BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Demirel: Görev çağrısını reddetmem

Demirel: Görev çağrısını reddetmem

Cumhurbaşkanı Demirel, Çankaya Köşkü’nde Türkiye ekibini kabul ederek gündeme ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Genel Yayın Müdürümüz Kenan Akın, Yayın Koordinatörümüz Ünal Sakman, Ankara Temsilcimiz Sebahattin Önkibar ve Yazarlarımız Yılmaz Öztuna ile Fuat Bol’un sorularını cevaplandıran Demirel’in kabulünde, İhlas Holding Genel Sekreteri Kamil Tekin de bulundu.



Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, liderlerle yaptığı göreşmeleri değerlendirirken, “Beni bir göreve çağırıyorlar. Görev çağrısını reddetmem” diyerek politikaya dönme sinyalleri verdi. Demirel, PKK’nın bir terör örgütü olduğunu belirterek, “Terör, Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne yönelmiştir. Ancak mağlup olmuştur. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kafasını çarpanın bu zamana kadar kafası dağıldı. Bu bir maceraydı ve macera bitmiştir. Ama hâlâ bir takım kalıntıları var” dedi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Çankaya Köşkü’nde gazetemiz yöneticilerini kabul ederek gündeme ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Genel Yayın Müdürümüz Kenan Akın, Yayın Koordinatörümüz Ünal Sakman, Ankara Temsilcimiz Sebahattin Önkibar ve yazarlarımız Yılmaz Öztuna ile Fuat Bol’un sorularını sıcak bir ortamda cevaplandıran Demirel’in kabulünde, İhlas Holding Genel Sekreteri Kamil Tekin de bulundu. Cumhurbaşkanı Demirel, yeniden seçilmesine ilişkin tartışmaları, “Hiç bir şeye talip değilim, ama beni göreve çağırırlarsa reddetmem” diye değerlendirirken, seçilememesi durumunda aktif politikaya döneceğinin işaretini, “Gün ola harman ola bakalım ne olur? Ama ülkem benden neyi talep ederse ben onu yaparım” sözleriyle verdi. Demirel, Hizbullah kasetlerinin yayınlanmasına taraftar olmadığını da belirterek, “Vahşeti seyretmekte ne yarar var? Vahşetten ne öğreneceğiz” dedi. İki saati aşkın süren görüşmede Cumhurbaşkanı Demirel’in sorularımıza verdiği cevaplar şöyle: TAHKİM YARARLI OLMUŞTUR Soru: Tahkim Yasasını nasıl değerlendiriyorsunuz, Türkiye’nin ne gibi kazançları olabilir? Demirel: Büyük yatırım hamlesi için kapı açık. Yalnız Türkiye kendi hukukunu hiç olmazsa kişilere güvenlik veren meselelerde uluslararası hukuka uydurmak mecburiyetindedir. 1990 senesinde yabancı sermaye 24 milyar dolar yatırım yapmış. 98’de bu miktar 124 milyar dolar. Buradan görülüyor ki, bu popüler kapitalizm denen hadise dünyayla yaygın hale geliyor ve çeşitli ülkelerdeki refahı değiştiriyor. Bundan yararlanabilmek için onunla alakalı güvenliği vermek lazım. Bu bakımdan Anayasa değişikliği ile bu tahkimin hayata geçirilmesi fevkalade yararlı olmuştur. Zaten bugün asrın başında konuşulan en önemli hadiselerden birisi eğer uluslararası işbirliğine gidecekseniz ki, bu Avrupa’nın başlattığı bir harekettir, bu Avrupa Birliği odur. Bunun sadece ekonomik boyutu yoktur. Zaman içerisinde bunun siyasi boyutu olacaktır. Zaman içerisinde bunun savunma ve güvenlik boyutu olacaktır. Bütün beraber olmak isteyen ülkelerin beraberce karar vereceği ölçüler içerisindedir. Eğer bunları taşıyamayacaksanız dünya ile işbirliği içinde olmayın kendi kendinize olun. TARTIŞMA YATIŞMIŞ GÖRÜNÜYOR Soru: FP ile Genelkurmay Başkanlığı arasında tartışma yaşandı. Bir siyasi parti ile asker arasında yaşanan bu tartışma hakkında görüşleriniz nelerdir? Demirel: Tabii askeri kuvvetlerde bir gerginlik, rahatsızlık oldu. Bir tartışmaya girdiler. Şimdilik yatışmış görünüyor. Medya, bu meselenin tartışmasını seviyor. Yani güncel tartışmalara giriyor. Sevmesi de gayet doğal. Eğer bir ülkenin bir partisi, bir ülkenin silahlı kuvvetleri ile bir tartışmaya girmişse bu önemsenecek bir şeydir. Yani onu medya görmezlikten gelemez. Yani çok önemsenecek bir şeydir. Önemsenecek bir şeydir de rahatsız edecek bir şeydir. Yalnız Türkiye’de şimdi siyasi partisiz olmaz. Devletin kurumlarından vazgeçmek mümkün değildir. Yani bir Anayasa devletinin çerçevesi içinde herkesin Anayasa’nın 2. maddesindeki laik demokratik hukuk devleti ve üniter devlet çerçevesini zorlamadan siyaseti yapacaksa, bu çerçeveyi zorlamadan ve devletin anayasal kurumları ile siyasi bir takım tartışmalara girmeden siyaseti götürmesi lazım. GÖREV ÇAĞRISINI REDDETMEM Soru: Kamuoyu araştırmaları halkın varolan realitelerden hareketle bir dönem daha sizi cumhurbaşkanı olarak görmek istiyor. Halktaki eğilim bu. Bu konuda gerçi sizin söylediğiniz şeyler sınırlı ama yine de bir değerlendirmeniz olacak mı? Anayasa değişikliği önümüzdeki günlerde Meclis’e gelecek, ardından adaylık süreci başlayacak bir değerlendirmeniz olacak mı? Demirel: Türkiye bir Anayasa devleti, daha başlangıçta da söyledik. Anayasa’da kurumlar var, Cumhurbaşkanlığı da bu kurumlardan bir tanesi. Bunların hepsinin Anayasa’daki yeri belli. Bilhassa Cumhurbaşkanlığı gibi bir göreve nasıl gelinip nasıl gidileceği kaideye kurala bağlanmış. Bu çok önemli. Çünkü eğer, bu kural mevcut değilse veya mevcut olup da işlemiyorsa rejimin göstergesidir. Eğer işliyorsa hiç endişe edecek bir şey yoktur. Yani kurallar işler, her görev her makam sahibini bulur Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimi 1993 senesi 16 Mayısında yapıldı ve bildiğiniz şartlar içerisinde TBMM beni seçti. Hiç zorlama yoktur. Gayritabii hiçbir şey yoktur. Kimse de zaten buna bir şey demedi. Ve aleni şeffaf herkesin gözü önünde yapılmış bir seçimdir. Cumhuriyet bakımından tartışılacak bir tarafı yoktur. Çünkü halkın hür iradesi ile seçilmiş bir meclis, o meclis de kendi hür iradesi ile cumhurbaşkanını seçti. Şimdi benim görevimin sona ermesi Anayasa’nın maddesi gereğince 16 Mayıs 2000 tarihidir. Ben de o tarihte bu görevi devralacak kişiye bu görevi devretmeye hazırım. Bunun için kurallar vardır. Yalnız aşağı yukarı iki sene öncesinden bu yana bugünkü hükümet başkanı o zaman hükümet başkanı da değildi. Sayın Ecevit, benim burada görevimin devam etmesinde ülke yararı olduğu düşüncesini kamuoyuna açıktan söyledi. Ve 3 Ocak 2000 tarihinde de DYP Genel Sekreteri bana gelerek, benim bu görevimin devam etmesi için Anayasa değişikliği bakımından hazırlıklar olduğunu, bunu kısa zamanda Meclis’e vereceklerini ifade etti. Benim kendisine aynen dediğim şudur: Ben hiçbir şeye talip değilim. Burada bulunduğum sürece hiçbir şeyi eksik bırakmamak şartıyla görevimi yapıyorum. Kimseden bir şey istemiyorum. Sizden de bir şey istemiyorum, başkalarından da. Ama bana derseniz ki biz sizi göreve çağırıyoruz, bu bir çağrıdır. Ben bu durumda bu çağrıyı reddedemem. Sizin çağrınızın icabını ben yapamam. Yani konu neyse o bana ait olmaz. Ben değilim bir şey talebinde bulunan. Sonra 6 Ocak günü Sayın Ecevit geldi, normal görüşmemizi yaptıktan sonra bana dedi ki, ‘biliyorsunuz aşağı yukarı 2 seneye yakın bir zamandır ben hükümet değilken bunları yaptım. Başbakan değilken bu çağrıyı yaptım. Şimdi onu resmileştireceğim.’ Ben aynen Şevki Erek’e anlattım. Benim bir talebim olmadığını size de söyleyeyim. Ama siz beni bir göreve çağırıyorsanız ben bu çağrıyı reddetmem. Bunun icabı için ben hiçbir harekette bulunmam. Anayasa değişecek, nasıl değişecek, kim değiştirecek, zaten benim bir faaliyette bulunmam mümkün değil. Ben 16 Mayıs gününe kadar siyaset üstüyüm. Hükümeti teşkil eden ve hükümeti teşkil eden partiler genel başkanları ile konuşacağım onlarla da nabız yoklaması yapacağım. Sonra kapıdan çıkarken bir beyanat verdi çok dürüst bir beyanattır. Dedi ki kendisinin ima yoluyla dahi bir talebi yoktur. Ama bunda ülkenin yararını görüyoruz. Bu hizmetin devamında ve sonra da kendi hükümet ortakları ile konuştu. Ve her üç hükümeti teşkil eden partinin genel başkanları geçen hafta Pazar günü sayın Ecevit’in Davos dönüşünde o gün bir araya geldiler. Televizyonlar önüne çıkıp bu vesiledeki beraberliklerini deklare ettiler. Ondan sonraki kısmını da ben sayın Tansu Çiller ve daha evvel sayın Ecevit ile konuşmuştum. Ama sayın Ecevit’in Recai Kutan’la yaptığı görüşmede de 4+4 olursa biz kabul ederiz. 4+4 ile 5+5’in bir farkı yok gibi. O da kamuoyuna mutabakat beyan etti. 5+5’i biz de destekleriz. Hayır burada isim yoktur. Çünkü bu Anayasa değişikliği herkese açık bir değişikliktir. Kişi için yapılan bir şey değildir. Ben de zaten kendim söyledim 7 sene uzun. 7 senede yeni nesiller geliyor çünkü. Bunu 5 sene yapın, 5 sene iki defa 5 sene yapın. Yani bir kişi ikinci defa da seçilebilsin. Soru: Bu görüşmelerden sonra anlaşılıyor ki sizi göreve davet ediyorlar. Siz de aynı fikirde misiniz? Demirel: Beni bir göreve çağırıyorlar. Yani Türkiye’de hükümet başkanı, hükümet olarak değil. Anayasa değişikliğini partiler yapacak. Ben söylüyor değilim kendileri söylüyorlar. Soru: Kamuoyundaki bu talep asgari şartların oluşması noktasında. Yani adaylığına asgari şartlar konulu Anayasa değişikliğinden sonra tamamen oluşmuş olacak mıdır adaylık için? Demirel: Benim bir şartım yok, sadece bir düşüncem var. Bir şart falan koymadım. Benim düşüncem bir Cumhurbaşkanı 5 sene için seçilirse iki defa seçilirse iyi olur. Benim düşüncem bu. Ama Cumhurbaşkanı seçilebilmelidir. İkinci defa seçilebilmelidir. Bu da benim düşüncem. Benim ana düşüncemi biliyorsunuz. Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilebilmelidir. Ama bugünkü parlamentodan böyle bir kararın çıkması da mümkün görülmüyor. Parlamentoda çoğunluğu elinde tutan partiler bu düşünceye temayül göstermiyorlar. O zaman ne olacak? İkinci düşünceye gelecek. Yani parlamento seçerse meşruiyet noksanı olmaz. Ama benim düşüncem halk seçerse daha iyi olur. Soru: Olmayacağı kesin. Halk tarafından bugünkü parlamentodan vize alamayacak. Ama buna rağmen DYP lideri ve FP liderinin anayasa değişikliği oylaması öncesinde halk oylamasını yaptıralım yaklaşımını nasıl yorumluyorsunuz? Demirel: Hep bunlar parlamento prosedürleri. Pek yadırgamam. Ne netice alınacağını düşündüğünüz takdirde acaba neye lüzum vardır ki gibi fikirler kişinin aklına gelir. Ama siyaset bu siyasetçi bir adım atıyorsa beklediği bir şey olacaktır. Soru: DYP’nin sizin ikinci defa cumhurbaşkanı seçilmek için girişimde bulunduğunu söylemiştiniz. Genel Sekreter gelip size iletmiştir. Şimdi niye halk oylaması istiyor? Demirel: O onların bileceği iş. Soru: Bazı çevreler diyor ki, sayın Demirel parlamento tarafından ikinci kez seçilmezse kamuoyunun yoğun baskısıyla politika yapacak. Yapacak mı? Demirel: Kamuoyunun yoğun baskısı ile aşağı inecek değilim. Bir defa daha seçilmediğim için ineceğim. Politikada bir hafta uzun zaman. Gün ola harman ola bakalım ne olur? Bir şey söyleyeyim, ben ülkemin hizmetindeyim, ülkem benden neyi talep ederse ben onu yaparım. 50 sene yaptım. KIYAK EMEKLİLİK Soru: Kıyak emeklilik sizden önceki Cumhurbaşkanlarının da başını ağrıtmıştı. Şimdi yüksek yargı üyelerini de dahil ettiler o kapsama. Bir tablo ortaya çıktı. Bu tablo ile ilgili bir karara vardınız mı? İp ucu verebilir misiniz? Demirel: Cuma akşamına (yarın) kadar müddeti var. Gayet kapsamlı bir araştırma yaptırdım. O araştırmanın neticesine göre bir sonuca varacağım. HÜKÜMET UYUM İÇİNDE Soru: Türkiye, 1999 yılında önemli olaylar yaşadı. Seçimler yapıldı ve binlerce vatandaşımızı kaybettiğimiz depremler oldu. 1999 yılını bu çerçevede nasıl değerlendiriyorsunuz? Demirel: 1999’daki sıkıntılara rağmen 2000’e yüksek moralle girdik. Ve yüzü gülerek girdik. 1999 problemlerle, olaylarla doluydu. Türkiye için en önemli mesele depremdi. Deprem bir büyük afetti. Bildiğiniz gibi 18 bin vatandaşımızı birinci deprem, 800 vatandaşımızı ikinci depremde kaybettik. Şehirler, kasabalar, köyler yıkıldı, insanlar açıkta kaldı. Acılar, ıstıraplar çekildi. Türkiye bu vesile ile yine büyük birliktelik gösterdi. Türk halkı da, depreme uğrayan sahada felaketlerle karşılaşan halk da büyük metanet gösterdi. Her ikisi de dünyanın dikkatini çekmiştir. Yani bu büyük acı, bu büyük felaket karşısında insan haysiyetine yakışır cesaretli, metanetli dayanıklılığı gösterebilmek her halkın harcı değildir. Bir olay daha gördük ki, 87 dünya ülkesi Türkiye’nin yardımına geldi. Bu da hem Türkiye’nin itibarını gösteren gösterge, hem de insanlık camiasının 21. yüzyıla girerken gösterdiği dayanışmanın güzel bir işaretidir. 1999 yılı seçim yılıydı aynı zamanda. 18 Nisan’da seçime giderken bu seçimin istikrar çıkarmayacağı endişeleri vardı. Yine bir parçalı parlamento çıkaracağı tahmin edilmekteydi. Bu parçalı parlamentonun dayanıklı bir hükümet çıkarmayacağı ve işleyen, çalışan bir hükümet çıkarmayacağı endişeleri vardı. Ülkenin büyük meselelerinin yüzüstü kalacağı herkes tarafından olmasa da bir çok mealci tarafından öyle tahmin ediliyordu. Seçim, tabii tek parti hükümeti çıkarmayacaktı. Çıkarmasını zaten kimse tahmin etmiyordu ama seçim sonrasında teşekkül eden parlamento bir hükümet çıkardı. Koalisyon hükümeti, geçen altı-yedi ay zarfında uyum içinde çalıştı. İstikrar ortaya koydu. Bunun kadar önemlisi bence parlamentonun bizzat kendisidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, geçen 7 ay zarfında iyi bir performans ortaya koymuştur. Halkın nazarında, halkın seçtiği Meclis’in itibarı artmıştır. Türkiye’nin buna ihtiyacı var, rejimin buna ihtiyacı var. 2000’lere girerken bir şeyi daha zikretmeliyim. Bunlardan birisi 19 Kasım’da İstanbul’da toplanan Avrupa Güvenlik İşbirliği Toplantısı’dır. Buraya 25 tane başbakan, 25 tane devlet başkanı geldi. Fevkalade manidar bir olaydır. Avrupa’da bana göre Vestfalya Konferansı’ndan sonra ta 1600’lü yıllardan 300 sene sonra yapılan en önemli harekettir. 54 tane devlet toplantıya katılmıştır. Bu şemsiyeyi çok önemsiyorum. Dünya sulhu bakımından bunu önemsiyorum. 2000’li yıllara girerken uygar dünyanın bir güvenlik içerisinde yaşama arzularının bir deklarasyonda yer alması ve bu deklarasyonun adına da İstanbul Deklarasyonu denmesi gurur verici bir olaydır. Yani pek fazla böyle uluslararası dökümünde adımız geçmiyor. Bu çok önemli bir olaydır. Bu toplantının dünyaya verdiği resim de çok güzeldir. ‘Türkiye gibi imajı fevkalade yanlış çizilmiş bir ülkenin, biz yanlış biliyormuşuz burası bir büyük medeniyet merkeziymiş, bu büyük medeniyetin hazineleri burada mevcutmuş. Burada yaşayan insanlar da yani Türkler medeniyetlerin birikimi olan bu coğrafyada bu medeniyetlerin sadece kendi medeniyetlerimiz değil kendilerinden evvelki medeniyetlerin de bekçiliğini yapmaktadır. Bunlar uygar, hoşgörülü insanlardır. Bunlardan birşey öğrenmek lazım. Yani sadece bunlara tarihi sebeplerle veya cehalet sebebiyle ters düşmekte bir yarar yoktur. Birşeyler öğrenmek lazımdır’ gibi bir intibayla buradan bir hava verilmiş olmasıdır. AGİT Konferansı’nın Helsinki üzerinde çok büyük tesiri olmuştur. 21. yüzyıla Türkiye şevkle girdi. Bir detay, bir muhasebe yapıldığı zaman 21. asrın başında 20. asrın sonunda çok güzel şeyleri Türkiye başarmıştır. Hasta adamdan AB’ye dahil olma noktasına gelebilmiştir. Yine hasta adamdan G20’ye dahil olma noktasına gelinmiştir. İğneden ipliğe herşeyi satın alan Türkiye, herşeyi elinde muhafaza ediyor ve denizaltından uçağa kadar herşeyi yapabilir hale gelmiştir. Türkiye 1999’da muhtelif sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. Hayli hırpalandı. Rusya’daki kriz ve Uzakdoğu’daki krizler ekonominin dalgalanmasına sebep oldu. Ekonomi daraldı yüzde 5-6’ya kadar. Türkiye bir yokluğa gitmedi. Döviz krizine gitmedi. 10 milyar dolar borcunu ödedi. Faizleriyle beraber dış borç. Zamanı gelince borçları ödedi. Ve 24 buçuk milyar dolar rezervle yıla girdi. KASETLER YAYINLANMASIN Soru: Hizbullah kasetleri var. Seyrettiniz mi, yayınlanmasına taraf mısınız? Demirel: Etmedim. Taraf da değilim. Vahşeti seyretmekte ne yarar var? Vahşetten ne öğreneceğiz. İnsanoğlu vahşeti tasavvur edecek kadar muhayeleye sahip. Soru: İran’la bağlantıları noktasında geçtiğimiz MGK’da sanıyorum bu değerlendirildi. Suriye’nin PKK ile olan bağı paralelinde Hizbullah’ın İran’la bir bağı var mı? Demirel: Böyle bir bağı kimse bu zamana kadar delillendirmedi. Bunlar nazik şeyler. İran büyük memleket. 60 milyon nüfuslu 1.5 milyon kilometrekare alana sahip. 360 senedir Kars şehrinden bu yana İran’la Türkiye arasında bir mübareze yani bir silahlı çatışma da yoktur. İran’daki rejim İran’ın kendi bileceği iştir. Türkiye’deki rejim Türkiye’nin kendi bileceği iştir. Biz rejimimizden memnunuz. Dinse burada herkes hiçbir baskı altında kalmaksızın dini icaplarını her yerden daha iyi yapıyor. Kalkınmaysa burda kalkınma geçen 30 sene zarfında yüzde 5’i hep götürmüş. Türkiye komşularına nazaran çok daha iyi kalkınmış bir ülke. İnsan hakları ise temel insan hakları ise bu ülkede benim vatandaşım münferit hadiseler dışında, münferit hadiseleri genellemediğiniz takdirde huzur içinde sükun içinde. Türkiye’nin pek çok yerinde hiçbir hadise yok. Halen Türkiye’de karakol polisleri ile sükunet sağlanıyor. Hiçbir özel tedbire gerek yok bir çok yerde ama. Şimdi Türkiye tabii huzurunu sükununu muhafaza edecektir. Türkiye politikası da ağırbaşlı bir politikadır. Barışçı bir politikadır. Barışçı bir politika bir takım şeylere gözyummak değil ama gerekmedikçe işi sertliğe götürmemektir. HİZBULLAH YENİ OLAY DEĞİL Soru: Türkiye’nin terörle mücadelede özellikle PKK ve Hizbullah konusunda geldiği nokta nedir? Demirel: Bugün nereye gelmiştir, PKK’ya gelmiştir, Hizbullah’a gelmiştir. İBDA-C’ye gelmiştir. Ve 1970’li yılları hatırlayın. 1970’li yıllar anarşi yıllarıdır. Bizim Türkiye’yi bırakıp yeniden devraldığımız 70 yılının sonunda bırakıp 79 Eylül-Ekim’inde devraldığımız Türkiye’de İstanbul’da 24 tane anarşi grubu vardı. Şimdi hapisanelerde 60 bin kişi var. Bir de Türkiye’nin bu kadar güzellikler içerisinde içinden gelen, gayri şartlarından gelen, sosyal şartlarından gelen veya bu dönüşümden gelen transformasyondan gelen meselesi var. Bulunduğu coğrafyadan dolayı sağından solundan aldığı cereyanlardan gelen böyle bir meselesi var. Yani 44 tane anarşi ve terör grubu var. Ve eğer 10 bin kişi dışında geri kalan 50 bin kişi tutuklu veya cezalı suçlu varsa bunların hiç meselesi yok. Hiçbir sıkıntısı yok. Yani hapishaneyi açsan bunlar benim vaktim dolmadı diye çıkıp gitmezler. Hiçbir problemleri yok bunların. Ne yapalım kader böyleymiş falan deyip oturur bunlar. Ama terörün Türkiye gündeminde aşağı sıralara indiği zaman, bu defa Türkiye Hizbullah olayı ile karşı karşıya kaldı. Hizbullah olayı yeni bir olay değildir. 91’in başından beri vardır. 80’li yılların başından beri de vardır. Ama İstanbul’da bilhassa işadamlarının öldürülmesiyle meydana çıkan ve bunların başı olan Hüseyin Velioğlu’nun öldürülmesiyle daha çok vücut veren bu hadise Türkiye’de büyük bir şoka sebep oldu. HERKES DEVLETİ GAGALIYOR Soru: Hizbullah’ı devletin kullandığı yönündeki iddialar? Demire: Daha evvel devlet bunları biliyordu ihmal etti. Yahut devlet bunları kullandı. Peki devlet bunların üzerine bu zamana kadar niye varmadı gibi devleti zaafa uğratacak bir takım ithamlar ortaya atıldı. Ve bu çeşit mesele tartışılırken uzunca zamandır Türkiye epey uzun zamandan beri siyaset medyası hepsi beraber münferit meseleyi alıp bunun sınırları içerisinde olayı tartışmak varken, hemen meseleyi devletin kusuru haline getirerek adeta hadisenin suçlusunu kaybetmek gibi bir durumla karşı karşıya gelmiştir. Madem kusur devletinmiş, o zamanlar bu hadiseyi yapan ve yaptıranlara kimse bir şey yapmıyor, yapamıyor. Herkes devleti gagalıyor. Ama himaye edilmiş oluyorlar bu tartışmalarda. Mütemadiyen söylediğim şey bu olabilir. Devletin içinde devlet hizmetlerini görenlerin bir takım şahsi görev anlayışları veya şu veya bu sebeple kusurları şu veya bu sebeple yanlış istikamete sevk edilmiş olmaları ve bir takım eleştirilecek neticeler olmuştur. Ama bunları devlete fatura etmeyin de bunu yapanlara fatura edin bunları. Kim yapmış? Ve böylece devlete de yardımınız olur. Onu yapanların yakasına yapışılır. Hata işlemişse herkes bedelini öder.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT