BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bâb-ı âli -II-

Bâb-ı âli -II-

Renklenmeden evvel gazete ve mecmualara matbuat denirdi. Sonra radyo dahil olarak basın, daha sonra tv ile beraber medya oldu. Gazetelerin, dergilerin mekânı Bâb-ı âliydi. Gazeteciler oraya Bizim Yokuş da derlerdi. Bugün de orada Babıali Yokuşu ve Babıali Caddesi vardır.



Renklenmeden evvel gazete ve mecmualara matbuat denirdi. Sonra radyo dahil olarak basın, daha sonra tv ile beraber medya oldu. Gazetelerin, dergilerin mekânı Bâb-ı âliydi. Gazeteciler oraya Bizim Yokuş da derlerdi. Bugün de orada Babıali Yokuşu ve Babıali Caddesi vardır. O günlerde eser sahibi müellif, sütun sahibi muharrir idi. Doğrusu da buydu. Her gün yazanlardan önce Burhan Felek’e sonra da Ahmet Kabaklı’ya Şeyh’ül Muharririn unvanları verildi. Necip Fazıl ise Şair Baki’den sonra Sultan’üş Şüera sıfatına layık görülen ikinci isimdi.. 1990’lara gelindiğinde her ne demekse iki yeni tabir çıktı: Gazeteci-yazar.. Köşe yazarı. Bize göre iki sevimsiz kelime.. Eskiden yazarlar, sütunlarında 7 gün yazarlardı. Sonraları 6 güne, bilahare 5 güne düştü. Bir de eskiden haftada sadece iki veya bir gün yazanlar vardı. Fakat sayıları azdı. Gazeteyi sürükleyenler günlük yazanlardı. Muharrir, yazar vs. ne yapar? Sadece tenkit mi eder? Kaporta düzelten tamirci midir? Hayır sadece tenkit eden, sadece o bunu dedi, şu şunu dedi, diyen de yazar olamaz. Biri huysuz diğeri dedikoducudur. Yağmurda ıslanan gazete gibidir. Yazar, teklif ve fikir üretir. Problemi bütün cepheleriyle kucaklar, düşünülmeyeni bulmaya çalışır. Her sütun sahibi yazar değildir. Yazar, derecesini sayfa numarasından almaz. Öncü olan, yarınlara ışık tutan olayların önünde giden yazardır. Yazar, imzasını namus sayar. Kanaat önderi şu saydıklarımız anlamında isabetlidir. Bugün elinde kalem olan öyleleri vardır ki onlara yazar demek yazarlığa hakaret olur. Bazıları dalkavuktur, bazıları köpeğine karnını kaşıtır, bazıları laiklik bezirgânıdır.. Dünya için Türk basını, çıplaklık bakımından çok kötü örnektir, kanaat önderliğinde ise emsaldir. Bir işin doğru olması için illa dışarıdan gelmesi şart değildir. Ülkemiz bu manada model ihraç etmiştir. Peki bir yazar, ne kadar zamanda yazar? Bir ömür, artı bir yazı süresinde. Aslında ömrün kendisi de bir yazıdır, hayata yazılır. Bir gün. Bir Bâb-ı âliden çıkanlar, bir başka Bâb-ı âliden girerler. O zaman her kelimenin ve her nefesin muhasebesi yapılır. Kalem, kefenle gitmese de mahsulü gider. Hüve’l Bakî...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT