BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sorumluluk zorunluluk olmamalı

Sorumluluk zorunluluk olmamalı

Bazı gençlere ve yıldız adaylarına aykırı futbol oynadıkları için parıldayanların, yaşamlarında da aykırı yaşam sahibi olamayacaklarını birilerinin anlatması gerek. Onlardan beklenenin, onlara verilen para ve onlara bahşedilen şöhret ve sevgi ile doğru orantılı olmasının anlatılması gerek. Kısacası, onların başıboş bırakılmaması gerek ne yazık ki...



Bazı gençlere ve yıldız adaylarına aykırı futbol oynadıkları için parıldayanların, yaşamlarında da aykırı yaşam sahibi olamayacaklarını birilerinin anlatması gerek. Onlardan beklenenin, onlara verilen para ve onlara bahşedilen şöhret ve sevgi ile doğru orantılı olmasının anlatılması gerek. Kısacası, onların başıboş bırakılmaması gerek ne yazık ki... En tepedeki spot bölümünden Arda ve Kazım’ı öne çıkardığım tabii ki anlaşılmıştır. Sakın ola ki; bu iki “delikanlı” için, onları aynı ayarda tutarak değerlendirme yaptığım sanılmasın. İkisi “elma ile armut” kadar bile değil, biri meyve diğeri gazoz şişesi kadar farklıdır. Arda adamdır. Kazım ise tepeden tırnağa silme bir küstah... Babalarının duruşundan bellidir “görgü” kavramı ile “aile terbiyesi” denilen ve genlerle taşınan özellik. Bunu bir kere ayıralım.. Arda “hatalı” olabilir, ancak Kazım ise tek kelimeyle “suçlu.” Ortak tarafları ise... Bu delikanlıları birilerinin kenara çekip biraz konuşması gerektiğidir onlarla. Büyük ve dev bir camianın lokomotifini emanet ettiğiniz bir delikanlının birine emanet edilmek zorunda kalmasının sıkıntısını ise varın siz düşünün. Bunlar, takımının en zor dönemecinde sevgilisi ile ve herkesin gözü önünde Roma’ya gidip, domuz gribi olarak dönebilecek kadar sorumsuzdur. Aslında onun sorumluluğu zorunluluğudur. Mecburdur kendinden çok camiası için yaşamaya... Bir hafta içinde, minibüsle geldiği idmana son model ve bilmem kaç beygir bir arabayla gelebilmenin sendromudur bu. Onu en şiddetli öven bana, bu yazıyı yazmak zorunda bırakmasıdır onun sorunu. ACELE EDERSEN VAKTİ DE KAZANAMAZSIN, OYUNU DA... Diğeri takımının maç oynadığı bir saatte maçı izlettirmeyen bir bar-restaurantta takım arkadaşı ve sevgilisiyle bulunmaktan suçludur. Orada olmaktan değil, o saatte orada olmaktan. Ligin ikinci yarısında belki de hayati bir puan mücadelesi vereceği haftada Kasımpaşa’nın Recep Tayip Erdoğan Stadına gidecek, belki en uçta oynayacak ve rakip savunmanın göbeğini seyretmemiş olacak. Yanlış olan budur.. Sabah 10’da Samandıra’da olabilmek için yağmur ve bayram trafiğinin ne demek olduğunu bilemeyecek kadar uzaktır buranın kültürüne ve basar gaza. Sonra takla... Diyarbakırda ve İnönü’de bir yerlerini tutan eli kırılır ne yazık ki... Birinin ona, sahada ona tanınan özgürlüğün, sokaktaki özgürlüğünden daha fazla olduğunu anlatması gerekir. Üstelik, takım arkadaşları Kasımpaşa’dan üç yediği için ceza olarak Samandıra’ya götürülürken, devre arasında stattan ayrılan Mehmet Topuz geri çağrılırken, en cezalı olan ve diyetini en fazla ödemesi gereken Kazım, barda eğleniyordu.. SAVAŞMAK ASLINDA HASMINLA SAVAŞMAK DEĞİL, SEVDİKLERİN İÇİN SAVAŞMAKTIR Hadi biz bu söze “seni sevenler için savaşmaktır” cümlesini de ekleyelim. Bu çocuklara profesyonelliği, beraberinde mecburen gelen “zorunlu sorumluluğu”, kazancın ve şöhretin kendi öz vicdanlarında muhasebesini yapabilmeyi, adam gibi davranmayı ve yaşamayı öğretmek gerekiyor; topa nasıl vurulacağı ve düz koşunun faydalarından çok... Verilen paranın karşılığındaki beklentiyi anlatmak gerek, nafakasından kesip maça giden adamın umutlarının, sağdan direksiyonlu bir arabanın tork gücüne veya bir Roma biletine değişemeyeceğini, bunu buna değişmeye hakkı olmadığını birinin anlatması gerek. Birine yarın bir gün İngiltere’de oynayacağını, diğerine de İngiltere’de oynayamadığı için oynayabildiği yerin Türkiye olduğunu anlatması gerekiyor “aklı başında” birilerinin. Birinin acilen İngilizce, diğerinin ise acilen Türkçe öğrenmesi gerekiyor orada burada sürtmek yerine. Onların “özel hayatlarının” kendilerine ait olmadığını onlara anlatmak gerek.. Sokaktaki özgürlüklerinin sahadaki özgürlüklerinden daha az olduğunu, kendilerinin konumları nedeniyle kendi malları değil, toplumun malı olduğunu birilerinin onlara anlatması gerek. S-ÖZ “Dedelerimizin bugün günlük gazetede okuduklarını, torunları tarih kitaplarından okuyacaklar. POST-İT Sayın Başkan.. Benim TGRT ve Türkiye Gazetesindeki patronlarım ve yöneticilerim sıkı eğitimli... NTV’de de program yapıyorum, oradakiler de üst düzey eğitimli... Kanal A’dakiler de çok tecrübeli ve çok diplomalı... Ben de iki üniversitede öğretim görevlisiyim... Ya siz??? Fikrimin ince gülleri Bakın şimdi... - Ekonomistler başkasının parasıyla hayal kurup deney yapanlardır. Spor gazeteleri ise kulüplerin parasıyla hayal kurup transfer yaparlar. - Orada 4 attığımız Yunanistan’ı burada yenememiştik. Galatasaray da Panathinaikos’a orada üç atmıştı. Yarın maçımız var da... - Bu hafta Kayserispor veya Bursaspor veya Beşiktaş lider olabilir, Fenerbahçe 4. lüğe bile düşebilir. Galatasaray lider de olabilir 5.ci de... Öyle bir hafta geldi. - Ünal Karaman en güzel yorumu bir cümleye sıkıştırdı Eskişehir maçının galibiyetinin ardından. Dedi ki: “Trabzonspor’un hocaya ihtiyacı yok, Şenol Güneş’e ihtiyacı var!” - Kaleci tüm oyunculardan en zeki olanıdır. Ernest Hemingway de, Albert Camus da, Che Guevara da eski birer kaleciydiler. - Rijkaard’a “hoca değil” demek için hoca olmak lazım, “go home” diyebilmek için de pasaport bölümünün yabancı işleri müdürü... >> Şenol Güneş eski Şenol Güneş değil. Karizması da müthiş artık. Üstelik “Uzak Doğu” sporlarında bayağı isim yaptı. Yerel basının dikkatine...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT