BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Tam vaktinde gelmişiz...”

“Tam vaktinde gelmişiz...”

Hastahanenin cipi, yoldan başka her şeye benzeyen bir zeminde zıplayarak ilerliyordu. Perihan hanım kapının yan tarafındaki askılığa sıkı sıkıya tutunmuş, sarsıntının etkisini azaltmak için çabalıyor, içi dışına çıkacak gibi oluyordu.



Hastahanenin cipi, yoldan başka her şeye benzeyen bir zeminde zıplayarak ilerliyordu. Perihan hanım kapının yan tarafındaki askılığa sıkı sıkıya tutunmuş, sarsıntının etkisini azaltmak için çabalıyor, içi dışına çıkacak gibi oluyordu. Arkada oturan hemşire sanki gide gele bu yollara alışmış gibi hiç etkilenmemişçesine etrafı izliyordu. Cipi Doğan bey kullanıyordu. Sabah çok erken çıkmışlardı yola. Gece hiç uyumamışlardı. Heyecan içindeydiler ikisi de. Doğan beyin coşkusu Perihan hanıma da geçmiş, saatler ilerledikçe genç kadın olayı iyice benimsemiş ve kocasından daha telaşlı bir hale bürünmüştü. Doktor bey bir aksilik çıkmaması için dua ediyordu. Kendilerini bir anda şartlandırmışlardı. Eğer bir aksaklık çıkarsa allak bullak olacakları şüphesizdi. Bunun en büyük etkisi de Perihan hanımda görülecekti. Belki ikinci bir yıkım yaşayacaklardı. - Yaklaştık artık, on dakikalık bir yolumuz kaldı... Perihan hanım hareketlendi. Arkada oturan hemşire dönüp gülümsedi: - Kim bilir kaç defa geldiniz bu köye? Başını salladı kadın. On iki senelik hemşireydi ve bu bölgede görev almayı özellikle istemişti. İdealist bir insandı ve kendisini mesleğine adamıştı. - Hem de kaç kere Perihan hanım. Buranın insanlarını severim. Onları eğitmek için uğraşıyorum ama.... Genç kadın gülümsedi: - Töreler değil mi? - Hem de nasıl... Öylesine kapalı bir kutu ki bunlar... Bilemiyorsunuz. Kendi kuralları, kendi kanunları var sanki. Dışına çıkamazsınız. Ama sizi de garipsemeden kabullenirler. O sınırı çok iyi bilirler. Size kendi alışkanlıklarınız doğrultusunda davranırlar. Ama kendileri bir cenderenin içinde sanki. Hele kadınlar... Çok acıyorum onlara... Doğan beyin sesi konuşmalarını bitirmelerine neden oldu: - Geldik işte... Haydi bakalım... Cipi köy meydanına çekmişti doktor. İndiler. Kahvedeki birkaç kişide kıpırdanmalar oldu. Doğan dikkatle baktı oradakilere. Gülümseyerek ilerledi: - Bir hanım vardı, bebeği olacaktı, onu kontrole geldik... Başkaca sıkıntısı olan varsa haber verin köye, muhtarın oraya toplansınlar, hepsine bakalım. Aşılanacak çocuklar da vardı burada. Yardımcı olun bakalım. Kahvedeki gençlerden biri fırladı yerinden. Eliyle işaret etti doktor ve yanındakilere. Hiç konuşmadan yürüdü önden. Recep’in kapısının önünde durup eliyle gösterdi kapıyı. Dönüp gitti. Doğan iki defa vurdu tahta kapıya. Çok geçmeden açıldı. Dilan gözüktü eşikte. Doktor gülümsedi: - Ben doktor Doğan. Burada hamile bir bayan vardı... - Geçin, sancısı var içeride, kıvranıp durur... Hemen atıldı hemşireyle doktor. Perihan hanım geride kalmıştı. Dilan’ın hayret dolu bakışları altında girdi içeriye. Kezban boylu boyunca yatıyordu yerde. Yerler kilimle örtülüydü. Oturacak bir koltuk, sandalye falan yoktu. İki büyük minder görüyordu bu vazifeyi. Doğan bey hemen aletlerini çıkarttı ve hemşireye döndü: - Tam vaktinde gelmişiz. Başını kaldırıp Dilan’a baktı: - Hanım, su kaynat çabuk... Bundan sonrası artık çorap söküğü gibi gelmişti. Bir saat sonra sağlıklı bir erkek çocuğunun sesi dolduruyordu bu küçük, fakir kerpiç evin içini... Perihan hanım içi giderek bakıyordu bebeğe. Kezban hemen kundağına sarılı yavrusunu kolunun altına almış, onun yüzüne baktıkça gözünden yaşları akıtmaya başlamıştı. Sonunda dayanamadı, bir ağıt yaktı yavrusunun yüzüne bakarken... - Aah anan doyamadan hasret olacak sana... Kokunu arayıp ardından düşecek yollara... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT