BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir nevi veda...

Bir nevi veda...

Bu köşede, yıllardır, hemen hemen hiç ara vermeden, izin yapmadan yazıyorum. Zaman zaman, bazı konularda özellikle Öcalan ve Avrupa Birliği konusunda, medyada yalnız adeta “Ok Meydanında Buhurdan” gibi kaldığımı, düşünerek üzülüyorum ama okuyucularımın telefon ve faksları, hele sayısız “Yalnız Değilsin!” mesajları bana şevk, cesaret ve kuvvet veriyor.



Bu köşede, yıllardır, hemen hemen hiç ara vermeden, izin yapmadan yazıyorum. Zaman zaman, bazı konularda özellikle Öcalan ve Avrupa Birliği konusunda, medyada yalnız adeta “Ok Meydanında Buhurdan” gibi kaldığımı, düşünerek üzülüyorum ama okuyucularımın telefon ve faksları, hele sayısız “Yalnız Değilsin!” mesajları bana şevk, cesaret ve kuvvet veriyor. Elli küsur yıl önce Bab-ı Ali’ye muhabir olarak girdikten sonra, bugün TÜRKİYE gibi saygın bir gazetede köşe sahibi olmak bir onur, bir mazhariyet... BİRAZ YORULDUM Ama, itiraf edeyim ki son yıllarda ve aylarda biraz yoruldum. Nasıl yorulmayayım ki, hayatımın elli yılı, türlü mücadelelerle ve ıstıraplarla geçti. Ama, aslında talipli idim de, seçkin bir kuşaktan ve Büyük Atatürk’e yakın olan seçkin bir ailedendim. Sonra, bütün dehşetleri ile savaşı gördüm, bazı insanların en aşağılık derecelere indikleri, bazı hiç ummadığımız insanların da en asil davranışları gösterdikleri 27 Mayıs Darbesi’ni yaşadım. Yassıada haksızlığının içinde bulundum. Yakın Türk tarihini iliklerimde ve genlerimde hissedebiliyorum. Ve galiba bunun için de Türkiye’yi bölmek ve Atatürk’ün emanetine ihanet çabaları beni fazlasıyle ve kişisel olarak üzüyordu ve üzüyor. Öcalan ve güneydoğu sorununda eğer bir saplantım varsa bu da ülkeme ve milletime olan “saplantımdandır.” VATAN MI GAZETECİLİK Mİ? TÜRKİYE Gazetesi Genel Yayın Müdürü Kenan Akın’ın bir kitabı çıktı; “Medyatik Türkiye” (*) Akın, o kıvrak kalemi ile benim başka bir takıntımı veya saplantımı, canlı örnekleri ile benden çok daha iyi dile getirmiş: “Medya nereye?” diye soruyor. Gerçekten de, Türkiye reyting ve tiraj hesapları ile insanların medyatik olmak dürtüleri arasında sıkışmış bir ülke oldu. Bu sıkışıklığın da baş ürünü -ve maalesef medyamızın çanak tuttuğu- ahlaki yozlaşma. Kenan Akın’ın kitabında bir “vatan veya gazetecilik” bahsi var. Ben de onun gibi bu iki kavramın çatışmasından yana değilim. Esas itibariyle önce Türk Milliyetçisi, sonra gazeteci olmaya inanırım. Yazdıklarımda önce milletime ve değerlerime zarar vermemeye dikkat ederim. Atlatma bir haber veya manşet uğruna ülkemi ve çıkarlarımı harcamamaya özen gösteririm. İyi bir vatanperver olmayı, sansasyoncu ve bazlarına göre “iyi gazeteci” olmaya her zaman tercih etmişimdir. Belki hiç ödül almamışımdır ama vicdanım müsterihtir. Bu aslında, yorucu ve nankör bir işlevdir. Ama elim kalem tuttukça, bilgisayarın tuşlarına basabildikçe doğru bildiğim yoldan, milliyetçilik yolundan sapmaya; hele Avrupa rüzgarlarının estiği şu sırada, niyetim yok.. İZİN İSTİYORUM Ama galiba okuyucularımdan kısa bir izin istemeye hak kazandım. Müsaadelerinizle, ailevi ve sağlık sebepleri ile bir süre yurtdışında kalmak durumunda olduğum için, intikal döneminde, gazetemden onbeş günlük izin aldım. Ama onbeş günün sonunda, yazılarımı bir süre yurtdışından göndereceğim. Bu güç olacak. Gerçi internet, faks vs. icat edildi yazılarımı iletmek kolay ama ülkemin insanlarının havasını ve kokusunu duymadan yazmak, güç olacak. Tek tesellim dışardan içeriye bakıp yazmanın da, olaylara başka ve geniş -tabir caizse “global açıdan” bakmanın bir yararı olabilir. Nihayet, bir bakıma dinlenirken, bataryalarımı da şarz edebilirim. Zaman zaman hele şu sıralarda artan kötü hatta vahşi olaylar yüzünden ülkemizden, insanlarımızdan şikayet ederiz ama hem yaşıma, hem de yaşamadığım ülke tanımadığım topluluk kalmamış olmasına, deneyim ve gözlemlerime dayanarak söyleyeyim ki, dünyada Türkiye gibi bir ülke, Türk milleti gibi bir millet yok. Sokağa çıkınca insanlarımızla merhabalaşmak dahi ayrı bir mazhariyet. Dışarda kaldığım sürece bunları çok arıyacağım. Ama siz okuyucularıma burada vaad ediyorum ki, inandığım şeyler uğruna mücadeleden asla vazgeçmeyeceğim, savaş meydanını terketmiyeceğim. Çünkü bu ülke, bütün olumsuzluklarına ve olumsuzlarına rağmen, gene de uğruna savaşılacak, ölünecek ve yaşanacak tek ülke... Sağlıcakla kalın! GİDERKEN İzne ayrılırken, uzun süre susmadan önce, iki konuda düşüncelerimi belirtmek isterim. İslamiyete bağlı ve saygılı olanlarımız, din adına yapılan aşırılıklar karşısında dikkatli olmaya çalışmışızdır. Ne var ki, Hizbullah’ın Vahşeti ve Cüppeli Ahmed Hoca’nın hezeyanları karşısında mübarek dinimizi bunlar gibilerine karşı savunmak ve bunları temizlemek için, inananlar olarak daha cesurane davranmamız ve yüksek sesle “İslamiyet bu değildir” dememiz gerekiyor... Bir de, idam cezasına, Öcalan’ı asılmaktan kurtarmak için mi, yoksa idamı kaldırmak suretiyle, neticede Öcalan’ın kurtulmasına hizmet edenlere sormak isterim: Cinayetleri, kamera ile, hiçbir şüpheye yer olmamacasına sabit olan, bu hunhar katilleri, ibreti alem için, hangi “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına” çarptıracaksınız ve müstakbel katilleri de, nasıl caydıracaksınız? .......... Metyadik Türkiye-Yazan Kenan Akın-Birey Yayıncılık, Kasım-1999. GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Vatanını sevmeyen insan, kimseyi, hiçbir şeyi sevemez.” Anatole France “Hür basın geliştikçe, en önemli nokta, gazetecinin bir ilim adamı veya akademisyen gibi, gerçeği birinci mi yoksa ikinci öncelikli mi saydığı hususudur.” Walter Lippman
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT