BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Boğulacak gibi oluyordu...

Boğulacak gibi oluyordu...

Minibüsün arkasından bir müddet baktı. Yine o nedenini bir türlü bilemediği huzursuzluk kaplamıştı yüreğini. Zaman zaman duyuyordu bu huzursuzluğu. O zaman sanki bir el yüreğini sıkıyor, boğulacak gibi oluyor, nefes alamıyor, daralıyordu.



Minibüsün arkasından bir müddet baktı. Yine o nedenini bir türlü bilemediği huzursuzluk kaplamıştı yüreğini. Zaman zaman duyuyordu bu huzursuzluğu. O zaman sanki bir el yüreğini sıkıyor, boğulacak gibi oluyor, nefes alamıyor, daralıyordu. Nuri’nin sesiyle irkildi: - Haydi Seher abla, geç kalmayalım. Hareketlendi. On dakika kadar yürüdüler. Nihayet oldukça yüksek bir apartmanın önünde durdular. - İşte burası. Benden buraya kadar. Beşinci kat, 22 numara. Kadının adı İlkay... İlkay hanım. Bekliyor seni. - Sağ olasın Nuri efendi, yoruldun buraya kadar... “Yok canım” diyerek uzaklaştı adam. Seher tedirgin adımlarla girdi içeriye. Asansör vardı ama ne me lazım, korkardı binmeye. Merdivenlere yöneldi. Beş katı çıktı yürüyerek. 22 Numaranın önünde soluklandı. Zili çaldı usulca. - Hoş geldiniz, buyurun hanım... Sarışın, kısa boylu, kısa saçlı, balık etinde bir kadındı İlkay hanım, Güler yüzlüydü. İnce, neşeli bir sesi vardı. - Kolay buldunuz umarım. - Nuri efendi getirdi buraya kadar. Yoksa bulamazdım. Bundan sonra artık zorlanmadan bulurum. Birden durakladı. Söylediği şeye kızdı için için. Belki bundan sonrası olmazdı. Beğenmezdi yaptığı işi belki de İlkay hanım. Sözlerini nasıl düzelteceğini bilemedi. Şaşkın bakışlarla süzdü kadını. O ise hiç umursamamıştı bile: - Gel, bir çay içelim, kahvaltı yaptın mı? - Yaptım hanımefendi, sabah erken kalktım, kızımla bir yaptım, o da işe gidiyor, konfeksiyona. Mutfağa girdi kadının arkasından. Hayranlıkla baktı etrafına. Her şey yepyeni, pırıl pırıldı. Oldukça varlıklı bir aile oldukları belliydi. Kadının porselen fincana doldurduğu çaydan bir yudum aldı terbiyeli bir tavırla. Elinden gelen gayreti gösterecek, işini beğendirecekti. Bu fırsatı iyi kullanmalıydı. Çayını bitirir bitirmez işe koyuldu. * * * Şehnaz öğlen tatiline girdikleri zaman yanında getirdiği naylon torbadaki plastik kapaklı kutuyu çıkartmaya hazırlanırken Leyla atıldı: - Kız, dışarıda yiyeceğiz bugün, haydi sen de gel. Genç kız üzgün bir tavırla boynunu büktü: - Ben gelemem Leyla, param yok. - Ben ısmarlayacağım yahu, haydi, nazlanma... Ne güzel, karşıdaki pastahaneye gidip oturacağız. Haydi... İçi gidiyordu aslında. Mahcup bir tavırla kabul etti. Sırayla aynanın karşısına geçtiler, saçlarını taradılar, üstlerine başlarına çeki düzen verdiler. İşe başladığı günden beri üzerinde hep aynı kıyafet vardı Şehnaz’ın. Zaten başka da giyeceği yoktu. Bir kahverengi, pilili etek, üzerinde de mavi, erkek yakalı bir gömlek. Afyon’dayken almışlardı bunları. Dışarı çıktılar. Bir saatlik tatilleri vardı. Hemen köşedeki sandviç dükkanından sandviç aldılar. Karınları doymuştu. Bir iki vitrin baktılar. Çok hoşuna gidiyordu bu gezinti Şehnaz’ın. Özgürdü, yanında “oraya bakma, onu yapma, sus, konuşma” diyen annesi yoktu. İstediği gibi hareket ediyor, istediği gibi gülüyor, eğleniyordu. Leyla diğer kızlara bağırdı: - Haydi, karşıya, pastahaneye gidiyoruz. Heyecanla atıldı Şehnaz yolun ortasına. Alışık değildi trafiğe. O anda tiz bir fren sesi duyuldu. Ne olduğunu anlamadı genç kız. Sağ tarafından gelen arabayı görmeden atmıştı kendini. Kaldırımdaki birkaç kişi çığlık atarak izlediler olayı. Araba durabilmişti. Şehnaz ise şaşkın, dibinde bitiveren arabaya bakıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Şoför mahallinin kapısı açıldı. Siyah güneş gözlükleri olan bir adam indi aşağıya. Kibar ve telaşlı bir tavırla yaklaştı: - Geçmiş olsun hanımefendi, az kalsın eziliyordunuz! Genç kız gözlerini kırpıştırdı. Bu otuz yaşlarındaki yakışıklı adamdan etkilenmişti. DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 100141
    % 0.47
  • 5.2903
    % -0.78
  • 6.0238
    % -0.54
  • 6.9195
    % 0.02
  • 218.193
    % -1.07
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT