BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İşleyen demir ışıldar

İşleyen demir ışıldar

Boncuk dizme, seramik işleme, çorap örme, kilim dokuma... Yeter ki katılmak istesinler, Darülaceze’de yatan herkese göre bir iş var!



Dar-ül aceze Yar-ül aceze -3- Hazırlayan: İrfan Özfatura irfan.ozfatura@tg.com.tr Bu ocakta ter döken herkes karşılığını alıyor, az da olsa çok da olsa bir harçlık çıkıyor. AKMASA DA DAMLAR Darülaceze atölyelerinde üretilen hediyeliklerin paraya dönmesi zor, dönse bile masraflar yanında devede kulak. Ama sinir ilaçlarının kullanımını azalttığı vakıa. İbrahim Özel eski bir çiftçi. Şimdi cam önünde minik bir bahçesi var. Saksıda yetiştirdiği süs biberlerini misafirlerine sunuyor. Acizler, acizeler arasında iki gün gezip ‘tamam’ diyorum, yazı kurtuldu, hatta dizi çıkar bundan... ‘Olur mu ama’ diye itiraz ediyorlar, ‘rehabilitasyon merkezini gezmedik daha!..’ Madem istiyorsunuz, gezelim... Niyetim usulen bakıp kaybolmak, gösterecekleri iki halı tezgahı değil mi? Onlar da olmasın!.. Meğer zikrolunan merkez, koca bir bina imiş, alt katta nefis bir kütüphane, ansiklopediler, lügatlar, romanlar... İnsan okumaya özenecek, yani o kadar... Yanında boncuk kolye dizilen bir oda, bir kısmı resim yapıyor, bazıları çorap kalıplıyor. Karşısında seramik işiyle uğraşanlar... Yukarı katta dokuma tezgahları var. Kış ama nasıl güneş almış, ışıklar zeminde oynaşıyor. İçerisi ılıcık sıcacık, karşılarında televizyon, çaylar kurabiyeler önlerine geliyor. Amcamlar da lütfedip mekik sallıyor. Vali Bey, bir leğen ‘aşık kemiği’ni temizletip boyatmış. Çoğu çocukluğunda ‘aşık attı’ ya, eğlenirler ihtimal... Bakıyorum neşeleri yerinde, sanki çalışanlar daha bir samimi, daha bir candan. Üretmek güzel şey, hani mış gibi de olsa... İYİ Kİ BURADAYIM Havva Gürak rehabilitasyon merkezinin idarecisi. Dile kolay, 34 yıldır burada çalışıyor. Aslen Nazillili, hoşça bir Ege aksanı ile konuşuyor: Üstüne basa basa “İyi ki buradayım” diyor. “Stajıma Amerikan Hastanesi’nde başlamıştım, düzenli bir tesisti elbet, her imkânı var. Halk sağlığı hocam meraklı olduğumu hissedince beni alıp getirdi buraya. Baktık ortalık per perişan, ne malzeme var, ne cihaz. Ne para, ne eleman... O gün ‘saraylı’ bir teyzeyle tanışmıştım. Nasıl hanımefendi, nasıl kibar bir insan. Lâkin saçları keçeleşmiş üstü başı sökük. Kir, pas, yağ... Bu terbiye ile bu kılık hiç uyuşmuyor. Hemen mutfağa koştum iki gaz tenekesi buldum. Ağızlarını kestirdim, bir tahta çaktım. Gazocağında su ısıttım. Kadıncağızı aldım hamama, bir güzel köpürttüm, yıkadım, çıktı mı nur gibi meydana. Gülünce güller açtı yüzünde, bildiğin pamuk nine, bembeyaz. Mutluluğunu anlatamam. Dua, dua, dua... Hocam ‘kız sen tam yerini buldun’ dedi, ‘beceriklisin de, gözüm arkada kalmaz!’ O gün bu gündür ayrılamadım. Zaten buraya işim gibi değil, evim gibi geliyorum. 64 yaşındayım, enerjim her geçen gün artıyor. ERKEK BİRİKTİRİYOR, VE... Biliyor musunuz ben ilaca daima karşı çıkmışımdır. Bir stres, sıkıntı diyelim, hap veriyorsunuz 300 küsur lira. Bir ayda üç defa tekrarlasa dünya para. Hadi kadınlar dedikodu ediyor, söyleniyor, ağlıyor, boşalıyor. Erkekler ise biriktiriyor, biriktiriyor ve patlıyorlar. Yok ‘sen ağzını şapırdattın, sen horladın’, biri ‘camı açma zatürre olcaz’ diyor, öbürü ‘yetti gari havasızlıktan boğulcaz!..’ Düşündüm taşındım bir kazan aldım. Zaten gazeteleri yırttırıp hamur yapmamız lazım, ellerine bir tokmak veriyor, dövdürüyorum onlara. ‘Düşün ki, seni kızdıran kazanın içinde’ diyorum, ‘Vur acıma!’ Eziyor, geriyor, kıymık kıymık edip rahatlıyor. Meğer ne kadar dolmuş. ‘Ay pestil ettin adamı. Sana neler yapmış böyle?’ Biliyor musunuz erkekler de okşanmak istiyor, sırtını sıvazlayıveriyorsun, gamları kasavetleri gidiyor. Yani ilaç, o kadar da gerekmiyor. DUVARIN KIYMETİ!.. Eskiden kızlar evleninceye, kadar erkekler ise dükkan açıncaya kadar Darülaceze’de ağırlanırlarmış. Burada öyle ahlaklı, terbiyeli gençler yetişirmiş ki, millet evlenmek için sıraya girermiş. Şimdi altı yaşından sonra çıkarılıyorlar. Biz bu çocukları evlere alıyoruz, ilk gittiklerinde bir hoş oluyorlar. ‘Ayyy bizim tenceremiz vaaa... Penceremiz vaaa... Duvarımız vaaaar!’ Bir duvarı olmak, ne mühim şeymiş meğer. Yaslanmayan bilir ancak! - Peki finans? Para bulmak için ev hanımlarına çikolata yaptırıyoruz. Katkı maddesiz yüzde yüz doğal. Bağış karşılığı (5 lira) satıyoruz. Alan da, yapanda mutlu oluyor. Zaten projenin adı ‘Çikolata ile mutlu olun!’ DİYALOG LAFTA! Gittim, çorapçıları dolaştım, hurdaya attıkları demode makineleri aldım, tıkır tıkır çalışıyor burada. Porselen fırınını Paşabahçe’nin eskilerinden uydurdum, biliyor musunuz toprakla uğraşmak çok faydalı. Çamur insanın elektriğini alıyor, stres mitres bırakmıyor. Bak çamur dedik de aklıma geldi, bize çamur atan Batılı İnsan Hakkı dernekleri gelsinler de şuradan ders alsınlar. Biz bütün peygamberleri severiz, çocuklarımıza İsa, Musa ismi koyarız. Batı da Muhammed adı geçiyor mu? Nerdeee... Demek diyalog lafta! Çok büyük bir medeniyetimiz var ama dejenerasyon da güçlü geliyor. Televizyonlarda lüzumsuz diziler.. Vaooww filan... Güzel Türkçemizi bozuyorlar. Bu çılgın pop müzikleri, bu erotizm, bu bilgisayar oyunları hep kasıtlı. Gençlerimizi saptırmaya, bunaltmaya çalışıyorlar. Sorarım size karnını doyuramayan çocuğu cinsel yönden tahrik etmenin ne alemi var? Eğitim desen hikâye... Tahsil hayatı boyunca (A) şıkkı (B) şıkkı! Mezun olunca çivi çakamıyorlar. HAYATLARI ROMAN Bir genç vardı, yetiştirme yurdundan çıkmış, hemşerileriyle bekar evine sığınmış. Arkadaşları askere gidince yalnız kalmış. Soğuk, gıdasızlık, efkar derken verem olmuş, onu bulduğumuzda kan sızıyordu ağzından. Aldık getirdik buraya. Veliefendi’de çerez satan bir amcamız vardı, ‘Sen buna baba olur musun?’ dedim, sağolsun kırmadı. Fındık fıstıkla besledi, çocuk toparlandı. Askerlik yapmayabilirdi ama gitmek istedi. Hayırsever bir modacımız ön ayak oldu, terzilik öğretti ona. Sonra işe yerleştirdik, evlendirdik, çoluk çocuğu oldu, ki şu anda oğlu İstanbul birincisi. Düşünüyorum da, o günlerde elinden tutulmamış olsa... HEM OKUDUM HEMİ DE BOYADIM Darülaceze’nin zengin bir kütüphanesi var, meraklılar burada araştırma yapabiliyor, bilgisayar kullanabiliyor, çıkış alabiliyorlar. Resme meraklı ihtiyarlar şanslı. Tuval, boya istemediğin kadar. İcabında resim ustaları ağırlanıyor, ışık gölge, perspektif gibi sırlar aydınlanıyor. Dünyanın tadı olsa doğarken ağlanmazdı... Darülaceze’ye düşen miniklerin hikâyelerini dinliyoruz, altından “anne babaların ayrılık meselesi” çıkıyor. Darülaceze çocuk yuvasından Çocuk Gelişim Uzmanı Ünal Şaş ile görüşüyoruz, “Burada 0-6 yaş grubundan çocukları barındırıyoruz” diyor ve devam edyor: “Bu çocuklar bize polis merkezlerinden, hastanelerden, ya da nakil yoluyla sosyal hizmetlerden geliyor. İçlerinde sokakta bulunanlar da var, cami avlusuna bırakılanlar da. Bunları yaşlarına göre tasnif ediyoruz. Bir yaşına kadar olanlar ‘bebek bakım ünitesinde’ kalıyor, 3 yaşına kadar ‘oyun çocuğu’ sayılıyor. 3-4 ve 5-6 yaşındakiler artık eğitime alınıyor, okula hazırlanıyor. Burada mümkün mertebe ev havası yaşatmaya çalışıyoruz, ziyaretçi ağırlıyoruz, dış dünya ile tanıştırıyoruz. Müzelere, oyun merkezlerine, hayvanat bahçelerine götürüyoruz. Böylece ufukları genişliyor. 6 yaşından sonra sevgi evleri denilen evlere yerleşiyoruz ve 24 saat gözetim altında kalıyorlar. YETER KAZANDIKLARI! Çocuklar okul çağına kadar ana baba mefhumunu pek sorgulamıyor. Ama o yaşlarda gözleri açılıyor. Biz onlara ‘annen baban çalışıyor, para kazanacak, gelip seni alacak’ diyoruz. Bir gün çocuklar feryada başladılar. ‘Biz para pul istemiyoruz, kazandıkları yeter. Artık bizi alsınlar!’ Nasıl içli ağlıyorlar, hiç unutamam. Bana burada kimi abi der, kimi baba. Bazen ‘anne’ diye kucak ister, bacaklarıma dolanırlar. Her birinin acı geliş hikâyeleri var ama biz acımak, acındırmaktan ziyade, ilgi ve şefkat bekliyoruz. Baba sıcaklığını Ünal Şaş’ın kucağında arıyorlar. HİÇ UNUTMAM... Bir keresinde üç kardeş getirdiler. En büyüğü 4.5 yaşında. Anneannesi bırakıp gidince, büyüğün de rengi gitti. İkna için ‘Bak burada arkadaşlar var, cici yataklar var, oyuncaklar var’ diyoruz; o, çekilmiş bir köşeye dua ediyor: Allah’ım, ya Rabbim, n’olur ninem dönsün, alsın bizi götürsün! Büyük, ilerleyen günlerde kendini anne baba yerine koydu. Hep bir adım önde, göğüs gergin, kollar açık. Kendi bir damlacık, kardeşlerini korumaya kalkıyor. Güler misin ağlar mısın?.. Geçen gün de bir delikanlı geldi, askerliğini yapmış, iş güç sahibi. Çocukluğunda burada kalmış, sonra bir koruyucu aile almış. Filiz Hanım’dan geçmişini dinledi, sınıfları yatakhaneleri dolaştı, çocukları sevdi, okşadı. Duygulandı, bizi de duygulandırdı. ‘Demek mühim bir iş yapıyoruz’ dedim içimden, inanın mesleğime karşı sevgim, bağlılığım arttı. YARIN: YARDIM ALMADAN...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT