BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mevlânâ dergâhına dil uzatanın sonu!..

Mevlânâ dergâhına dil uzatanın sonu!..

Mevlânâ hazretlerinin torunu Emîr Ârif Çelebi beş yaşlarında idi. Onu, başı iple bağlı bir öküzün yularından tutup götürürken gördüler!..



Emîr Ârif Çelebi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin torunu, Sultan Veled’in oğludur. 1271 (H.670) senesinde doğdu. 1319 (H.719) senesinde Konya’da vefât etti. Kabri oradadır. Küçük yaşta dedesi Mevlânâ hazretlerinin teveccühlerine kavuştu. Babası Sultan Veled’den zâhirî ve bâtınî ilimleri öğrendi. Babasının vefâtından sonra onun halîfesi, vekîli oldu... “İNCE BİLGİLER”DEN ANLATIYORDU!.. Sultan Veled, bir gün oğlu Ârif Çelebi’ye; “Evlâdım! Sen her nereye baksan, Mevlânâ’yı görür, Mevlânâ’dan bahsedersin. Küçük aklınla mârifetlerden, Allahü teâlânın zâtı ve sıfatlarına âit ince bilgilerden anlatırsın. Sen Mevlânâ’nın hâllerini ve makamlarını ve bu mârifetlerini nereden biliyorsun da, bize hiç tenezzül etmiyorsun?” diye sordu. Ârif Çelebi de; “Efendim! Ben o yüce zâtı, mânevî âlemde gördüm. O da bu fakîri gördü ve kendi kemâlâtını görebilecek gözün bağışlanmasına vesîle oldu” diye cevap verdi... Lala Fahreddîn anlattı: “Arada sırada Ârif Çelebi’yi kucağıma alıp, Hüsâmeddîn Çelebi hazretlerinin evine giderdim. Hüsâmeddîn Çelebi, bizi hep kapıda karşılar, Ârif’i kucağına alarak odaya kadar götürürdü. Ona her türlü yiyeceklerden, nefis şerbetlerden ziyâfet çekerdi. Daha önceden alıp hazır ettiği güzel elbiseleri, kendi eliyle giydirirdi. Gideceğimiz zaman da, onu omuzuna alıp eve kadar götürür ve; “Ah! Mümkün olsaydı da Ârif Çelebi’nin lalası olup hizmetiyle şereflenebilseydim. Zîrâ, onun nûrunun doğu ile batıyı kuşatacağını ve âleme ışık salacağını, makâmının çok yüce olacağını hocam Mevlânâ hazretleri haber verdiler. Ne mutlu o kimselere ki, Ârif Çelebi’nin hizmetiyle şereflenip, sevgilisi oluyorlar” diyerek, hasretini dile getirirdi.” “BU ÖKÜZ DE NEDİR?..” Sultan Veled anlattı: “Ârif Çelebi, beş yaşlarında idi. Bir gün, başı iple bağlı bir öküzün yularından tutmuş götürüyordu. Onu o hâlde görünce; “Ey Ârif, bu öküz de nedir? Onu nereye götürüyorsun?” dedim. Cevâbında; “Bu yular, filân beyin başına takılan yulardır. Çünkü Mevlânâ dergâhına dil uzatmaktadır” dedi. Çocuğun bu hâline güldüm, fakat üç gün sonra duyduk ki, o beyin evini yağma edip, başını kesmişler!..
Kapat
KAPAT