BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bedelsiz hisse senetleri ve vergi

Bedelsiz hisse senetleri ve vergi

Geçen haftaki yazımızda Kurumlar Vergisi Kanununda yapılan bir değişikliği aktarmıştık.



Geçen haftaki yazımızda Kurumlar Vergisi Kanununda yapılan bir değişikliği aktarmıştık. Bu değişiklik şirketlerin, turizm işletme veya yatırım belgesine sahip turizm tesislerini veya bu tesislerine ilişkin gayrimenkullerini kısmen veya tamamen belli niteliklere sahip anonim şirketlere aynî sermaye olarak koymaları yoluyla sağlayacakları kazançları vergiden istisna etmektedir. Bu istisnanın temel şartlarından biri, bu kazancın sermayeye eklenmesidir. Bu durumda ortaya bir sorun çıkmaktadır. Bu sermaye artırımından doğan bedelsiz hisse senetleri, acaba ortaklar için kâr payı anlamına mı gelecektir. Zira sorunun bu yönü, ortağın gelir vergisi beyannamesi verip vermemesi ile ilgilidir. Kanun koyucu bu sorunun cevabını, sözkonusu istisnadan yararlanmak suretiyle verilecek bedelsiz hisse senetlerinin, kâr payı sayılmayacağını belirtmek suretiyle çözmüştür. Ancak bu sorun, başka bir yönü ile yine karşımızdadır. Bilindiği gibi sermaye şirketleri, önce kazançlarından kurumlar vergisi öderler. Buradaki vergi yükü, fonu da dahil olarak % 33’tür. Ancak bundan sonra şirketlerin, normal kurum faaliyetlerinden elde ettikleri kurumlar vergisi sonrası kazançlarından % 15 oranında (fonu ile % 16.5 oranında) stopaj yapmaları gerekmektedir. Ancak bu stopaj, şirket kâr dağıttığında yapılacaktır. Kâr dağıtılmadığı sürece bu stopaj yapılıp ödenmeyecektir. Hele şirketler bu vergi sonrası kârı, sermayelerine eklerlerse, stopaj hiç yapılmayacaktır. Vergi kanunları, bu düzenleme ile şirketleri, vergi yükünü % 16.5 azaltarak, kâr dağıtmamaya ve kârlarını sermayelerine ekleyerek mali bünyelerini güçlendirmeye teşvik etmek istemiştir. Ancak bunun da bazı sakıncaları ortaya çıkmıştır. İlk sakıncası, şirket ortaklarının nasıl geçineceği sorunudur. Neticede şirketi kuran ve kazanç sağlamak isteyen, gerçek kişi ortaklar olduğuna göre, şirket sahipleri, kazançlarına nasıl kavuşacaklardır. Bu sorun özellikle aile şirketleri ile yakından ilgilidir. Gözlemimize göre, aile şirketleri bu sorunu, hissedarları yüksek maaşlarla işe almakla çözmeye çalışmaktadır. Ancak bu uygulama hazine açısından daha fazla vergi kaybına yol açtığı gibi, hissedarları ileride şirket kârını örtülü olarak aktarmakla suçlanma riski ile karşı karşıya getirmiştir. İkinci sorun ise, şirketlerin kanunun amacı doğrultusunda hareket etmeleri, bir başka anlatımla kârlarını sermayelerine eklemeleri halinde ortaya çıkmaktadır. Zira iç kaynaklı olacak olan böyle bir sermaye artırımından ortaya çıkacak yeni hisse senetleri, ortaklara bedelsiz olarak dağıtılacaktır. Başlıca sorun bu bedelsiz hisse senetlerinin, nitelendirilmesidir. Yazımızın ilk paragrafında değindiğimiz bedelsiz hisse senetlerinin durumuna ilişkin düzenlemenin mefhum-u muhalifi (zıt anlamı) ve köşemizin sınırları itibariyle burada uzun uzadıya ayrıntılarına girme gereği görmediğimiz gerekçelerle, kanun koyucu, hissedarların şirketlerinin kârlarını sermayelerine eklemeleri yoluyla edindikleri bedelsiz hisse senetlerini, kâr dağıtımı olarak gördüğü ortaya çıkmaktadır. Bu durumda bedelsiz hisse senedi elde eden ortaklar, bu hisse senetlerinin nominal bedelleri toplamının 1/3 fazlasının (bu oran 2000 yılında 1/5 olarak uygulanacaktır) 3,5 milyarı aşması halinde, gelir vergisi beyannamesi vermeleri gerekecektir. Örneğin, Pek Dürüst A.Ş.’den 3 milyar liralık bedelsiz hisse senedi alan ortak Ahmet Bey, bunun 1/3 fazlası olan tutarı, sınırı geçtiği için gelir vergisi beyannamesi verecektir. Gerçi, yaklaşık 7 milyar liraya kadar alınan bedelsizler için, vergi oranı ve eklenen 1/3 tutarın mahsubu dolayısıyla, vergi doğamayacaktır. Ancak, verginin doğmaması, beyanname verme mükellefiyetini ortadan kaldırmayacaktır. Verginin doğduğunu düşünelim. Ahmet Bey’in elde ettiği gelir, hisse senedi adı verilen bir kağıt parçasıdır. Bu kağıtla vergi ödenmeyeceğine göre, Ahmet Bey vergisini nasıl ödeyecektir. Ahmet Bey’in bedelsiz hisse senetleri, borsada işlem gören bir şirketten geliyorsa, bir kısmını satar ve vergisini öder. Ancak Ahmet Bey’in şirketi, bir aile şirketi ise, bu kağıtları kolay kolay satamaz. O halde vergisini nasıl ödeyecektir. Dolayısıyla, şirketlerin kârlarını sermayelerine eklemelerinden doğacak bedelsiz hisse senetleri, özellikle aile şirketlerinde verginin ödenmesi açısından büyük sıkıntılara yol açacaktır. Bu sıkıntıları gidermenin tek yolu, Gelir Vergisi Kanunu’nun menkul sermaye iratlarına ilişkin 75. maddesine, şirketlerden alınan bedelsiz hisse senetlerinin menkul sermaye iradı sayılmayacağına ilikin bir hükmün eklenmesidir. Bu suretle elde edilen gelir, ancak bu kağıtlar satılarak realize edildiğinde vergilendirilmelidir. Verginin, kağıtların hissedarlarca satışına kadar ertelenmesinden doğabilecek hazine kaybı ise, şirketlerin kârlarını dağıtıp dağıtmamalarına, sermayeye ekleyip eklemediklerine bakılmaksızın stopaj öngörülmekle giderilebilir. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, Demokrasilerde çare tükenmez. Yeter ki, maksadımız bağcıyı döğmek değil, üzüm yemek olsun.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT