BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yayınlanmasın; görmüş gibi olduk...

Yayınlanmasın; görmüş gibi olduk...

Her millette, her inanç sisteminde aşırılar var. Bu müfritler, Afrika’nın küçük bir kabilesinde de olur, dinlerde de. “Dinler” derken sadece ilâhîleri kastetmiyoruz, Budizm gibilerinde de görülür, görülmüştür.



Her millette, her inanç sisteminde aşırılar var. Bu müfritler, Afrika’nın küçük bir kabilesinde de olur, dinlerde de. “Dinler” derken sadece ilâhîleri kastetmiyoruz, Budizm gibilerinde de görülür, görülmüştür. Hatta; ismine ne derseniz deyiniz, müfrid, aşırı, fanatik, radikal, bağnaz, bunlar ideolojilerde de yaşar. Hizbülvahşet, onlardan ve en gaddarlarından biri. Yaptıkları, tarihin iğrenç sayfalarına geçecektir. Bu örgüt, bütün ırk, inanış ve ideoloji fanatiklerini arkada bıraktı. İslamiyet gibi nezih bir din namına böylesi katliamlar işlemek akıllara durgunluk verecek dehşettedir. Üstelik marifetlerini bir de video bandlara almışlar. Herhalde yarınki emelleri için ilk günden arşiv yapıyorlardı. Beşer cinsinin bu kadar alçalması görülmemiştir. Haftalardır, bu örgütün cinayetlerini duyup işitmekten gına getirdik, içimiz dışımıza geldi. Ekranlara, gazete sayfalarına bakamaz olduk. Bakamadığımız, en nihayet toprağın kazılması ve maktullerin bezlere, naylonlara sarılarak taşınmasıydı. Şimdi bir adım daha ileri gidilerek canilerin işkence ve katliam sahnelerini gösteren video kayıtlarının ekrandan seyirciye sunulması isteniyor. Bu sebeple kamuoyu ikiye ayrıldı. Gösterilmesinin mahzurlarını ilk dile getiren Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli oldu. Bahçeli’nin sözü, tüyler ürperticidir: -Bu kasetleri seyreden dinden-imândan çıkar. O’nu İçişleri Bakanı Sadettin Tantan takip etti. -Kasetler, televizyon ekranında yayınlanırsa gösteri ve yürüyüşler olur, millet birbirine girer. İçişleri Bakanı, sorumlu davranmaya dikkat çekiyor. Hizbülvahşet kasetleri geçen hafta Ankara’da bir kısım medya mensubuna gösterildi, onlar da sütun ve ekranlarında yaşadıklarını, haleti ruhiyelerini tafsilatlı bir şekilde naklettiler. Öyle ki herkes görmüş gibi oldu: Tasvirler yapıldı, kepçelerin kazdığı mezar manzaraları, torbalarda, bezlerde taşınan cesetler ve hayal gücünün yardımı ile zulüm gözlerde canlandı. Seyredenler açısından en sarsıcı olanı, insanların hunharca öldürülmelerine şahadet etmektir... Tartışma bu toplantıdan sonra başladı: Kasetler gösterilsin, hayır gösterilmesin!... “Gösterilmesin” diyenlerin gerekçeleri belliydi. Gösterilmesini isteyenlerse mes’eleyi farklı zaviyeden ele aldılar. Onlara göre bu kasetleri yayınlamamak sansürdür. Olmadı, bu laf güzel değil... Böyle bir iddiaya katılmak imkânsız. Eğer bu karara “sansür” derseniz, sansür tasvip edilmez olmaktan çıkar... Gözetilmesi gereken kamu menfaati, kamu duyarlılığı ve tepkilerdir. Vahşetin şiddetini anlamak için hâlâ kasetleri görme ihtiyacında olan bir vatandaşımızın varlığını kabul edemiyoruz. Mutlaka gösterilmesi gerekecekse o zaman mahkeme, psikolog, hukukçu, emniyetçi, ilahiyatçı sosyologlardan oluşan dört kişilik bir bilirkişi hey’eti teşkil etmeli. Ve hey’et, yalnızca yayınlanmasında zaruret -bu kıstas çok mühim- gördüğü bölümlere müsaade etmelidir. Şu gün için bir zaruret yoktur. Kimse İçişleri Bakanı’nın endişeleri için teminat veremez. Bahçeli’nin kaygısı zaten teminat dışı... Anormal bir havada yaşadığımız inkâr edilemez. Kasetleri bırakalım da normalleşme sürecini başlatalım. Buna ihtiyacımız var. Zaten bunalmış bir toplumu biraz daha bunaltmaya ihtiyaç yok...
Kapat
KAPAT