BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gönülleri tedavi eden cerrahlar!

Gönülleri tedavi eden cerrahlar!

Nasıl bir dünya ile karşılaşacaklarını bilmeden 3 günlük yol giden 2 Türk doktor, 40 derece sıcakta ve ceset kokuları arasında Haiti’de insanlara yardım eli uzattı. 200 bin kişinin öldüğü, on binlerce insanın yaralandığı ve evlerin yerle bir olduğu ülkenin durumunu anlattıklarıyla gözler önüne serdi



Nasıl bir dünya ile karşılaşacaklarını bilmeden 3 günlük yol giden 2 Türk doktor, 40 derece sıcakta ve ceset kokuları arasında Haiti’de insanlara yardım eli uzattı. 200 bin kişinin öldüğü, on binlerce insanın yaralandığı ve evlerin yerle bir olduğu ülkenin durumunu anlattıklarıyla gözler önüne serdi Sunuş Haiti... Son bir aydır tüm dünyanın yüreğini sızlatan, televizyonda ve gazetelerde yürek burkan görüntülerin yaşandığı yer. Osman Sağırlı’nın Haiti’den gönderdiği fotoğraflardan birinde çöpteki insan cesedi, insanın hayata ve dünyaya olan bağlılığını imtihan eder gibi.. Eminim hepimiz ne yapabileceğimizi sorduk kendimize ya da yapmaya çalıştık veya yaptık. İşte bugün yaptık diyen ama hem de nasıl canla başla, gönülle yapan; buradan kalkıp üç gün süren bir yolculuktan sonra Haiti’ye yaraları sarmaya giden doktorlar ekibinden iki eli öpülesi doktor sayfa konuğumuz. Uzun yolculuk, zor ve ilkel şartlar, kötü koku, elektrik ve su yokluğu, güvenlik ve kanun-nizamın yok denecek kadar az olduğu, doğal afetin şiddetlisini yaşayan bir ülkeye hiç düşünmeden gitmek... Bakın neler anlattılar, neler yaşamışlar... Nasıl dört elle sarılmalıyız hayatımıza nasıl... G.K.Z. ELEKTRİK YOK, SU YOK, YİYECEK YOK... Haiti’ye giden iki eli öpülesi doktor... Uzun bir yolculuk geçirdikten sonra, ilkel şartlar altında, elektrik ve su yokluğuna rağmen kanun-nizamın hiçe sayılmasını göze alarak on binlerce insanın öldüğü ülkede geçirdikleri yürekleri burkan dakikaları anlattı... Trabzon Araklı doğumluyum. İlk ve ortaokulu Trabzon’da, liseyi Bursa İnegöl’de tamamladım. Bursa Uludağ Üniversitesi 1995 mezunuyum. Mecburi hizmeti Erzincan’da tamamladım. 1999-2007 arası Okmeydanı Hastanesi’nde çalıştım. İki yıldır Avicenna Hastanesi‘ndeyim. Evliyim ve üç çocuğum var. >> Doktor olmak idealiniz miydi? Evet... Üniversite tercihlerimde bu yöndeydi. İlk 10-12. tercihim tıp fakültesiydi. >> Haiti’ye gitme fikri nasıl doğdu? Daha önce Adapazarı-Gölcük depremi sonrası bölgeye gitmiştim. Sünnet şöleni için İHH ile beraber Makedonya ve Ağrı’ya gitmiştik. Dolayısıyla böyle bir şey olunca acaba gidebilir miyiz, gidemez miyiz diye düşündük. Tabii İHH da bizi arayıp ‘Böyle bir şey var, gider misiniz?’ diye sorunca, kabul ettik. >> Haiti’ye gitmek kolay değil... Nasıl ve kaç saatlik bir yolculuk yaptınız? Paris’e 3 saatlik bir hava yolculuğu var. Paris’ten Santo Domingo’ya yaklaşık 9 saatlik uçuştan sonra, oradan da Port-au-Prince’e yaklaşık 9 saatlik bir kara yolculuğu var. Yani üç günü buluyor oraya gitmek. >> Hayal ettiğinizle, karşılaştığınız manzara aynı mıydı? Kesinlikle örtüşmüyordu. En azından bize buradan söylenen bir sağlık kuruluşu var, sizler orada çalışacaksınız şeklindeydi. Şehri dolaştığımızda böyle bir şeyin olmadığını gördük. Yani bir cerraha ihtiyaç olur, ameliyat olması gereken bir hasta olur gibi. Ama biz onu bulamadık yani bir sağlık kuruluşu düzenli çalışan hiçbir şey yoktu. Dışardan gelen ekipler de buna dâhil. >> Haiti’de nasıl bir tablo vardı? Port-au-Prince’e vardığımızda karanlık olmuştu. Yardım malzemelerini indireceğimiz yere kadar sallantılı bir şekilde gittik. Arabadan indiğimizde çadırları gördük. Çadır dediğim, öyle düzenli bir şey düşünülmesin, bez parçalarıyla etrafı kapatmışlar. Yoğun kötü bir koku vardı. Cesetlerin kokuşma hali ve bekletilen çöplerin kokusu. İlk indiğimizde karşılaştığımız manzara buydu. Daha sonra yardım malzemelerini indirdik ki, zaten uzun bir yolculuk yapmışız toz toprak içerisinde, normal bir yolculuk değil. Sınırda da aynı şeyleri yaşadık. >> Haiti’de yaşayan halk ne durumdaydı? O gece karnımızı doyurduk bir yerde, tabi doyurabildiysek... Bize bir kapalı yer gösterdiler. Hep beraber oraya gittik. Oranın şartlarına göre gene iyi bir yerdi. Elektrik yok, bahçesi olan bir yer, galiba bir evdi orası. Bir arkadaşımız evdeki haşerelerden , örümceklerden korktu. Her tarafı böcek sarmış. Daha sonra yerleştik oraya biz. Uyku tulumlarını açtık, onların üzerine yattık. >> Yiyecek problemini nasıl çözdünüz? Orada ilk akşamki yemek tecrübesinden sonra kuru şeyler yemeye karar verdik. Peynir, domates ekmek vs. gibi şeyler bulabiliyorduk, onları yiyorduk. Sonraki gün şehri gezip bir bakalım dedik ve o gün depremin hakikaten tamamen yıktığını gördük. >> Haiti’yi biraz tanıyalım... 8 milyon nüfusu var ve bizim bulunduğumuz başkent Port-au-Prince’in nüfusu 4.2 milyon. Çok büyük ve geniş bir şehir, hatta bir yere gittik, durduk bir kenarda, birkaç kişi ‘Burası çok tehlikeli, burada durmayın, öldürebilirler. Arbede var’ dediler. O bölgeden ayrıldık. Yolun kenarında bir valiz vardı ve yoldan geçenler ‘Bu valizin içerisinde bebek cesedi var’ dediler. Gerçekten bir koku geliyordu valizden, gazeteci arkadaşlar ‘Birkaç fotoğraf alalım’ dediler. Daha sonra arabanın olduğu yere geldik aracı park ettiğimiz yerin kenarında havluya sarılmış bir bebek cesedi var. Yani biraz daha kenara park etmiş olsak üzerine çıkacakmış araç cesedin. O gün genelde nerede çalışır, nasıl yaparız gibi bir yer aradık ve bahçesi olan bir kilise bulduk, yıkılmamış. Orada çalışmaya başladık. 1 saat içerisinde 30 kadar çeşitli yaraları olan depremden etkilenmiş hastalar geldi. Ve ilk günümüz böyle geçti. Karanlıkta kaldık. Sular 18.00-.00 arası akıyordu. Duşumuzu o zaman alıyorduk. >> Haiti’nin güzel diyebileceğimiz özellikleri yok mu? Haiti çok güzel bir ülke, gökyüzüne baktığınız zaman çok parlak bir gökyüzü var, yemyeşil ağaçlar var. Hava sıcaklığı 35 derece, ağaçların üzerinde bu mevsimde meyveler var, ama gel gör ki sokağa baktığınız zaman ‘Eyvah neredeyim?’ diyorsunuz. Temiz değiller; keçiler, domuzlar ve çöpler aynı yerde. Eğitim, güvenlik hiçbir şey yok. Çekilen resimlerde de yağma yapan insanları polis öldürüyor. Yolun kenarında su birikintileri var ve bayanların orada yıkandıklarını gördük. Depremden önce de hayatları böyle, hiç hijyenik olmayan bir yer. Ve aile hayatı da yok. Ben merak ettim acaba ne zaman bir baba çocuğunu muayeneye getirecek diye, en son bir adam kucağında bir çocukla geldi yaşlı birisi ‘Baba mısın?’ diye sordum. ‘Ben dedeyim’ dedi. Hiç çocuğunu muayeneye getiren bir baba görmedim, hep anneler getiriyor. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, Genel Cerrahi Uzmanı olarak çalışmaktayım. 1961 Marmara doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezunuyum. İhtisasımı Okmeydanı Hastanesi’nde yaptım. Evliyim, çocuklarım var. 6 yıl doğuda çalıştım. Daha sonra tekrar Okmeydanı’na geldim, 2002 yılından beri Okmeydanı’nda devam ediyorum. >> Sizin Haiti ile ilgili izlenimleriniz nasıl? Anladığım kadarıyla o ülkede depremden öncede çok iyi şartlar yoktu. Depremden sonra daha da kötü oldu. Deprem öncesini düşünürsek bu ülke zaten yokluk içinde olan bir ülke, sosyal hizmetlerin hiçbir şekilde düzgün olduğunu sanmıyorum. Herkes son derece kötü şartlarda bir şeyler satmaya çalışıyor. Şimdi böyle olan bir toplumda depremden sonra ortaya çıkan bir şey olması mümkün değil, bu genel bir alışkanlık. Depremden sonra bunu değiştirecek ne olabilir diye düşünürsek evlerinden oldular. Ama ben eminim ki depremden önce de oradaki insanların çoğu evsiz barksızdı. >> Oradaki halk sizi nasıl karşıladı? Bizim halkla ilk karşılaşmamız kilisede oldu. İlk gün biraz tedirgin gibiydiler ama bizim verdiğimiz sağlık hizmetinin gereği (yemek dağıtım işine de biz katıldık) yavaş yavaş bir yakınlaşma başladı. Özellikle poliklinik yaptığımız süre içerisinde o bölgenin çevirmen olarak bize yardım eden gençlerle diyaloglarımız oldu. Bu diyaloglar onlarla bizi yaklaştırdı tabii. Sadece sağlık konusunda değil başka konularda da konuşmaya başladık, birbirimize ısındık. Mesleğimiz gereği bizim insanlarla yakınlaşmamız çok zor değildi... >> Size gelen hastaları nasıl tedavi ettiniz? Beraberimizde getirdiğimiz bir takım ilaçlar ve malzemeler vardı. Yalnız oranın şartlarını çok iyi bilmiyorduk ve çok ani bir gidiş oldu bir gün önceden kalkıp gittik. Gerekli ön araştırmayı yapamadık. Yani ne tür ilaca, malzemeye ihtiyaç olacağını bilemedik. İlk gün elimizdekilerle idare ettik. Karşılaştığımız sorunlar çerçevesinde de diğer yabancı kuruluşlardan ilaç takviyesi aldık. Takviyeyle diğer günler açığımızı kapattık. >> Teknik destekle tedavi edemediğiniz hastalar oldu mu? Biz göreve başlamadan Sağlık Bakanlığı’nın açtığı bir hastane vardı, ziyaret etmiştik. Bizim yeterli olmadığımız durumlarda hastaların hastaneye gitmesine yardımcı olduk. Hatta hastaların taksi parasını İHH Derneği karşıladı. >> Oraya gittiğinizde ‘başka bir boyutta mıyız acaba?’ diye düşündünüz mü? Evet, biraz öyle oldu tabi, sonuçta ülkemizin sahip olduğu standartlardan çok daha aşağıda, üstelik sadece ekonomik olarak değil her bakımdan daha aşağıda bir ülke. Bu yüzden yadırgadık. Yemek alışkanları, hijyen, giyinme alışkanları kısacası her şey çok farklı orada. >> Salgından tedirgin oldunuz mu? Salgın hastalıkların çıkması için gerekli süre bugünlerde olabilecek bir şey. Sonuçta biz hekimiz, korkmamız anlamlı değil. Her zaman bulaşıcı hastalıklarla karşılaşıyoruz. Üstelik cerrahız, ameliyat esnasında da bu tür hastalıkların bize bulaşma riski yüksek. Benim öyle bir endişem olmadı. Zaten oranın suyunu fazla kullanmadık kendi imkânlarımızla getirdiğimiz yiyeceklerden yararlandık, yemeklerini yemedik. Bu şekilde korunduk. Haiti gençlerinden özellikle bizimle çalışan Natali adında bir asistan vardı. O ve diğerlerinin aslında içlerinde saklı bir beklentisini hissettim. Biz Türkiye’den onlara söz edince, gençler üniversiteleri yıkıldığı için, içlerinde ‘Keşke bizde Türkiye’ye gidip eğitimimizi tamamlasak ve bitince ülkemize geri dönsek’ beklentisi oluştu. Benim dikkatimi çeken 35 yaş üzeri kesim daha farklıydı. Bize gelirken giyimleri buradaki hastalarımız gibi özenliydi. Doktorla , hastalıkları ve verdiğimiz ilaçlar hakkında uzun süren diyaloglar oldu, şaşırdım. Hizmetten sonuna kadar yararlanma isteği vardı. Bu da kültürle olur. Zannediyorum 30 yıl öncesinde bu ülke bu kadar kötü değildi. Oturmasıyla kalkmasıyla, konuşma şekliyle o nesil bunu hissettiriyordu. >> Kaçırılan çocuklar olduğu söylendi, ne derece doğru? Ortam bu tür suiistimaller için çok açık. Şöyle ki; biz Dominik sınırından çıkıp da Haiti’ye girdiğimizde pasaportlarımıza giriş bile vurulmadı. Yani o an Haiti’ye her insan girebilir. Dünyada bu tür insanlar var. Hiçbir kontrol mekanizması yok. Zaten bunu hep hissediyorsunuz. Ülkeye girdiğiniz andan itibaren bir güvensizlik oluyor. O yüzden çocuk kaçırmalar ya da erişkin yaştaki insanları kaçırıp organ mafyasına vermeleri çok kolay, buna bir engel yok. Çünkü kanun, nizam yok düzen yok. >> Haiti sizde bir travma oluşturdu mu? Buraya döndüğünüzde ne hissettiniz? Orada 15 gün kaldık, 15 gün boyunca yokluk ve hiçlik içinde yaşadık. Farkında olmasak da ruhsal bir yıkıntı oluyor. Neden bu insanlar bu kadar yokluk içerisinde, neden bu ülke bu kadar kötü diye farkında olmadan bunu içimizde yaşıyoruz. Ve döndüğümüzde ‘Medeniyete mi döndük?’ dedik, kendi kendimize.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT