BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Talebelerin üstünlüğü

Talebelerin üstünlüğü

Muhammed Ma’sûm hazretlerinin talebelerinden Kâbilli Sofî Pâyende Tılâ anlatır: “Hocam bana icâzet verdikten sonra, memleketime gidip, insanları irşâd etmemi emretti. “Efendim, bilirsiniz ki, irşâd için para da gerekir. Benim ise bir şeyim yok.” dedim.



Muhammed Ma’sûm hazretlerinin talebelerinden Kâbilli Sofî Pâyende Tılâ anlatır: “Hocam bana icâzet verdikten sonra, memleketime gidip, insanları irşâd etmemi emretti. “Efendim, bilirsiniz ki, irşâd için para da gerekir. Benim ise bir şeyim yok.” dedim. “Sofi, kırmızı ve siyah kâğıt parçaları getir.” buyurdu. Hemen gidip getirdim. O kâğıtları, para şeklinde kesti. Sonra ıslattı, o anda altın ve gümüş para oldu. Kendi kendime, “Bu işi bana da öğretse...” dedim. Bana tekrar “Peki bu işi Hak teâlânın izniyle sana verdim. Ancak ihtiyâcın olduğu zaman, kullanırsın. Kırmızı kâğıdı ıslatırsan altın, siyah kağıdı ıslatırsan gümüş olur.” buyurdu. Sonra memleketime gittim. Evimize her gün misâfir geliyordu. Buyurduğu gibi kâğıtlar, altın veya gümüş para oluyordu. Böylece onlara hizmet ettim. Halk tarafından çok sevildim.” Bu talebesinin ismi, altın yapan Sofi anlamında, “Sofî pâyende tıl┠diye meşhur olmuştur. Sofî Pâyende Kerbâs adındaki talebesi de, huzurunda yetişip halîfelerinden oldu. Yanından ayrılıp memleketine giderken, ona biraz kumaş vermişti. Verirken de; “Bu kumaşta bereket vardır.” buyurmuştu. Sofî Pâyende uzun zaman o kumaştan bir parça keserek satıp ihtiyaçlarını temin etti. Kumaş hiç eksilmiyordu. Hayatının sonuna kadar böyle devam etti. Bunun için, kumaş yapan Sofî anlamında “Sofî pâyende kerbâs” ismi ile meşhur oldu. Hüdâperest Hân adında bir devlet adamı, vâliliği bırakıp, Muhammed Ma’sûm hazretlerine talebe olmuştu. Bir gün evine altı misâfir gelmişti. Onlara yedirecek bir şeyi yoktu. Sıkıntılı idi. Fakat feyizden mahrum kalmamak için hocası Muhammed Ma’sûm hazretlerinin sohbetine gitti. Hocası sıkıntısını anlayıp, sohbetten sonra, kendisine ve altı misâfirine onar tane olmak üzere yetmiş tane, “Enbe” denilen yemiş verdi. Ayrıca altı misâfiri için, altı tane altın para verip, “Sen bizim oğlumuz sayılırsın, sana yine misâfir gelirse hiç çekinmeden bize haber ver.” buyurdu. Talebelerinden Hâce Mûsâ anlatır: “Hocam bana, icâzet ve hilâfet verip; memleketime dönmemi söylediği zaman; “Bizde halk, sert tabiatlıdır, böyle şeyleri bilmez, alay ederler “ dedim. Hocamız Muhammed Ma’sum hazretleri, “Senin sözünü herkes dinleyecek. Bir de, senin duân her hastalığa şifâ olacak. Oradaki bütün insanlar seni sevecekler.” dedi. Gerçekten hocamın buyurduğu gibi oldu.” Bir talebesi anlatır: “Sahrâda âniden bir aslan gördüm. O anda Hocam Muhammed Ma’sumu hatırladım. Hemen Ma’sûm hazretleri geldi, elindeki ibriği aslana fırlattı. Aslanda hareket edecek kuvvet kalmadı. Sonra hocam gözümden kayboldu. Sonra, o ibriğin kırılmış parçalarını yerden topladım. Hâlâ yanımda saklıyorum.” Ara sıra sohbetine gelen bir genç, pek uygun olmayan bir kıza âşık olmuş, dalgın ve dağınık bir hâldeydi. Muhammed Ma’sum hazretleri, o gencin hâlini anlayıp, “Bu bozuk işten ve lüzumsuz hayâlden vazgeç! Arzu yüzünü hakikat bahçesine çevir! Mârifet bahçesinden meyveler topla! Elbette bu diğerinden daha iyi olur.” buyurdu. Sıkıntı içinde olan genç, bu hâlden kurtulması için duâ talebinde bulundu. Muhammed Ma’sum hazretleri, o hâlden kurtulması için duâ edip; “Şimdi seni bu hâlden kurtardılar!” buyurdu. Genç bu sözü duyar duymaz, kendini toplayıp aklı başına geldi. Mecazî olan aşk, gerçek aşka döndü. Muhammed Ma’sûm hazretlerinin sâdık talebelerinden oldu.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT