BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hatırlama

Hatırlama

Bazen şehrin içinde bir yerde ansızın çocukluğunuzu bulursunuz ya da gençliğinizi... Bir tuhaf olursunuz. Lodos çarpmış gibi... Herşeyi unutursunuz, zamanı, işlerinizi, sizi bekleyen sorumlulukları...



Bazen şehrin içinde bir yerde ansızın çocukluğunuzu bulursunuz ya da gençliğinizi... Bir tuhaf olursunuz. Lodos çarpmış gibi... Herşeyi unutursunuz, zamanı, işlerinizi, sizi bekleyen sorumlulukları... Güneş bir başka gülümsüyordur, havada uçuşan toz zerreleri bile anlamlı gelir size. Ben böyle olurum, portakal çiçeği kokusu almış gibi, ya da bir kır menekşesinin kokusunu... Dalar gider, kendimi o esintiye bırakırım. Geçende eski semtime, sinemadan tiyatroya döndürülmüş kültür merkezine bir oyun seyretmek üzre uğradığımda böyle oldum. Baktım çiçekçiler kaldırım üstü küçük sergilerine ada karanfillerini, fulyaları dizmişler, “Karanfil, fulya!” seslenişleriyle insanları bahara, yaşamaya çağırıyorlar. Bu tanıdık seslenmeler, bu çarşı kalabalığı alıp götürdü beni. Eskilere, daha huzurlu, daha umutlu günlere... Eski semtimin cami avlusunda yürüyen ihtiyarlar, küçük lokantalarda oturmuş yemek yiyen sakin yüzlü insanlar, balık pazarının curcunası, hayatın güzelliğinden akislerdi. Araba parkına ya da başka kullanım yerlerine çevrilmiş sinemaların önlerinden geçtim, geçmişteki sinemaya geliş heyecanını duyarak kendimde... Pastaneyken çiğ köfteciye, sinemayken araba parkına, kitapçıyken döviz bürosuna döndürülmüş yarı tanıdık, yarı yabancı dükkanların önünden geçtim. Eski tavukçuyu, lohusa şekerleri, halkalı şekerler satan şekerciyi, içinde çivi ve vidadan şemsiyeye, eldivenden, kuş kafesine kadar herşeyin satıldığı gerçek anlamda “tuhafiyeci” sayılabilecek dükkânı, top top kumaşların kesildiği mağazaları, Sevgililer Yokuşu’nun altında okuldan evden fırlayıp, kaplama kağıdı, silgi, cetvel almaya koştuğumuz, ucuz romanların satıldığı kırtasiyeciyi boşu boşuna aradım. Bu cadde bankaları, dersaneleri, tatlıcıları, kebapçıları, beyaz eşyacılarıyla şimdi daha mağrur, daha da şehirli idi. Daha önceki orta halli görünümünü yer yer taşısa da...Arada bir tanıdık birkaç çizgi, bir kapı, bir ara yerde kalmış yapı gözüme çarpsa da... Sevgililer Yokuşu yine öyle dik, yine öyle loş.. Acaba kimdi bu sevgililer, neden onların adını taşıyordu bu yokuş, hikayesi neydi hiç sormamıştık sahi! Bizim eve doğru giden yolun sonunu kalabalığı aralayıp görmek istedim. Orada bir yerde okul çantamla kendime rastlıyacakmışım zannıyla... Şu yaşlı, fötr şapkalı adamı bir yerden tanıyor gibiyim. Derken çarşı içinden eski tanıdık bir kokuyu bulup çıkardım... Tarihi fırının önündeydim. O zaman da yine böyle yarı karanlık, böyle gizemli, böyle isliydi. O zaman da böyle yanık yanık tüter, kokardı. Ramazanlarda işte tam şurada pide kuyruğuna girerdik... Sıcak pidelerin tezgâhlara düştüğü demi bekleyerek.. Orada durdum, oyalandım, alışverişimiz bitmesin istedim. Şimdi ekmek, pide yerine gevrek, kurabiye, halka, kuru pasta satıyorlardı... Hâlâ eski geleneği sürdürerek kurabiyeleri kesekâğıdına koyuyorlardı. Bu kokuları geçmişe dönme arzusuyla olmasa da bir dostla kucaklaşmak anlamında içime çektim... Eski semtim o gün beni sersemletti. Lodos vurmuş gibi oldum.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT