BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Göz pınarları kurumuştu...

Göz pınarları kurumuştu...

Recep bir tekmeyle açtı evin kapısını. Ocağın başında çömelmiş olan Kezban korkuyla titredi ve gayri ihtiyari eliyle karnını tuttu. Adam pis pis sırıttı odanın ortasına kadar gelip: - Tamam, konuştum, doktor buraya gelecek. Sana soracak.



Recep bir tekmeyle açtı evin kapısını. Ocağın başında çömelmiş olan Kezban korkuyla titredi ve gayri ihtiyari eliyle karnını tuttu. Adam pis pis sırıttı odanın ortasına kadar gelip: - Tamam, konuştum, doktor buraya gelecek. Sana soracak. Eğer bir tek yanlış yaparsan seni de mahvederim karnındakini de... Yaşatmam onu bilesin, zehir ederim dünyayı, dar ederim... Ürperdi kadın. Çaresizlik damarlarında hızla dolanan kan gibi boğuyordu kendisini. Sesini çıkartmadı. Daha neye benzediğini bilmediği halde seviyordu yavrusunu, hem de canından çok. Recep ayakkabısının ucuyla iteledi yerde oturan kadını: - Duydun mu beni? Bir yanlışın olmayacak. Sen de vermek isteyeceksin... Gelip soracaklar sana. Kezban mırıldandı kendi kendine: - Ben bebeğimi nasıl veririm? Bir aslan gibi kükredi Recep bu sözler üzerine, yıldırım gibi yaklaştı kadının yanına bir çırpıda. - Vereceksin ulan! Ben para alacağım onun karşılığında. Beş kuruşsuz geldin bana, ne faydan oldu. Geldiğinden beri o velet karnında, hiçbir şeye yaramazsın, bari böyle yara bir işe... Cebinden sigarasını çıkartıp kabadayı tavırlarla yaktı. - Ayran yap bana... Sessizce kalktı Kezban. Hemen yayığa yoğurt koyup salladı. Teneke bir maşrapaya koyup uzattı. Yine köşesine çekildi. Recep bir dikişte bitirdi mis gibi ayranı, elinin tersiyle sildi ağzını. Bıyıkları bembeyaz olmuştu. - Ohhh! Güzelmiş... Bak yaradığın zaman ne güzel işe yarıyorsun. Ceketini alıp çıktı dışarıya. Kahveye kadar gidecek, orada lak lak edecekti. Kezban o çıktıktan sonra güçlükle kalkıp kapıyı açtı. Artık zor yürüyordu. Günler kalmıştı doğumuna. Zor bela yürüdü ağabeyinin evine kadar. Yengesi Dilan kapının önündeydi. Onu görünce seslendi: - Ne dolanıyorsun kız? Gidip yatsana... - Bana yardım et yenge. Bir akıl ver... Yalvarırım ne olur... Dilan gözlerini kıstı. Merakla kalktı yerinden: - Ne oldu be? Neyin var? - Yavrumu, bebeğimi satacak yenge, verecek ellere... Alıp götürecekler bebemi doğar doğmaz... Bir şey söyle yenge ne olur... Ağama diyelim, çekip konuşsun yenge, kardeşindir senin, ablasısın sen, dinler seni... Dilan şaşırmıştı. Acıyarak baktı görümcesine... Hemen toparlandı: - Ağanın haberi var kız! Geldi geçende, konuştular... Sen kabahat ettin otur yerinde. Kaçtın gittin, namusunu hiçe saydın, benim kardeşim senin alnının kirini temizledi, ne isterse yapar. - Ben evlendim yenge. Seyit’le evlendim ben. Nikahlandım... Namusumu kirletmedim hiç... Dilan dudak kıvırdı... Arkasını döndü. - Ben bilmem, ağan ne der sonra bana. Kemiklerimi kırar benim karışırsam. Onlar erkektir, bilirler... Çaresizlik denen göçüğün altında bir kez daha ezildi Kezban... Dudakları titriyordu. Eve dönerken neredeyse sürünecekti: - Allah’ım al canımı benim ne olur... Al canımı benim... Bir anda bir sızı duydu karnında. Korkuyla durakladı. Sanki bir itiraz yükselmiş gibiydi bebeğinden. İrkildi: - Tövbe Ya Rabbi, tövbe, doğrusunu sen bilirsin... Affet beni... Eve girdi. Yine döşemenin üzerindeki mindere çöreklendi. Ağlamak istedi, gözyaşları akmıyordu. Göz pınarları kurumuştu sanki... Yutkundu. Ağzı kurumuştu. Bir yudum su içti yanı başındaki testiden... - Bari iyi insanlar alıp götürse bebeğimi... Ona baksalar, onu adam etseler... Mutlu olsa bari... dedi kendi kendine... Garip bir kabullenme içine girmişti. Artık yapabileceği hiçbir şey olmadığını biliyor, bundan sonrasının iyiliği için dua ediyordu. Sanki bir hayal aleminde gibiydi. Sızlayan yüreği gerçekle karşılaştığı zaman çırpınacaktı asıl... DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 98362
    % -0.97
  • 5.5145
    % -0.89
  • 6.2348
    % -0.94
  • 7.3138
    % -0.16
  • 234.837
    % -0.47
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT