BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Afgan halkı Türk dostu

Afgan halkı Türk dostu

Afganlılar diğer yabancılara nasıl davranırlar bilmiyorum ama Türkleri çok sevdikleri vakıa... Çay, şerbet, pilav ikram eden, evine çağıran çağırana...



GÜNDEMİN YENİ ADRESİ AFGANİSTAN -5- Hazırlayan: İrfan Özfatura Afganlılar diğer yabancılara nasıl davranırlar bilmiyorum ama Türkleri çok sevdikleri vakıa... Çay, şerbet, pilav ikram eden, evine çağıran çağırana... Bunca yer dolandım böylesine munis mütebessim insanlar görmedim. Şimdi karşıdan biri geliyor diyelim, önüne geçiyor “icaze sormadan” şak diye flaş patlatıyorsun suratına... Ne kızan var, ne bozulan. Ekrandan baktın resmi beğenmedin mi. Dön diyorsun, hadi bir daha. Adamcağız ne derseniz yapıyor, sanki zorlamaya hakkımız var. Bir keresinde yanımda askerî bir araç durdu, “işte şimdi ayvayı yedik” dedim, ister misin başlasınlar sorguya. Meğer bizi niye çekmiyor diyormuş komutan, gücenmiş ağa. Belki üç bin kare resim aldım. Dönünce bilgisayardan da baktım bari içlerinden biri kaş çatıyor, somurtuyor olsa... Bir millet bu kadar mı güler yüzlü olur ya? Pes valla! BAYRAMLAR MI ESKİDİ? Afganistan’da Kurban Bayramı çok canlı kutlanıyor. Arefe yaklaştıkça celepler yollara dökülüyor. Fiyatlar makul, benim diyen koçlar 100 dolardan gidiyor. 400 - 500 dolarlık sığırlar semiz mi semiz, döndürüp baktırıyor, maşallah dedirtiyor. Hayvan pazarlarında bir şey dikkatimi çekiyor. Koca boğalar kuzu olmuş, sahiplerinin peşi sıra dolanıyor. Koyunlar pembe burunlarını çobanlarının ellerine değdiriyor. Eğer sen hayvanı okşaya okşaya büyütürsen elbette muti olur, eteğinden ayrılmaz. Bizimkiler niye huysuz? Sırtında sopa kırılıyor da ondan... Hayvan deyip geçiyoruz, demek ki sevildiğini anlıyor. Bazen hisleniveririm, hiç yoktan gözlerim dolar. Yine öyle oluyor, şurama bir şeyler tıkanıyor. Hayvanlarla çobanlar arasında gözle görünen bir elektrik var zira (isterseniz şefkat diyelim ona). Bu ne sabır ya, bu ne mülayim tavır? İnanın onlardan öğreneceğimiz çok şey var. BİZLER Mİ YAŞLANDIK? Bayram namazı için İydgâh Camiine gidiyoruz. Vaaz Peştunca. Hutbe Arapça. Aynen bizde ki gibi Resulullah Efendimize (Sallallahü aleyhi ve sellem) âline ve eshabına sâlat ve selâmlar yollanıyor. Aşere-i mübeşşerenin ve hassaten Hazret-i Ebu Bekir, Ömer; Osman ve Ali’nin (Radıyallahu anhüm) isimleri zikrediliyor. Namazdan sonra cemaat avluya diziliyor, tanısın tanımasın herkes kucaklaşıp tebrikleşiyor. Yaşlılar ceplerinden renkli çaklitleri (şeker) çıkarıyor, ufaklıkların avucuna sıkıştırıyor. Üstleri başları tertemiz belli ki yeni libaslarını giymiş, yıkanmış paklanmışlar. Cuma namazı kıldığım caminin imamı da namazdan evvel Farsça bir vaaz veriyor. Hutbe kısa ve tamamı Arapça... Aslı da bu zaten, demek bidatler ulaşamamış onlara... Vaaz sürerken iki kişi saflar arasında gezip katlanmış bir patu dolandırıyor. Belli ki “camiye yardım.” Atan atıyor kimin ne verdiği belli olmuyor. İmam efendi “boş geçmeyelim aziz cemaat” muhabbetine asla girmiyor. ASLAN MERCAN Kabil Hayvanat bahçesi meşhurmuş bir zamanlar. Çocuklar Aslan Mercanı ziyaret ederlermiş her hafta... Aslan da aslan olsa bari, tüyleri dökülmüş, dişleri çürümüş, gözleri yumulmuş bir gariban. Tepesinde sinekler uçuşmakta... Kabil’in kadınları Aslan Mercan’ın sefil haline ağlar, çocuklar çikolatalarını, gofretlerini sunarlar... Diyeceksiniz ne işleri? Mercan’ın derdi onları mı gerdi? Aynen öyle, bu tutsak kral için şiirler mi yazılmaz, ağıtlar mı yakılmaz. Öldüğünü duyan defnine koşar, cenazeye hem erkan-ı devlet, hem basın ilgi gösterir, tam 18 kamera girer kayda... Tabii İHA da orda, haberi atlamıyor. (Hikayeyi zaten onlar anlatıyorlar.) BABÜR BAĞI Bazı mekanlar var ki anlatılmasa dizi noksan kalır. İşte Babür Bağı onlardan biri, Babür Şah gibi bir cihangiri bağrına basıyor zira. Burası Derya Kabil’e (şehri yaran nehir) tepeden bakan muhteşem bir bahçeymiş zamanında... Girişte bir medrese, talebe odaları, yukarıda şirin bir mescid, sanatlı kasırlar... Dev sarnıç, havuzlar, fıskiyeler ve ufukta kaybolan geometrik arklar. Hani deyin ki Kurtuba! Ve ünlü Türk büyüğü Babür Şahın kabri görünüyor ak mermerler arasında! Kabilliler cuma günleri çoluk çocuk Babür Bağına geliyor, hem ecdada Fatiha okuyor, hem bir köşeye çekilip mesire yapıyorlar. Babür Bağı Türklerin de yardımı ile elden geçirilmiş. Afgan Gazeteci Abdülmecid Turhan, Babürşah’ı anlatırken sesi titriyor heyecandan. Düşünün ünlü devlet adamı Kabil’den yola çıkıp bütün Hindistan’a hükmediyor, taaa Himalaya eteklerinden Hint Okyanusu’na ferman okutuyor. Hindular 8 asır Müslümanların yönetiminde yaşıyor ve bundan bizar olmuyorlar. Baburname gibi bir eseri kaleme alan sanatkar sultana “adalet” yakışıyor. SAHABE’NİN HUZURUNDA Kabil’in Eyyûb Sultanı, Şah du Şemşir hazretleri. O da Halid bin Zeyd gibi mücahid bir sahabe... Asıl adı Haris, Hazret-i Osman devrinde buralara kadar geliyor, taliplere ilim ve edep öğretiyor. Kafirlerin baskısı artınca elini kılıçlarına atmaktan çekinmiyor. Kılıçlarına diyorum çünkü cengte çift kılıç kullanıyor. “Du şemşir” (İki kılıçlı) lâkâbı da oradan geliyor. Mübarek defn olunduğu mahalde şehit düşüyor. Kabil halkı onu unutmuyor, hatırasını yaşatıyor. FAZLA TIRAŞ CİLDİ BOZAR Afganistan’a gitmeden evvel sakal bırak demişlerdi dikkat çekersin yoksa... Söz dinledim rahat ettim, laf aramızda yakışıyor da... Mecburi tıraş olduğumuz askerlik yıllarında yüzümüze ne eziyetler etmişiz meğer. Deri hassaslaşır, yanaklar al al yanar. Hele yanılıp bir kolonya değdirdin, cızzz! Sanki hançer sokarlar. Kabil sokaklarında dolandığım ilk gün bu ülkede ne çok sakallı var demiştim, birkaç gün sonra gözüm alıştı, beş on gün sonra sakalsızlar başladı mı batmaya... Bir erkeğin sabahın seherinde surat kazımasını eskiden de anlayamazdım. Hem enerji kaybı, hem vakit israfı, nerden baksan zarar. Jilet ürüten yabancıları zengin ettik hiç yoktan. Kabilde esnaf ve tüccarın kahir ekseriyeti sakallı, milli ordu uhdesindeki sakallı askerlerin sayısı da azımsanmayacak kadar. KÂBİL’İN KALBİ Şah du Şemşir (iki kılıçlı sultan) Kabil’in Eyyûb Sultanı gibi... İŞTE O KOMUTAN Kabilliler büyük Türk sultanı Babür Şahı yakından tanıyor, cuma günleri çoluk çocuk toplanıp ziyaretine gidiyorlar. HAYYALESSALAH... Afganlılar dindar insanlar, müezzin elini kulağına attı mı ortalık hareketleniyor, neşe ile camiye gidiyor, omuz omuza saf tutuyorlar. EVLADI GİBİ... Bu ülkede hayvanlar el üstünde, hepsinin bir adı var... Hayvan hakkı diye bir mefhumun ziyadesiyle farkındalar... MEZAR-I ŞERİF Hazret-i Ali Afganistan’a kadar geldi mi? Bunu bilmiyoruz, ancak yerli halk geldiğine inanıyor. Büyük halife dualarla yad ediliyor. TEBESSÜM STANDART Adamın işi zaten başından aşkın, yanı başında da bir yabancı dikilmiş resmini çekiyor... Ben olsam “haydi yoluna” derim ama o gülümsüyor. HER YER FOTOĞRAF Kâbil’de objektifi nereye çevirsen resim... Amcamın kıyafeti, seçtiği kuka tesbih, yüzündeki ifade... Bir fotoğrafçının aradığı her şey var fazlasıyla... Toprak deyip geçme tanı! Kabil ne kadar sefil ve bakımsız görünse de şehrin DNA’sında bir asalet var. Şeref-ül mekan bil mekin demişler, ummadığınız yerde karşınıza muhteşem bir cami, zarif bir türbe çıkıyor. Afganistan toprakları menkıbeleri ile büyüdüğümüz veliler, âlimler, şairlerle aydınlanıyor. Misal Belh’ten İbrahim bin Edhem ve Mevlana Hazretleri gibi zirveler yetişiyor. Ali Şir Nevai, Ahmed bin Hadraveyh, Dehhâk bin Müzâhim, Ebû Bekr Verrâk, Ebû Nasr Pârisâ, Ferîdüddîn-i Attâr, Hakîm Tirmizî, Hatim-i Esam, Hüsâmeddîn Pârisâ, Muhammed Tirmizî, Ahmed Berkî, Ahmed bin Mevdûd Çeştî, Ebû Ahmed Ebdâl, Hâce Mevdûd Çeştî, Hâce Muhammed, Hacı Şerîf Zendenî, Yûsuf bin Muhammed Çeştî, Halîfe Kızılayak, Ebû Ali Cürcânî, Hakîm Senâî, Radıyüddîn el-Gaznevî, Abdullah-ı Ensârî, Ahmed Nâmıkî Câmî, Alâeddîn Âbizî, Fahreddîn-i Râzî, Molla Câmî, Muhammed Harezmî, Muhammed Rûcî, Sa’düddîn Kaşgârî, Seyfeddîn Halvetî, Zahîrüddîn Halvetî, Zeyneddîn-i Hafî, Seyyid Kâsım Tebrizî, Dost Muhammed Kandehârî, Ebû Bekr-i Ebherî, Azîz Nesefî, Celâleddîn Ebû Yezîd Pürânî ve Ebû Abdullah Cavpâre... Gazetemizin dağıttığı Türk Dünyası Evliyaları adlı kitabı karıştırmakta fayda var, bu zatlar hakkında mufassal bilgiler bulunuyor. Afgan halkı bilhassa, adını bulunduğu şehre veren “Mezar-ı şerif”e çok saygı gösteriyor, ki burada (Allahü teala şefaatine nail eylesin) Esedullahi galip Ali bin Ebu Talib’in yattığı rivayet ediliyor. (Radıyallahu anh)
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106805
    % 0.02
  • 5.6889
    % -0.09
  • 6.3007
    % -0.05
  • 7.3638
    % 0.03
  • 269.116
    % -0.25
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT