BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Canımda acılar

Canımda acılar

Canımda acılar; bozkıra dökülmüş yağmur gibiyim!



Canımda acılar; bozkıra dökülmüş yağmur gibiyim! Bulutlara tütsem... Veya toprağa emilsem, kim bilecek yalnızlığımı? Çoook uzaklardaki kimler: “Başıma damlayan bu yaş, kim bilir hangi yalnızlığın buharıdır ki, bana kadar taşınmış” diyecek? * Canımdaki acılar gibi, varsın... Ama varken var olmadığın günler... Ve varken var olamadığım günler geri nasıl gelecek? Ben ve sen, yani biz... Ve bize benzeyen bir çook biz’ler; “bir” olmamak için mi birlikteyiz?.. Var olmak, yâr olmaktır bildiğim!.. Peki, yârin var olmaması veya var’ın yâr olmaması; kuşsuz ve bulutsuz ve güneşsiz göklere benzemiyor mu? * Su mu yatağını çizer? Yoksa dere yatağı mı suyu taşır koynunda? Yoksa, “yeterince ağlasaydım” mı çizilecekti cevaplarım yüzüme!.. * Yatağında olmayan sulara “sel” diyorlar! Ve suyu kurumuş yatakları yeller dolduruyor, yuvarladığı her şeylerle! * Canımda acılar; bozkıra dökülmüş yağmur gibiyim! Bulutlara tütsem veya toprağa emilsem... Yahut sırtüstü devrilmiş birinin gözündeki yaş gibi göl olsam insansız bir kıtanın ortasında; kim bilecek yalnızlığımı? Kim merak edecek, başına damlayan yaşın; acaba hangi uzaklardaki hangi yalnızlığın buharı olduğunu ve kendine kadar nasıl taşındığını? Veya kim görecek, nemini benden alıp başını kaldırabilmiş çiçekleri; bütüün ufukların genişliğindeki yer ve her şeyin üstünü örten gök arasında?.. * Bozkırda kaybolmuş yağmur suyu gibiyim; canımda acılar... ..canımda acılar!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT