BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Lüks problemler

Lüks problemler

Canım, hoşunuza gidecek, yüzünüzde gülümsemelere sebep olacak satırlar karalamak istiyor. Aslına bakarsanız şu anda ben burnumdan soluyorum ve birisinin beni rahatlatması lazım. Ama bakalım bu durumda bile işe yarıyor muyum...



Canım, hoşunuza gidecek, yüzünüzde gülümsemelere sebep olacak satırlar karalamak istiyor. Aslına bakarsanız şu anda ben burnumdan soluyorum ve birisinin beni rahatlatması lazım. Ama bakalım bu durumda bile işe yarıyor muyum... Son zamanlarda okumaya başladığım ve birçok konuda fikirlerimizin örtüştüğünü gördüğüm genç yazar Emre Yılmaz, satırlarıyla beni gülümsetmeyi başarıyor mesela. Aslında onun da tek bir kelimeyi bile mizah olsun diye yazmadığının farkındayım. Tıpkı benim gibi o da gülerek bakıyor ağlanacak halimize. Mesela Ortaçağ aristokrat ve zenginleriyle günümüz zengin ve patronlarını mukayese ediyor. Vardığı sonuç patronlar açısından üzücü. “Başarı” saplantısı yüzünden bütün patronların ve onların çocuklarının en az diğer personel kadar çok çalışması gerekiyor. Hatta daha çok... Hani hep derler ya “bir başçı, bin işçi” diye. İşte aynen öyle. Pek çok patron işe, çalışanlarından daha erken gitmek zorunda ki, onlara örnek olsun ya da kimin kaytardığını tespit edebilsin. O zaman ne oluyor, patron herkesten daha erken kalkmış ve daha çok çalışmış oluyor. Peki patronluğun avantajı ne o zaman? Zengin olmak, lüks standartlarda yaşamak, borçla harçla uğraşmamak diyeceksiniz, biliyorum. Halbuki yanılıyorsunuz. Ne kadar lüks olursa olsun sonuçta herkes uyumak için bir yatak arar. Zenginlik izafi bir kavramdır. İnsanoğlunun hiç doymayan aç gözü yüzünden hiç kimse kendisini tam olarak istediği yere ulaşmış saymaz. Yani asla istediği kadar zengin olmaz. O yüzden kocaman gökdelenlerin en tepesinde oturan en tanınmış iş adamları bile “yeter artık çalıştığım, ben çekiliyorum” demiyor. Çünkü hep daha fazlası var ileride. Onu kaçırmak, işadamını işadamı yapan özelliklere aykırı. Dolayısı ile zengin işadamının en basit memur kadar bile emekli olmak hakkı yok. Bir başka deyişle “hep çalış, daha çok ve daha çok çalış.” Toplum içindeki konumları sebebiyle içlerinden gelen hiçbir hareketi de yapamayan bu insanlar aslında çağdaş birer köle. Hiçbirisinin cebinde evinin anahtarı ya da cüzdanı olduğunu sanmıyorum. Çünkü her zaman kapıyı açacak personel var evin içinde. Çoğunun araba kullanmadığını biliyorum. Onların yerine yüzbinlerce dolar değerindeki muhteşem arabaları şoförler kullanıyor. Çünkü statü bunu gerektiriyor. Bu o işadamının, daha çıplak bir gözle, o insanın hiç yalnız kalamaması demek. Özel hayat denen lüksten ebediyen vazgeçmesi demek. Hiçbir gizli telefon görüşmesi yapamaması demek. İçinizden “şımarıkça şikayetler bunlar” diye geçirmeyin. Ya da “keşke benim de dertlerim bunlardan ibaret olsaydı” demeyin. Hangi saatte dilek kapılarının açık olacağı belli olmaz. Pat diye arzunuz gerçekleşir, sonra pişman olursunuz. Çünkü ister inanın, ister inanmayın bunda bile sıkıntı duyulacak açılar var. Herhalde boşu boşuna bu kadar hastalık çekmiyor büyük işadamları. Hep yeni yatırım hesapları yapmak, hep kazandığını korumaya ve sürdürmeye çalışmak ve hiç rahat nefes alamamak... Sonu olmayan bir kısır döngü... Bir sohbetimizde Üzeyir Garih bey, gittiği davetlerin de işin uzantısı olduğunu ve aşağı yukarı her gece bir davete katılmak zorunda olduğundan hiç mutfak masrafı olmadığını söylemişti. Dikkat edin. Buradaki anahtar kelime “zorunda olmak”. Yani koskoca Alarko Holding’in patronu, “yok kardeşim, ben ayağımı uzatıp televizyon seyredeceğim ve birkaç gün davetlere katılmayacağım” deme hakkını bulamıyor kendisinde. O tip davetler, uzaktan çok şık ve eğlenceli görünmesine rağmen aslında çok şık ve çok sıkıcıdır. Ama yönetmek zorunda olduğunuz büyük ölçekli bir işiniz varsa her türlü fedakarlığı kendinizden yapmak durumunda kalırsınız. Kısacası patron belki de gitmek istemediği bir davette sıkılırken ve yeni anlaşmalar peşinde koştururken, onun için çalışanlar çoktan televizyondaki maçı seyredip uyumuş oluyorlar. Bu da eşitsiz zannettiğiniz dünyanın tebessüm ettirici eşitliği işte. Sözün öözü Yetişmiş her insanın içinde oynamak isteyen bir çocuk vardır. LEVHA Hırs, başarısızlığın son sınırıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT