BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İki film

İki film

90’ların başı ve ANAP iktidarlarından biriydi; Kültür Bakanı, Gökhan Maraş... Amerikan filmleri, hızlanan bir şekilde Türk beyaz perdesine yerleşiyordu. Türk sineması, şimdi bir de bu şekilde gerilemeye başlamıştı.



90’ların başı ve ANAP iktidarlarından biriydi; Kültür Bakanı, Gökhan Maraş... Amerikan filmleri, hızlanan bir şekilde Türk beyaz perdesine yerleşiyordu. Türk sineması, şimdi bir de bu şekilde gerilemeye başlamıştı. Bakan Maraş, yerli filmciliği korumak için vergi ağırlıklı bazı tedbirlere önayak oldu. O zaman inanılmaz bir müdahaleye şahîdlik yaptık. Beyazsaray, devreye girerek yabancı filmler karşısında Türk filmciliğini himaye etmek gibi gayet haklı bir niyet taşıyan tasarrufları sıfıra müncer kıldı. Başkan, galiba George Bush idi, Turgut Özal’ın yakın dostu. Kapitalizmde dostluklar menfaatlerin başladığı çizgiye kadardır. Kaldı ki o sistemde Başkan’ın ismi çok da mühim değil. Yönetimin başında kim olsa o devreye sokulacaktı. Bir süre sonra TBMM ile Hükûmetimizin aldığı kararlar veya yapılan kanunlar silinip gitti. Bugün Amerika en fazla neye hükmediyor? Mideye ve beyne değil mi? Yiyecek ve içecekleri ile mideye, filmleri -bilhassa filmleri- ve yönetimlere yön veren kitapları ile beyne. Bu beyin kelimesinin yanına gönül, kalb vs gibi daha başka eklemeler de yapabilirsiniz. ABD’nin demirperdeyi en evvel boyalı içeceği ile aşıp Moskova’da göründüğünü unutmamak lazım. Şimdi Moskova’nın ana caddelerindeki hızlı tüketim lokantalarında görünmek Ruslar için bir statü sebebi sayılıyor. Bunlardan haberdarız; onun için bir Türk filminin yabancı emsalleri ile yarışa girmesinin bizim için ayrı bir değeri var. Filmler, milletlerinin bin türlü kültürel unsurunu birlikte taşıyor. Düşünme biçiminizden, giyiminize, turizmine kadar onlarla tanınıyorsunuz, en güçlü etki filmlerle oluyor. En kalıcısı da kitaplarla. Dev bir sektör oluşturulmuş, dünya o sektörle oradan oraya koşturuluyor. Bu şuurla Kahpe Bizans filmine gittik. Bu film daha gösterime girmeden büyük bir reklam şansına kavuştu. O Reklamlar beklenen ilgiyi uyandırdı. Seyirci sinema salonlarını doldurdu. Şimdi izleyicinin çokluğu ile iftihar ediliyor, bir rekoru yakalama ümidi dile getiriliyor. Acaba; o seyreden insanlar ne diyor, ne kadarı memnun ne kadarı, aldanmışlık hissi içinde. Gayrı memnunların çoğunlukta olduğu kanaatindeyiz. Bunu hem seyircilerden biliyoruz, hem de profesyonellerden. Geçen gün, LDP’nin akşam yemeğindeydik; Sinan Çetin de gelmişti. Kahpe Bizans filmini gördüğümüzü öğrenince sordu “nasıl buldun” o ân takdirkâr bir ifade kullanmayı nasıl istedik, bilemezsiniz. Ünlü rejisör de düşüncesini dile getirdi, “ben de çok sıkıldım...” Sövüp-sayma, komedi sayılamaz. Sokakta işitmediğiniz kadar küfür bu Türk filminde. Evrensel olma yolu kapalı. Sanatta evrenseli yakalayamayınca yeryüzüne açılamayız. Bir adamın muhatabına sövmesinin neresi komiktir? Verilen emeklere, harcanan paralara yazık olmuş. İki saatimize yazık oldu... Kahpe Bizans’tan sonra Altıncı Hissi gördük. Sinemadan çıkarken yanımızdaki arkadaşımız “ben bir şey anlamadım” dedi. Seyirden sonra çok kimsenin aynı şeyi söylediği kanaatindeyiz. Sebebi arkadaşımıza verdiğimiz cevapta, “iyi film de iyi roman, iyi şiir gibi, kendini hemen ele vermez.” Gerçekten öyledir. Filmden sonra zihin bir zaman hep onunla meşgul olur ve çözer. Sonuç size göre başka, bir başkasına göre daha farklıdır. Hatta her okumada, her seyirde ayrı lezzetler alırsınız. Altıncı His’le alakalı söyleyeceklerimiz şunlar: Filmin aktörü, Bruce Willis, fakat asıl aktörü, Haley Joel Osmey. Sekiz yaşındaki bu çocuk Amerikan sinemasının istikbaldeki büyük oyuncusudur. Esere gelince, o bazılarının sandığı gibi bir hortlak filmi değil, özel efekt kullanılmaması, klasik anlatım ve benzerleri de mühim değil. Altıncı His, bir metafizik arayıştır. Özü de kısa bir cümle “ruh vardır.” Film, bir bakıma şu sözler üzerine kurulu; gözüne öteler görünen psikiyatri hastası çocuk konuşuyor: -Ölüler görüyorum, onlar birbirlerini görmüyorlar, görmeleri gerekeni görüyorlar. Bir başka sahne, aynı çocuk: -Bazıları eşyalarının kaybolduğunu sanırlar, oysa onlar sadece yer değiştirmiştir. Yönetmenin zaman zaman gerilen seyirciyi Philadelphia’nın çok güzel güz manzaraları ile rahatlattığı filmin en çarpıcı sahnelerinden biri, tıkanmış trafikte beklerken annesi ile aralarında geçen konuşmadır. Cole Sear, annesine sorar, “anneanneme ne dedin ki bana ‘her gün’ dedi?” Kadın, annesinin mezarına bir gidişinde ona, dünyadaki halini kasdederek, “beni beğeniyor musun?” demiştir. Altıncı His’in finali en fazla konuşulan sahnesidir; Psikiyatrist Dr. Malcolm Crower, tedaviye çalıştığı Cole’un durumuna düşer; bizim ilk seyirde anladığımız bu oldu. Filmin senarist ve yönetmeni 29 yaşındaki bir Hindli, M. Night Shyamalan. Bir soru, sinemada evrenselliği yakalayabilmek için devlet, senarist ve yönetmenleri, belli merkezlere belli süre kursa gönderemez mi? Yalnızca vergi koyarak rekabet edilemiyor. Rekabet kalite ile olur. Ciddî, kurslarla çok değerli elemanlar yetişecektir. Şu gün dahi sinema sektörümüzün fedâileri, kendi gayretleri ile Türk sinemasını ayağa kaldırma çabasındalar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT