BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sağlıklı din eğitimine mahkumuz

Sağlıklı din eğitimine mahkumuz

Hizbulvahşet; epeyce bir süre daha gündemimizi meşgul edeceğe benziyor. Önüne gelen, işine geldiği gibi yorum yapıp, tarihte emsali görülmedik bu vahşeti, arzu ve emelleri doğrultusunda kullanmak istiyor!



Hizbulvahşet; epeyce bir süre daha gündemimizi meşgul edeceğe benziyor. Önüne gelen, işine geldiği gibi yorum yapıp, tarihte emsali görülmedik bu vahşeti, arzu ve emelleri doğrultusunda kullanmak istiyor! Bunlardan en aptalca ve ahmakça olanları; olayı, mübarek dinimiz İslamiyet’e ve Müslümanlar’a hamledenlerdir. Bunların niyetleri belli; sinsi İslam düşmanlıklarını, böyle bir olayla alenileştirmek istiyorlar. Pervasızca dine ve Müslümanlar’a saldırıyorlar. Örgütün Güneydoğu’da PKK’ya karşı kurulduğu, PKK’nın dinsiz ideolojisine karşı dinle beslenmek istendiği apaçık ortada. Yani iki cılk (çürümüş) yumurta, biri yeşile diğeri kırmızıya boyalı; seneler senesi tokuşturuldu. Şimdi kırılan bu çürük yumurtaların kokusuna tahammül edilemiyor! Yahu! Bu canilerin işledikleri eylemlere ve yöntemlerine bakınca, bunlara kim insan diyebilir? Bunların haklı bir gayeleri olabilir mi? Kürtçülük deseniz değil; zira Kürtler’i öldürüyor. Din adına hiç olamaz. Zira, hak veya batıl hiçbir din mensubu, işlediği vahşetleri kasetlere alıp, dininden nefret ettirmez. Nasıl ki PKK’nın içinde bütün Türk ve İslam düşmanları kümelenmişse (Doğulu ve Batılı), Hizbulvahşet’in içinde de bunlar yuvalanmıştır. Hem de en profesyonel şekilde ve en modern silah ve taktiklerle donanımlı beynelmilel şer odakları, bu örgütü kurup geliştirdi ve bu cinayetleri işledi! Türk İstihbarat Teşkilatı’nın ve Güvenlik Güçleri’nin, bunca senedir bu mikyastaki bir olayı görememeleri buna işarettir! Neyse; bu konu polisin işi; zaten olay, çorap söküğü gibi gidiyor. Bizim esas konumuz; İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın basına verdiği brifingte işaret ettiği ve altını çizerek vurguladığı, toplumdaki inanç açlığı meselesidir. İçişleri Bakanı, inançtaki bu boşluğun devlet memuru din adamları tarafından giderilemeyeceğini, topluma örnek olan ve yön verebilecek gerçek din alimlerine ihtiyaç olduğunu söyledi. Ba’de harab-ül-Basra! Okuyucularım sık sık soruyor: “...Meydan yeri din adamı adına sürüyle kepaze şahsiyetle dolu... Radyo ve televizyonlarda yaptıkları konuşmalar ve sözde din adına yazdıkları kitaplarla her birisi insanları ayrı ayrı ve sapık istikametlere çekiyor. Bizim Yüce Dinimizin gerçekleri nelerdir? Bin sene boyunca İslamiyetin bayraktarlığını yapan bu asil milletin yetiştirdiği gerçek din alimleri kimlerdir, bunların kitapları hangileridir?..” Eskiden bir alim vefat ettiği zaman, bu hal, kıyametin kopmasıyla eş anlamlı idrak edilirdi. Toplum adeta başsız ve sahipsiz kalırdı. Bunun telafisi için de o ve onun gibi alimlerin eserlerine sarılınır ve her birisi her daim yad edilirdi. Biz ne yaptık? Kendi içimizden çıkmış ve her biri güneş misali alemi aydınlatan alimlerimizi ademe (yokluğa) mahkûm ettik! İki çapraz çizgi ile kütüphanelerin tozlu raflarına terkettik! Ve din diye din alimi diye Mısır’lı, İran’lı, Pakistan’lı, Filistin’li, Arabistan’lı... Ne idüğü belli olmayan şarlatanların siyasi amaçlı yazdıkları kitapları baş tacı ettik. Gençlerimiz, din diye bunları okudu ve bunlarla yetişti. Boş bırakılan beyinler bunlarla yıkandı!.. Bizim tertemiz inancımız olan Ehl-i sünnete tamamen zıt ve ne idüğü belirsiz bu cereyanların ortak vasfı devlete baş kaldırmaktır. İşte Şia örneği... İşte, Seyyit Kutup ve Mevdûdi örneği... Toplumda açılan dinî boşluğu, bunlar ve benzerleri doldurdu. Neticede, ortalıkta İslam’dan gayri herşey mebzûl (bol) miktarda mevcut... Nerede benim Amentü Şerhi’m, Dürri-i Yekta Şerhi’m, Mülteka’m Birgivî’m... Ve bunlar gibi niceleri? Her şeyimiz göstermelik bizim... Riya (ikiyüzlülük) paçalarımızdan akıyor! Mevlânâ, Yûnus Emre, Ahmet Yesevî, Hacı Bektaş-ı Veli...irtifalleri düzenleriz. Ya Rabbi! ne seviyesiz şeyler onlar. Sözde bu büyük zatları örnek biliriz. Onlardaki sevgi çağlayanını neyle, davulla, dümbelekle elde edebileceğimizi zannederiz... Ne onların imanından haberdarız, ne ibadet ve taatlerinden ve ne de Allah’a götüren Muhemmedî aşklarından!.. Yûnus, Yûnus diyoruz da; Yûnus’un ne dediğine bakmıyoruz bile! Buyurun: “Müslümanım diyen kişi Şartı nedir bilse gerek Allah’ın buyruğun tutup Beş vakt namaz kılsa gerek...” Sevgili okuyucularıma yegâne tavsiyem, dinlerini, gerçek dinlerini öğrenip, olur olmaz kişilere papuç bırakmamalarıdır. Son devirde yazılan en kıymetli din kitabı TAM İLMİHAL Seadet-i Ebediyye’dir. Bu eserde, gerçek din alimlerinin anlattığı hakiki İslamiyet mevcuttur. Bu eşsiz hazine Türkiye Gazetesi’nin bürolarından temin edilebilir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT