BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sahipsiz meslek

Sahipsiz meslek

Yazıhane sigortalı, araba sigortalı, yolcular sigortalı, bir tek şoför sigortasız. Direksiyona çıkamadığınız gün aç kalırsınız.



Otobüsçülerin derdini yazacak adam Esenler garajını mesken tutmalı” demişti birisi. O kimdi hatırlamıyorum ama sözünü dinliyorum. Sabahın seherinde düşüyorum garaja. Aradığım fotoğraf anında çıkıyor karşıma. Bir muavin bagaja yatmış, mışıl mışıl uyuyor. Üzerinde mazot renkli bir battaniye. Kafasını üstüpüye öyle bir gömmüş ki tek karede özet. Hâzâ resim. Deklanşöre dokunuyorum tık yok. Allah cezasını vermiye, pil de bitecek zamanı buldu yani. Çantada yedek var ama takıncaya kadar tadı kaçıyor. Tam o sıra şoförün biri “Bi dakka koçum” diyor, “niye çekiyorsun bakayım?” Muavin sese uyanıp yanımıza geliyor. Haydaa işe bak sen. Haydi bakalım, şimdi anlat derdini. Başka çare mi var? Anlatıyoruz. Neyse bizi samimi buluyor, altımıza iskemle sürüyorlar. Arabadan sular, sigaralar geliyor ve sohbet başlıyor. DIŞI CAM İÇİ CAN Gaziantep yolunda direksiyon sallayan Aziz bey, otobüsü “Dışı cam, içi can” diye tarif ediyor. Şoförlere ise “sahipsiz azepler” diyor, yani köle. “Düşün bir kere” diye göğsüme dokunuyor, “Araba sigortalı, yolcular sigortalı, bir tek sigortasız olan şoför. Sefere çıkamadığın gün aç kalırsın. Arkadaşım 20 gündür böbrek sancısı çekiyor, koca adam ağlaya ağlaya gidip geliyor. Sana cenaze ve düğünlerimize bile gidemiyoruz diyeyim de halimizi anla.” Uğur bey elini efkârlı efkârlı sallayıp, “Şoförden bol ne var” diyor, “insanımız işsiz, çoluk çocuk ele bakıyor. Yaz oldu mu hevesliler kapıya diziliyor. Üç kuruşa ‘he’ diyorlar.” - Herkese araba verilir mi? - Hem de nasıl. Araba sahibi çulsuzu buldu mu, bize haber gönderiyor. “Söyle ona işi bıraksın!” - Bu kadar basit mi? - Bu kadar basit işte. Alıp ceketimizi çıkıyoruz, yerimize bir garibi oturtuyorlar. Ama kış oldu mu, hele hele yollar buz kesti mi tecrübe konuşuyor. Aynı adam “gel aslanım” diyor, “gel yiğidim sen başkasın, haydi geç direksiyona”. Ve biz “git işine” diyemiyoruz onlara. Bu işin okulu olur mu? Şoförler Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde açılan Otobüsçülük Yüksek Okuluna gülüyor, “Ne yani?” diyorlar, imtihanda öğrencilere “Kızıldağ’dan kaçıncı vitesle inmeli?” diye mi soracaklar. Şoför dediğin kurallardan önce arabasını ve yolu tanımalı. Şu yolda kaç viraj, kaç çukur var tek tek sayabilirim. Çukur deyip geçme gafil avlanırsan öntakımı paralarsın ve son oturuşun olur koltuğa. Bak bu çocuklar (muavinleri gösteriyor) koridorda ömür tüketiyorlar. Gece boyu otobüsün tuvaletinde kıvrılıp uyuyor, yorgunluğa, soğuğa, hakarete katlanıyorlar. Niye? Direksiyona çıkabilmek için. Şoför olmak kolay mı? İnanın kolay değil. Zor, çok zor. ..Ve çok ucuz! Ahh bir kanepe olsa Bir diğeri “Bak bir de şunu yaz” diyor, “Mesela benim servisim 22.00’da ama akşama kadar beklemek zorundayım. Sorarsan istirahat ediyorum. İnan garajda hepten yoruluyor insan.” - Git dinlen, neyi bekliyorsun? - Düşün firmanın şunca yıllık adamıyım, yazıhaneye giremiyorum. Görüyorsun işte bizim bahşişlerimizle adam oldular, şimdi bizi içeri koymuyorlar. Üst kat bomboş. N’olur yani iki çekyat atsalar, bir duş koysalar. Geçen deponun tıpasını çıkarıyoruz, bir fışkırdı iliğimize kadar mazota bulandık. Vakit geldi gelecek, müşterinin karşısına çiçek gibi çıkmak gerek. Aldık sabunu gittik helâya, inan buz gibi suyla yıkandık. Şüphesiz yazıhaneciler içinde şoförlerle kardeş gibi geçinenler de çok. Ama onlara istirahat imkanı sağlayabilmeleri çok zor. Hem kendi dertleri boylarını aşmış. Yolcu fakir, her gelen indirim istiyor. Tenzilatlar komisyondan gidiyor. Ayılan, bayılan, yol soran, parasız kalan. Bagaj dersen boyu aşıyor. Ortalık ambara dönüyor. ZOR ZENEAT Şoförün biri “Biliyor musun?” diyor, “Yolcu üç beş milyona bizi satın aldığını sanıyor. Ayağına kadar çay, kahve istiyor. Su veriyorsun, ağzını çalkalayıp bardağa tükürüyor. Servise bahane buluyor. Hızlı da gitsen suç, yavaş da gitsen suç. Geçen biri param yok dedi, sevabına arabaya aldık. Tam perona giriyoruz söylenmeye başladı. Neymiş efendim yarım saat geç kalmışız, kağnı mı sürüyor muşum da filan. Düşün bu para vermiyeni. Şikayetler peşpeşe yağıyor. Garipler hırstan titreyen bir sesle dertlerini döküyorlar. - Şoför insandan sayılmıyor kardaş. Polis çıkıyor 40 kişinin içinde ağzımıza cihaz dayıyor, “üfle” diyor. Ben hayatım boyunca alkol denen zıkkımı ağzıma almamışım, sarhoş muammelesi görmek ağırıma gidiyor. Geçen çevirdiler “hatalı sollamışsın” dediler. Hatalı sollama yapmadığıma adım gibi eminim ama kime anlatıyorsun. Yolcular beni destekliyorlar “I ıh!” Şikayet edenin adını ver, telefonunu ver, yüzleştir diyorum yok. Potansiyel suçluyuz ya, yedik cezayı oturduk aşşa. Etti mi sana dört, 5 puan olursa ehliyetim yanacak. Yani diyeceğim şu ki kendimizi savunmaya bile hakkımız yok.” - Hatalı sollamayı bilmem ama süratli gittiğiniz vakıa. - Böyle bir arabayı 88 kilometre ile sınırlamak hata. Otobanların maşallahı var, araba desen ona keza? - Peki bir şey soracağım: Paranız olsa otobüs alır mıydınız? - Asla. Bu iş fukara işi değil. Bak bu araba 97 yılında 490 bin marka alındı, şimdi 250 bin zor eder. Ona da müşteri bulursan. Diyeceksin ki iki yılda 250 bin mark kazandı mı? Nerdeee? YOLCU YOK, MASRAF ÇOK Merak değil mi soruyorum: “Bir seferin masrafı ne?” - Valla 300 milyondan aşşağı değil. Eğer yolcu olmazsa yanmışsın. Mesela geçen ay sırf mazottan zararımız 750 milyon. Personeli, çayı şekeri, girişi, çıkışı, otoparkı, otobanı, gerisini sen hesapla. - Bu iş ölmüş desenize. - Öldü de ağlayanı yok. Mesleğin forsu eskidenmiş, artık çocuklarımız “babam şoför” demeye utanıyor. Bizi kimse muhatap edinmiyor. Bazen bir yolcu bırakmak için AŞTİ’ye (Ankara Otogarı’na) girmemiz gerekiyor. İnan 70 kilometre dolanıyoruz ve 45 dakikamız gidiyor. Bu 40 litre mazot demek. Günde en az bin araba aynı çileyi çekiyor, asgariden üç tanker mazot heba olup gidiyor. Ama kime anlatacaksın? - Mazot dediniz de aklıma geldi. Ucuz mazotlar arabaya zarar vermiyor mu? - Elbette veriyor ama biz şimdi motor değil, ekmek peşindeyiz. Sonraya kim öle, kim kala. İkinci elden araba alan derdine yansın. Yeni arabalar ferah ve yüksek. Bagajlarında uyumak isteyen şoför için genişçe bir yer ayırmışlar. Muavinler bu minik otelin camına “Hilton” yazan çıkartmalar yapıştırmışlar, altında 5 yıldız var. Soruyorum “Nasıl rahat mı bari?” - Eh işte, mezardan hallice. Kışın donar, yazın yanar. Geçen lastik yarıldı, savrulan parçalar içeri girdi. - Ne diyorsun? - Sen bunların dağ gibi durduğuna bakma. Hepsi süs güzeli. Sıkıyı gördüler mi kağıt gibi yırtılıyorlar. Otobüs şoförleri genç yaşta çöküyor Antep’e yolcu çeken Ökkeş Bey yaşını söyleyince hayret ediyorum. Aynı kuşağız, ama “amca” diyesim geliyor. Maaşı yok, her sefer için (gidiş geliş) iki bilet parası ücret alıyor, ama en ufak cezaya üç bilet parası ödüyor, Bağkur primlerini cebinden veriyor, çaya, sigaraya bile güç yetiremiyor. “Bu işi çok çok bir kaç sene daha yapabilirim” diyor. Sonra? Sonrasını bilmiyor. Esenler’e kadar gelmişken ikinci el piyasasının nabzını tutmalı diyorum. Yazıhanelerin önünde dizi dizi otobüsler yatıyor. Tahsin İşiparalı’nın anlattıklarına bakılırsa işinin soyadıyla âlâkası yok. Tahsin bey sık sık değişen modellerden yakınıyor. “Adamlar bir far bir ayna değiştirip 50 bin mark zam yapıyor. Bir lastik 250 milyon. Sıradan bir bakım 100 milyondan başlıyor. Parçalar burada yapılıyor, Almanya’da ambalajlanıp geri geliyor ve markla satılıyor. Mark dediğin meret yerinde durmuyor. Teşvik yok, kredi yok, tefeciler cirit atıyor. Faize bulaşan köle oluyor. Bırak düze çıkmayı, elindekini avucundakini de kaybediyor. Bak bu arkadaş geçen sene 180 bin marka bir araba aldı, şimdi 90’a satabilmek için yalvarıyor.” DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT