BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şefkat hazinesi Sırrî-yi Sekatî

Şefkat hazinesi Sırrî-yi Sekatî

Sırrî-yi Sekatî hazretleri, evliyaullahtan birinin ziyaretine gitmişti. Tanıyanlar onun dağda olduğunu söylediler. Tarif edilen yere yöneldi...



Büyük ve meşhûr velîlerden Sırrî-yi Sekatî hazretlerinin, zühd ve edepte pek çok harikulâde hâl ve hareketleri, tasavvufa dâir sözleri meşhûrdur. Bir yere gittiğinde, yolda olan şeyler ve havada uçan kuşlar, açık bir lisân ile kendisine selâm verirlerdi. HİLM VE SEBAT DAĞI... Bu mübarek zat, üzüntü ve dert deryâsı, hilm ve sebat dağı, mürüvvet ve şefkat hazinesiydi. Bir gün kendisine, sabrın ne olduğu soruldu. O da sabır konusunu anlatmaya başladı. Bu esnâda bir akrep dolaşmaya başladı. İğnesini defalarca kendisine batırdığı hâlde, Sırrî-yi Sekatî hiçbir şey yokmuş gibi, sâkin sâkin konuşmasına devâm etti. “Neden akrebi fırlatıp atmıyorsunuz?” diye soranlara, şöyle cevap verdi: “Sabır konusunda konuşurken, sabretmemek husûsunda Hak teâlâdan hayâ ederim...” Şöyle anlatılır: “Sırrî-yi Sekatî, bir bayram günü meşhûr bir zâtla karşılaşmış ve ona güler yüzlü olmayarak selâm vermişti. ‘Neden böyle yaptın?’ diye sorduklarında, Sırrî-yi Sekatî; ‘Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîfte; (İki mü’min karşılaştıkları zaman, yüz rahmet aralarında taksim edilir. Bunlardan doksan rahmet, daha güler yüzlü olana verilir) buyurmuştur. İstedim ki, o benden daha çok sevap alsın” diye cevap verdi. Bu mübarek zat ticâret yapardı. Bağdât’ta bir dükkânı vardı. Ticârette yüzde beşten fazla kâr almazdı. Bir defasında altmış altına bâdem aldı. Bâdem birden pahalılaştı. Dellâl, bâdemleri doksan altına satmak istedi. Sırrî-yi Sekatî hazretleri, “Ben âdetimi bozmam, ancak 63 altına satarım” dedi. Dellâl ise bunu kabûl etmeyip malları satmadı. Evliyaullahtan birinin ziyaretine gitmişti. Tanıyanlar dağda olduğunu söylediler. Sırrî-yi Sekatî hazretleri tarif edilen yere gitti. Orada kendi hâlinde zikirle meşgul olan bir zat görüp selam verdi. O zat selamı aldıktan sonra Sırrî-yi Sekatî hazretleri: “Kimsin?” diye sordu. O: “Hû!” diye cevap verdi. “Ne iş yaparsın” dedi. O yine: “Hû!” dedi. “Ne yersin?” “Hû!” “Ne içersin?” “Hû!” Sırrî-yi Sekatî hazretleri, “Hû” demekten muradın “Allah!” demek mi? diye sordu. O zat “Allah!” ismini duyar duymaz bir nara atıp ruhunu teslim etti...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT