BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HİNDİKUŞ KARTALI Ahmet Şah Mesud

HİNDİKUŞ KARTALI Ahmet Şah Mesud

Cihad döneminde birbirleri için canını veren insanlar, kamplara ayrılır, kim, kime vurur anlaşılamaz. Kabil en büyük yıkımı bu dönemde alır. Ahmet Şah Mesud çaresizdir bu defa...



‹Z BIRAKANLAR İrfan ÖZFATURA irfan.ozfatura@tg.com.tr Faks: 0212 454 31 80 Cihad döneminde birbirleri için canını veren insanlar, kamplara ayrılır, kim, kime vurur anlaşılamaz. Kabil en büyük yıkımı bu dönemde alır. Ahmet Şah Mesud çaresizdir bu defa... Yıl 1992... Afganistan Ruslar çekilmiş, Kabil düşmüş, Başkan Necibullah BM’ye sığınmıştır! Mücahitler Peşaver’de muvakkat bir hükümet kurar. Yaşlı, olgun, mutedil bir isim olan Prof. Sibgatullah Müceddidi’nin (İmam-ı Rabbani hazretlerinin torunu olur) etrafında toplanırlar. Mücahit grupları içinde en kalabalık ve en donanımlısı Hizb-i İslâmi’dir. Başında ele avuca sığmaz bir genç vardır: “Gülbeddin Hikmetyar!” Gülbeddin Peştun asıllı olduğu için Pakistan’a yaslanmış, hayli destek almıştır zamanında. Liderliğini Tacik asıllı Prof. Burhaneddin Rabbani’nin yaptığı Cemiyet-i İslâmi de büyük işler yapar. Zira Ahmet Şah Mesud gibi bir komutan vardır saflarında... Nitekim Ruslar kayıplarının % 60’ını Panşir vadisinde verir, mahv-u perişan olurlar. Uzun süre rejimin yanında duran Özbek General Abdürreşid Dostum kervana sonradan katılır ama pek tesirli olur, onun kurduğu Cümbüş-i İslami Türk asıllıları derler toplar. Ortalık toz dumandır. Silinecek çok göz, sarılacak çok yara vardır daha. Burhaneddin Rabbani BİRLİKTE RAHMET AYRILIKTA AZAP... Demokrasi her ne kadar “erdem, fazilet” gibi sunulsa da evdeki teori çarşıya uymaz. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte ne kadar kavim, kabile, aşiret, sülale varsa birer parti kurar. (186 tane) Büyükler iktidara oynar, küçükler devlet gemisinde koltuk kapmaya bakar. Eğer demokrasi olmasa Afganistan’ı kim yönetecekti ise, yine onlar hareketlenir beyler paşalar siyasete soyunurlar. Sibgatullah Müceddidi iki ay kadar başta kalır, seçim şartlarını sağlayamaz. Kolay değil, 14 yıldır süren savaş kırmış geçirmiştir, bırakın kaydı kuydu, kayıplar tespit edilmemiştir daha... Liderler bu sefer Kabil’de toplanır (Hal-ü akd) Burhaneddin Rabbani’yi Başkan, Gülbeddin Hikmetyar’ı Başbakan yaparlar. Gülbeddin toplantıda ses çıkarmasa da ilerleyen günlerde asabileşir “ben onun emrinde çalışmam” demeye başlar. Halbuki Rabbani fakülteden hocasıdır, derslerine girmiştir zamanında... Buna rağmen ittifakı parçalar, önce tehdit yağdırır, ardından sarılır silaha! Ahmed Şah Mesud ve General Dostum onu ve adamlarını sürer çıkarır, Kâbil’den uzaklaştırırlar. O da şehri roket atışına tutar ki başkentte kuru kafa gibi sırıtan binalar o günlerden kalmadırlar. Müslüman’ın namlusu ilk defa kardeşine dönmüştür. Gülbeddin’in vebali büyüktür, encamı hayrola! NE MUTLU PEŞTUNUM DİYENE Peki Gülbeddin böyle bir şeyi niye yapar? Anlatalım... Afganistan’da yönetim daima Peştunların elinde olmuştur, (bütün Hanlar ve bütün komünist başkanlar -Taraki, Amin, Babra, Necip- hep Peştundurlar) Eğer seçime gidilebilse yine öyle olacaktır ihtimal. Genç liderin “sen kalk ben oturayım”ın ötesinde gerekçeleri var mıdır bilmiyoruz ama o günden sonra kavmiyetçilik hortlar. Ayrılık genelde Peştunlar ve diğerleri gibi görünse de, lüzumsuz nizalar çıkar, Tacikler, Özbekler ve Türkmenler de silaha sarılır. Şii Hazaralar İran’a yaklaşırlar. Cihad döneminde birbirleri için canını veren insanlar, kamplara ayrılır, kim, kime vurur anlaşılamaz. Sükuneti hem hepsini reddedebilecek ve hem de hepsini bağrına basabilecek bir güç sağlayabilir ancak. ABD ve Pakistan “Eytam” (yetimler) adlı bir teşkilat üzerinde çalışır, taşeronluğu Benazir Butto’ya bırakırlar. Bu örgüt kesinlikle ırk değil ümmet eksenli olacak, herkese kucak açacaktır. ABD kırık dökük adamlarla uğraşmaktansa tek muhatap bulmayı arzular. Pakistan ise Türkmen doğalgazını ülkesine (Karaçi limanına) ulaştırmaya çabalar. Bunun için tek şey lazımdır: “İstikrar!” NE UMDULAR NE BULDULAR Tam da o günlerde Diyoben medreselerinde okuyan çocuklar konuşulmaya başlar. Gençtirler, temizdirler, kanları kaynar, haksızlığa dayanamazlar. Evet askerliği bilmezler ama cenksalarlar (savaş ağaları) tarafından el konan konvoyları, kaçırılan kızları, yağmalanan malları kurtarır, efsane olurlar. Kandehar onlardan sorulmaktadır artık, içlerinden biri (Molla Muhammed Ömer) öne çıkar. Civar kasabalardan “ne olur buraya da gelin” çağrıları alırlar. Nispeten huzur sağlanır, asla ve kat’a hırsızlık olmaz. Sırtına altın çuvalı vur yola çık, kimse dokunamaz. (Bunu Taliban karşıtları da teyid ediyorlar) Bilahare uyuşturucu çeteleri hizaya getirilir, afyon ekim alanları daralmaya başlar. Tecrübesizdirler, zaman zaman oyuna gelirler. Sünnidirler, lakin geçmiş fakihlerden, sofilerden hisse alamaz, aralarına sızan Suud’ların maksatlarını okuyamazlar. Elbette hiçbir Müslüman putlardan hoşlanmaz ama Bamyan’da ki Buda heykellerini yıkarken naklen yayına girmeleri şık olmaz. Bu eylem dünya kamuoyu tarafından hiç hoş karşılanmaz. Heykel dediğin taş toprak, iş ki put kalplerden kazına. Putperestler de kazanıla! Yok illa yapacaksan onun da yolu var. Hem bombalatır, hem de kürsüye çıkıp “Faillerini mutlaka bulacak ve adalet karşısına çıkaracağız” diye haykırırsın. Hatta suçu Bush’un üzerine atarsın icabında. “Tarihi mirasımızı yok ediyorlar! Afgan turizmini baltalamak istiyorlar!” Beyazsaray genelde münakaşaya girmez. Yok girerse “bi de utanmadan konuşuyor” dersin, “zaten Kızılderilileri de bunlar kırdılar!” Ahmet Şah Mesud’un en korktuğu manzara. BİN LADİN, OLTANIN YEMİ Molla Ömer Beyazsaray’ın ikiyüzlü politikalarından hoşlanmaz, Filistin, Keşmir, Irak’da yapılanlar ortadadır zira. Kızarsın o başka, lakin siyasetçi dediğin öfkesini açığa vurmaz. En büyük hatası da Üsame bin Ladin’e sahip çıkması olur. Risk alır, hiç yoktan. Halbuki Üsame’yi kenara çekip “kusura bakma birader, başım belada” diyebilir. Bin Ladin’in böbrek hastası olduğu ve zaman zaman körfezdeki Amerikan hastanelerinde yattığı bilinmektedir. Böylesi şaibeli insanları uzak tutmalıdır ama yapamaz. Düz düşünür ve zokayı yutar. Bu arada Taliban talebe cemiyeti olmaktan çıkmış, iyice Peştunlaşmıştır. Aralarında Pakistan istihbarat elemanları ve subayları da yer alır. Ahmet Şah Mesud da Taliban’ın tavrından rahatsızdır. Onları geriletmek için çareler düşünür, para ve malzeme desteği için (yabancı askere asla sıcak bakmaz) AB’nin, İran’ın ve Rusya’nın kapısını çalar. Strasbourg’da üst düzeyde temaslarda bulunur. Bölgede Çin ve Hindistan’ın da söz sahibi olduğunu unutmaz Delhi’de bir toplantı yapar. Orta Asya’da yeni bir denklem mi kurulmaktadır yoksa? İşte bu teşebbüs sonu olur. CİA etrafında dolanma başlar. YAŞAYANDAN DİNLEDİM General Abdüvahhab Cüyende anlatıyor. Hoca Bahaeddin köyündeydik... “Fas asıllı iki gazeteci röportaj için gelmiş” dediler, “Çocuklar 5 gündür bekliyorlar.” Ahmed Şah Mesud’un onlara ayıracak vakti yoktu. Ancak bir insan iyisiydi, “madem gelmişler görüşelim” dedi, “eli boş dönmesinler!” İçeri girdiler. Çok geçmeden bir patlama duyuldu. Bir mana veremedim, çünkü gazeteciler titizlikle aranmış, temiz çıkmışlardı. Gençlerden biri ölüyor, yaralı olanı şaşkın... Onu da korumalar öldürüyor. Ahmet Şah Mesud’u ağır yaralı olarak helikoptere bindirdik, doğru Duşanbe’ye! Gel gelelim yolda son nefesini verdi, kurtaramadık. Soruyorum “Bunu kim yaptırmış olabilir?” - Afganistan’ın işgalini kim istiyorsa onlar! Zira Ahmet Şah Mesud sağ olduğu müddetçe yabancılar dolanamazdı ortalıkta. Nitekim onun şehid edilmesinden sadece iki gün sonra 11 Eylül hadisesi yaşandı - Ve bahaneyi kullanıp girdiler Afganistan’a. - Aynen... Gerisini biliyorsunuz zaten.... Sen Anglo-Amerikan ittifakını görmezden gelirsin ha! Cüretini böyle ödetirler adama... Ve beklenen olur. Taliban savaşçıları US Air Force’un döktüğü tonluk bombalara dayanamazlar. Uzakta dursanız bile içiniz boşalır, kulaklarınız çöker, ciğerleriniz patlar. İsabet alanlar ise moleküllerine ayrılır, adeta buharlaşırlar. Özbekler, Tacikler ve Hazaralar Ruslara yapmadıklarını Taliban’a yapar. Kafası taşla ezilenler, kafeslere kapatılanlar... Her iki tarafın çocukları da kinle dolar. Köprüler atılır, ipler kopar. SAHİPSİZ BULUNCA... Afganistan zengin bir ülke değildir, gazı petrolü bulunmaz. Sahi Washington burada ne arar? Efendim, ABD nükleer silahı olan dört ülkeyi (Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan) kontrol altında tutmak için bölgede olmalıdır. Havalide en karışık, en sahipsiz ülke Afganistan’dır. Girerse oraya girebilir, diğerlerine sokulamaz. Bush halkını terör fobisi ile gerip hazırlar ve düğmeye basar. Peki bizim ne işimiz var? Yok Türk birliği hasta bakıyormuş da, kurslar açıyormuş filan... İyi de bunlar üniformalıların işi değil ki. Hem TİKA benzer faaliyetleri yüz akıyla yürütüyor. NATO askerimizi “silahlı güç” olarak çağırdı ve “silahını kullanmasını” istiyor. Yukarıda uzun uzun Afgan’ın Afgan’a nasıl kıydığını anlattık, eğer adam kendi vatandaşına bile vurabiliyorsa... PANŞİR ASLANI Ahmet Şah Mesud bir komiserin (onlara komutan diyorlar) oğludur. 1953 yılında Cangalak’ta doğar. Çocukluğu Kabil’de geçer. Fransız Lisesi İstiklal’den mezun olunca Politeknik Okulu’na girer mimarlık okur. Farisinin yanı sıra Fransızca, Peştuca ve Urduca da konuşur. Talebelik yıllarında Burhanettin Rabbani’nin sohbetlerine katılır, Kral Davud’un baskıları dayanılmaz olunca Pakistan’a kaçar. Komünistlerin tek kale maç yaptıkları devirde, yurdunu milletini seven her genç gibi o da silaha sarılır Kızılordu’ya vurmaya başlar. Bu işten anlayanlar Ahmet Şah Mesud’un hakkını verir, Tito, Che, Ho Şi Min gibi ünlü gerillalar onun çırağı bile olamazlar. (Robert D. Kaplan) Niye? Çünkü Panşir vadisinde iklim şartları daha ağırdır ve birim mücahid başına düşen işgalci sayısı diğerleriyle kıyaslanamaz. Ahmet Şah Mesud buna rağmen Rusları perişan eder, ki Kızılordu kayıplarının % 60’ını Panşir vadisinde verdiğini açıklar. Gayri nizami harbin kitabını yazan Ahmet Şah propaganda savaşında da ustadır, SSCB gibi bir devi sinek gibi göstermeyi başarır, halkına ümit ve güven aşılar. Uyanıktır, pek çok suikaste maruz kalsa da tongaya basmaz. ROMANTİK SAVAŞÇI Savaş bitince de Afganistan’ın geleceğine kafa yorar. Rabbani hükümetinde savunma bakanlığı yapar. Kavmiyetçiliğin doruk yaptığı günlerde bile onu herkes sayar. Halkın büyük ekseri çevresinde toplanmaktan yanadırlar. Çünkü hortumcu değildir, sade yaşar, sokaktaki vatandaş gibidir, ulaşılması kolay. Afganistanda at oynatan uyuşturucu tacirleri bir tek onun hakim olduğu bölgeye adım atamaz. Eğitimli bir insandır ve eğitimin gereğine inanır, ona göre Afgan gençleri meslek sahibi olmalı teknolojiyi yakalamalıdırlar. Ahmed Şah Mesud dış güçlerin ülkesine girmesine kesinkes karşıdır. Hangi bahane ile gelirlerse gelsinler ne vaad ederlerse etsinler onlara düşman muamelesi yapacağını açıklar. Yapar mı yapar... Leşi ortadadır zira... Şah Mesud için “Kızıl orduyu yendi” sözü basit kalır, “SSCB’yi dağıttı, Berlin Duvarını yıktı” desek yalan olmaz. Büyük adamdır vesselam. Taliban hızla yayıldığı günlerde bir tek onu aşamaz, Kabil kapılarında kalakalırlar. Bilahare kardeş kavgalarından, sokak çatışmalarından, günahsızların canını yakmaktan çekinir, alır adamlarını çekilir dağlara... Zaten Batılılar “Romantik savaşçı” derler ona... Ahmet Şah Mesud Afganistan’da birliği beraberliği sağlayacak nadir isimlerden biridir ama olmaz... Nur içinde yatsın, taksiratı affola...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT