerçevesinde ürün satma imkanı anlamına geliyordu... Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün geçen ay yaptığı ziyarette ise, Sırp meslektaşı Tadiç’in Türkiye ziyaretiyle başlayıp, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ziyaretiyle olgunlaşan sağlıklı zemin üzerinde, stratejik ortaklığa giden adımlar atıldı. Bu ortaklığa mani olacak en küçük bir pürüz bırakmak istemeyen Sırbistan, 300 yıldır duvar örülü olan “Kin Kapısı”nı açarak Cumhurbaşkanı Gül’ü bu kapıdan “buyur” etti. ‘HAKEM AVANTAJI’ TÜRK İŞ ADAMLARINA... Cumhurbaşkanı Tadiç, Sırp TV kanallarına yaptığı değerlendirmelerde Türkiye’nin mutlak bir ‘bölgesel güç’ olduğunu, ‘şeytan üçgeni’ gibi dünyanın en sancılı bölgesi olan Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’da hiçbir uluslararası problemin Türkiye’nin katkısı olmaksızın çözülemeyeceğini söylüyordu. 7 milyar dolar tutarındaki altyapı yatırımlarını, (birçok ülke kapılarını aşındırırken) Türk yatırımcılara ihalesiz vermenin önünü açacak anlaşmalar imzalandı. Devletin uygulamaya koyduğu bu “Türkiye Açılımı” Sırp halkından da destek görüyor. Son yıllarda Türkiye’ye adeta akın eden Sırbistan vatandaşları, Türkiye’yi ve Türkler’i yakından tanıma fırsatı buluyor. Ülkelerine döndükten sonra ise Türk misafirperverliğini öve öve bitiremiyor. Belgrad çarşı pazarında Türk olduğunuzu farkeden birçok Sırp’tan sitayiş dolu benzer izlenimleri dinleyebilirsiniz... Bu gelişmelerden hiç memnun olmayan radikal Sırplar, Türkiye ile stratejik ortaklığı, Sırp milletine yapılabilecek en büyük ‘ihanet’ olarak niteledi ve “Türk isen söyle de bilelim” diyerek akıllarınca ‘hakaret’ ettiler. Demek ki yapıcı muhalefetten sadece biz mahrum değilmişiz... GELELİM BİZİM CEPHEYE Sırbistan tarafından net olarak ortaya konan stratejik iş birliği iradesi Türk tarafından da destek buldu. Nitekim Belgrad ziyaretleri ve yapılan anlaşmalar bu karşılığın nişanesi... Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, “Bugün, Bosna’daki ve bütün balkanlardaki soydaşlarımızın, dindaşlarımızın huzur içinde olmasını istiyorsak mutlaka Sırbistan ile ilişkilerimizi geliştirmeliyiz. Türk-Sırp yakınlaşması, Balkanlar’daki birçok problemin çözümüne de katkı sağlayacaktır” ifadeleri bu iradeyi net olarak ortaya koyuyor. Zaten Türkiye, gerek Balkan ülkeleriyle olan güçlü bağları, gerekse Türkiye’de yaşayan yaklaşık 9 milyon Balkan kökenli sebebiyle bu bölgede olup biten her şeyi yakından izlemek mecburiyetindeydi. Nitekim şu anda da Bosna’da istikrarı sağlamak için en fazla Türkiye’nin çaba sarfettiğini biliyoruz. Yani, Balkanlar’ı her zaman yakından izlemek zorunda olan Türkiye’nin de bölgenin en önemli aktörlerinden biri olan Sırbistan ile paslaşabilmesi elbette çok önemliydi... Ancak, Türkiye’de devlet nezdinde ortaya konan bu iradenin millet tarafından da paylaşıldığını düşünmek mümkün değil. Bosna Savaşı’nda yaşananları unutmak elbette mümkün değil. Ama birbiriyle kıyasıya savaşan ülkeler barış masasına oturup iş birliği geliştirmeye çalışırken bizim hâl⠓Sırp” kelimesine bile bu kadar ön yargılı olmamız ne bizim ne de başta Boşnaklar olmak üzere Balkanlar’daki müslüman kardeşlerimizin menfaatine hizmet etmez. Neyse ki Sırp turistlerin alnında “Sırp” yazmıyor. Yoksa buradan aynı güzel intibalarla ayrılmaları biraz zor olurdu. Türk işadamları Papua Yeni Gine’de bile yatırım yaparken Sırbistan’da kayda değer bir Türk yatırımından bahsetmek mümkün değil. Son dönemde devreye sokulan bütün teşviklere, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ısrarlarına rağmen iş adamlarımızın hâlâ isteksiz davranması ne ile izah edilebilir. Ancak, bölgeyi yakından tanıyanların, hatta bizzat Cumhurbaşkanı Gül’ün uyarılarına göre bu fırsatların ilelebet devam etmesi mümkün değil. En fazla beş yıl içinde trenin çoktan hareket edeceği, o zamana kadar binemeyenin gidişini seyretmek zorunda kalacağı ifade ediliyor. SADULLAH SİPAHİOĞLU: TÜRKİYE’nin gayretleri desteklenmeli Önümüzdeki sene 60. kuruluş yıl dönümünü kutlamaya hazırlanan Rumeli Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Sadullah Sipahioğlu da Cumhurbaşkanı Gül’ün Sırbistan heyetindeydi. Başkan’dan geziyi değerlendirmesini istedik, bizi kırmadı: Yugoslavya’nın bölünmesinden itibaren Balkanlar’da aktif rol almaya başlayan Türkiye, özellikle 2000’den sonra geliştirdiği politikalarla bu bölgenin en önemli aktörlerden biri olmuştur. Türkiye, önce Balkanlar’da barış ve huzurun tesisi, arkasından da oralarda yaşayanların ekonomik refahının yükseltilmesi için çalışmaktadır. Bu anlamda, özellikle son 3-4 yıldır atılan adımlar oradaki soydaşlarımızı ve bütün Balkan ahalisini olduğu kadar Anavatan’da yaşayan biz evlad-ı fatihanı da ziyadesiyle mutlu etmektedir. Hele Sırbistan ile ilişkilerin geliştirilmesi Balkanlar’da barış yoluyla her şeyin daha kolay çözleceğinin en iyi kanıtı olsa gerektir. Ancak, Balkanlar’da yaşayan kardeşlerimiz, bizler, bu bölge ile ilgilenen bütün sivil toplum örgütleri Türkiye’nin bu gayretlerine destek olmalıyız. Bu da öncelikle her türlü küçük hesabı bir kenara bırakarak aramızda birlik ve beraberliği sağlamakla, fitneye fırsat vermemekle mümkündür. TARİHE GEÇEN KASABA: KARLOVCİ Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya İmparatorluğu’nun temsil ettiği “Kutsal İttifak” arasında 1699’da imzalanan antlaşmaya ‘mekan’ olan ve adını veren Karlovci kasabası... Voyvodina Bölgesi’ndeki Srem şehrine bağlı kasaba, Belgrad’tan Macaristan’a giden kara ve demir yollarının üzerinde yemyeşil bir tarım merkezi... İŞTE O TEPE, O ‘ÇADIR’ VE O KAPI... Karlovci kasabasının bu hakim tepesi, Osmanlı’nın; alışmadığı ‘ilk’leri yaşamak zorunda kaldığı bir mekan. Avrupa’da ilk yenilginin ve büyük toprak kaybının tescil edildiği antlaşma bu şapelin yerinde bulunan çadırda gerçekleşti. İlk defa taraflar çadırın ortasında kurulan yuvarlak masa etrafında müzakere yaptı. Dört taraf ülkenin temsilcileri, çadıra açılan dört ayrı kapıdan aynı anda girdi. Böylece, dört yüz yıl boyunca, gücünün tescili anlamında masaya en son oturan Osmanlı İmparatorluğu’na daha masaya gelirken çöküşün başladığı kabul ettirilmiş oluyordu. Bu çadırın yerine 18. asır başlarında inşa edilen “Barış Şapeli”, imar biçimi ile o çadırı, yuvarlak kubbesi ile de anlaşmanın imzalandığı masayı temsil ediyor. Dahası, aynen çadırda olduğu gibi 4 ayrı giriş kapısı var. Bunlardan, ana girişin tam arkasındaki kapı, Karlofça Antlaşması’nda Osmanlı İmparatorluğu’nu temsil eden Hüseyin Paşa ve Dışişleri Bakanı Mehmed Efendi’nin girdiği kapı, özellikle inşa edilmesine rağmen tuğla duvarla kapatılıyor. Böylece, Türkler’e Avrupa kapılarının burada kapatıldığı ve artık ilelebet Avrupa’ya giremeyecekleri ilan edilmiş oluyordu. Bu durum 200 yıl böyle devam etti. Sırp devleti, Türkiye’nin talebi üzerine, bu tuğlaların ilişkilerin gelişmesine mani olmaması için yıktı, diğer kapılarla aynı duruma getirdi. 26 Ocak 2009’da burada düzenlenen Karlofça Antlaşması’nın 310. Yıldönümü Törenleri’ne ilk defa Türkiye Cumhuriyeti temsilcisi de katıldı. Aynı imza gününde olduğu gibi, antlaşmaya taraf ülkelerin büyükelçileri, kendi ülkelerine ait kapılardan aynı anda içeri girdiler. İşte fotoğrafın sağındaki bu kapıdan Cumhurbaşkanı Gül de girerek Avrupa’ya anlamlı bir mesaj verdi... GAZETECİLERLE TUNA HATIRASI Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Petrovaradin Kalesi’nin Tuna Nehri manzaralı balkonunda hatıra fotoğrafı çektirme talebimizi kırmadı ve bir kereliğine objektifin önüne geçtik... CUMHURBAŞKANI’NA ‘KÂTİBİM’ SÜRPRİZİ Voyvodina Özerk Bölgesi Başkanı Bojan Patjic tarafından Petrovaradin Kalesi’nde verilen yemekte Sırp müzisyenler sembolik Türkçe parçaları seslendirerek Türk heyetine jest yaptı.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 101566
    % 1.76
  • 5.6804
    % -0.1
  • 6.3745
    % -0.15
  • 7.0989
    % 0.44
  • 260.647
    % -0.02
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT