BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KUŞLARI BİLE DÜŞÜNMÜŞLER

KUŞLARI BİLE DÜŞÜNMÜŞLER

Darülaceze, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olsa da hazineden kuruş alamıyor. 470 elemanın maaşı, sigortası, ısınması, yemeği, temizliği, bakımı, onarımı, tanıtımı bağışlarla sağlanıyor



Dar-ül aceze Yar-ül aceze -4- Hazırlayan: İrfan Özfatura irfan.ozfatura@tg.com.tr Darülaceze, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olsa da hazineden kuruş alamıyor. 470 elemanın maaşı, sigortası, ısınması, yemeği, temizliği, bakımı, onarımı, tanıtımı bağışlarla sağlanıyor İstanbul Vali Yardımcısı Yalçın Bulut, henüz birkaç aydır Darülaceze’nin başında... Asırlık müesseseden çok etkilenmiş, nefes almadan anlatıyor: Biliyor musunuz, buraya başladıktan sonra ne kadar çok hayırseverimiz olduğunu anladım, inanın veren, gönülden veriyor. Çalışanlarımız da fedakârca çalışıyor, ücretlerini son kuruşuna kadar hak ediyorlar. Sonra gönüllülerimiz... Sağolsunlar bizi hiç yalnız bırakmıyorlar. Geçen o kadınlardan biriyle tanıştım. “Benim bir Ahmedim var” dedi, “Ve ben ona aşığım!” ‘HAYIR’A EVET DİYORLAR - Onun Ahmedi kimmiş? - Ben de merak ettim, sordum. Doğuştan sakat bir delikanlıymış meğer, ne el var, ne ayak! Kadıncağız, üç çocuk büyüttükten sonra Ahmet’i evlat edinmiş adeta. Şimdi kabak mı çıktı, “tatlı yapsam Ahmet sever mi acaba?” Yapmış getirmiş, bebek gibi besliyor. Belli belirsiz bir tebessüm, minnet dolu bir bakış yetiyor ona. Biliyor musunuz şu ana kadar “hayır” için çaldığımız hiçbir kapıdan “hayır” cevabı almadık, bu da bizi çok heyecanlandırıyor. Bıkıp usanmadan anlatıyoruz, ilgi ile dinleniyor, ziyaretçilerimiz gün be gün artıyor. ONLARINKİ DE CAN! - Biri gelse, gönüllü olmak istiyorum dese... - Çok memnun oluruz, zaten böyle hanım arkadaşlar var. İş edinmişler haftada iki gün, üç gün geliyor, hastaların saçını, tırnaklarını kesiyor, söküğünü dikiyorlar. Birlikte sohbet ediyor, örgü örüyorlar. Zaten bu güzel tablolar yok mu, maddi sıkıntılarımızı unutturuyor. Bakın burası enteresan bir müessese... Şu da olsa diyorsunuz, bakıyorsunuz geliyor. Malatya Pazarı sahibi Çetin Bey’den aşurelik istemiştik. “Buyrun” dedi “Ne isterseniz götürün, hem istediğiniz kadar...” Geçen kar yağdı. Dedim biz kış geceleri nasıl leblebi, çekirdek, patlamış mısır yiyorsak, sakinlerimiz de yemeli. Onlarınki de can... Lakin bizim formalitemiz çoktur. Şimdi yazı yazacaksın, satın almaya havale edilecek, teklifler gelecek, değerlendirilecek, irsaliye vs... Çetin Bey’e bir telefon açtım, “Dükkan sizin” dedi, “Gelin alın, bana bile sormayın!” Darülaceze’yi yaptıran mübarek, kuşları da unutmamış, güvercinler hallerinden memnun görünüyorlar. PARANIN VEBALİ VAR - Peki hiç hayal kırıklığı yaşadığınız olmadı mı? - Sadece bir kere... Yılbaşı gecesi büyük otellerden birinden aradılar. “Bu gece burada nehir gibi para akacak, güzel bir yere kumbaranızı koysak!” Elbette dedik “seve seve!” Bizim pirinçten mamul tarihî bir kumbaramız var. Onu en görünen yere yerleştirdik, tam ortaya. İçinden kaç para çıksa beğenirsiniz. Sadece 85 lira... Halbuki o gece bir yemek 400 lira... - Demek size çay parası bırakmışlar. - Darülaceze’nin uçuk giderleri yok, ihtiyaçlara makul meblağlar harcanıyor, ama yine de delikleri tıkamaya çabalıyorum. Zira bu para, veballi para. Bundan böyle olabildiğince hayırsever katkısı sağlamaya çalışacağız, belki de ilerde ihalelere hiç çıkmayacağız. - Nasıl mesela? - Mesela araç kiralamaları durdurdum, ben bunu bedavaya da yaptırırım pekâlâ. Arabası ile bir tatil günü hasta gezdirecek insan yok mu İstanbul’da? Var. Hem de çok var. Bize de bu yakışır zaten. Buluşturmak. MÜLKLER ONARILACAK - Bağıştan başka kaynağınız yok mu? - Mülklerimiz var ama per perişan. Yıllardır ihmal edilmiş, vazifeye başlayınca bazı dairelerin metruk olduğunu öğrendim ve çok üzüldüm. Kiracılar çıkmış, kapıcı paraları, aidatlar, temizlik giderleri yığılmış. Şimdi onları tamir ettirip kiraya vereceğiz tekrar. - Büyük masraf, sizi zorlar. - Sağ olsun Üsküdar Belediye Başkanı ile görüştüm. “Kendi bölgemizdekilerin tamir, tadilatlarını yaparız” dedi. Umarım diğerleri de teklifimize sıcak bakar. Heybeliada Senatoryumunu tadil edip hizmete sunmayı düşünüyoruz sonra. Anladığım kadarıyla güçlü bir teknik kadroya ihtiyacımız olacak. - Problemler yumak olmuş desenize. - Olsun. Sabırla her iş çözülüyor. Malum etrafımızda birçok özel hastane var, revirimiz mevcut ama uzmanlık isteyen vakalarda onlara mecbur kalıyoruz. Ben Amerika’da bu konuda master yaptım, hepsiyle görüşeceğim, desteklerini sağlayacağız. Koç grubuna gittim, bir ambulans sözü aldık, fizik tedavi cihazları da bağışlayacaklar. Mercedes güzel bir ambulans hazırlıyor, hem asansörlü filan. - Eğlence yerlerinden toplanan vergilerden bir hisseniz vardı sanırım. - Var ama belediyelerden tahsili kolay olmuyor. Bu arada günde 10-12 koyun geliyor. Darülacezede kalan emekliler maaşlarının bir kısmını bize veriyorlar... Ancak bütün bunlar gideri karşılamaktan uzak. TEK DERT PARA DEĞİL! - Devlet yardımı almıyor musunuz? - Hayır, hazineden kuruş gelmiyor, 470 elemanın maaşı, sigortası, ısınma, yemek, temizlik, bakım, onarım, tanıtım bizden soruluyor. Gelir gider dengesini oturtmak için çareler düşünüyoruz kara kara. - Kolay değil... - Tek dert para olsa kolay. Burada yatanlar hayattan umduğunu bulamamış ezik, kırık, darbeli insanlar. Dertlerini getirip ortaya koyar, paylaşılmasını arzularlar. İçimiz kan ağlasa da tebessüm etmek zorundayız, sıkıntıları aksettirmemeliyiz onlara... - Buraya zihin engelliler de kabul ediliyor mu? - Darülaceze Nizamnamesinde açıkça “kabul edilmez” yazıyor. Ama nedense Yıldırım Aktuna’nın Sağlık Bakanı olduğu dönemde... - Bakırköy’deki hastaları buraya mı aktarmışlar? - Sanırım öyle bir şeyler olmuş. HEKİMLER, HUKUKÇULAR - Elmalarla armutlar toplanmaz ki ama... - Evet o apayrı bir iş, ikisini bir arada tutarsanız ahenk bozuluyor. Bu arada hukuk büromuzu güçlendirmemiz lazım. Anne baba malını bağışlıyor ama öldükten sonra çocukları dava açıyor. Yok ‘aklı başında değildi de’ filan... Bakın, doktorlarımız da büyük bir fedakârlıkla çalışıyorlar. Bizde döner sermaye yok, arkadaşlarından daha az alıyor ve buna katlanıyorlar. - Kaç hekim var burada? 10 hekim var. Hizmet 24 saat aksamıyor. Bir kardiolog arkadaş haftada bir gün gelip kontrol ediyor. Göz taraması yapılıyor sonra. Vakti müsait olan uzman hekimler haftada bir gün yardıma koşsalar bizi çok rahatlatırlar. - Azıcık keyifli şeylerden bahsedelim. Avrupa kültür başkenti faaliyetleri içine sizi almış olmalılar. - Evet aldılar. Sanırım bu yıl hayli konuk ağırlayacağız. Böyle bir örnek yeryüzünde yok zira. Yabancıların aklı almıyor. Biz hazırlığa şimdiden başladık, her köşe elden geçiyor. Ancak zamanında baştan savma işler yapılmış, mesela şu plastik pencereler bu tarihî binaya hiç yakışmıyor. SULTAN’IN ELİNDEN Abdülhamid Han, Darülaceze’nin toplantı odasının masasını bizzat eliyle yapmış. Aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ ayakta. Yakından inceleyenler onun ne büyük sanatkâr olduğunu anlıyorlar. İMAJI TAZELENECEK - Halbuki kendi marangozhaneniz çalışıyor. Sorma... Sonra Darülaceze’nin zengin bir arşivi var. Topkapı Sarayı’ndan uzmanlar geldi 103 eseri kayda girdiler, el yazmaları da var aralarında. Sağda solda eski radyolar duruyordu, örümcek bağlamışlardı. Lambalı radyodan anlayan ustalar bulduk, onarttık. Bakın şu masanın bizzat Abdülhamid Han’ın elinden çıktığı söyleniyor. Görülmeye değer bir eser, kıymetini erbabı anlar. Bu sene bir imaj tazeleme çalışmasına giriyoruz. Konya Selçuk Üniversitesinin Güzel Sanatlar Fakültesi Yeni bir logo yapacak, yine akademisyenler bizim için profesyonel stratejiler üretecekler. Geldiğim günden beri hareket halindeyim. Yorulduğumu eve gidince anlıyorum. Burası beni hem koşturuyor, hem çoşturuyor. Darülaceze mescidinde bir tabela çekiyor dikkatimi. “Duayı sultan, sebeb-i gufran” yazıyor. Gariplerin dua ettiği kesin, mağfiret de ulaşmıştır inşallah. Kimler geldi kimler geçti? Darülaceze’ye sadece fakir fukara değil görmüş geçirmiş insanlar da düşer. Hattatlar, şairler, bestekarlar, neyzenler, ressamlar, nazır hanımları, serasker kızları, kaymakamlar... Mesela Bayan Aleksandra’nın babası bizzat Rus Çarıdır zamanında. Topçu Rıza Paşanın oğlu Fazıl (Atabay), prens gibi yaşamıştır. Daha 16’sında makam bağışlanmıştır ona. İstanbul’da hukuk bitirir, Tiflis’te, Viyana’da, Cenevre’de konsolosluk yapar. Malı mülkü hesapsızdır, ama hanımını kaybedince dağılır ve dağıtır. Cebinde metelik kalmayınca, düşer ‘Dar-ül aceze’nin kapısına. Kumkapılı Haçik Ağa zengin mi zengindir, lâkin bir gece üç teknesi ve ağları yanınca... Cenap Şehabeddin’in oğlu Müeyyed Adnan, İngilizce, Fransızca, İtalyanca bilen bir tercümandır ama... Reşad Nuri Güntekin’in kardeşi Mehmed Vedat Güntekin, bu ocağın renkli simalarından biridir sonra... Mabeyinci Faik Bey’in kızı Muazzez Hanım, Teşvikiye’deki muhteşem konakta kalır, zaman zaman da bebekteki yalıda. Uşaklara bahşiş olarak kese kese sarı lira dağıtırlar. Çok talibi çıkar ama evlenmez, kim bilir belki de çıtayı yüksek tutar. Annesi ile babası ayrılınca konaktan ayrılır, validesinin yanına taşınır. Yaşlı kadın vefat edince yapayalnız kalır. Çalışmayı denerse de başaramaz, üzüntüden nüzul iner bir yanına. Ve komşuları getirip Darülaceze’ye bırakırlar. Ne hatıralar, ne hatıralar... Ah duvarların dili olsa da anlatsa... -BİTTİ-
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT