BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > GÖZLERİ YOLLARDA

GÖZLERİ YOLLARDA

“Evladımın bisikletiyle onu sokak sokak arıyorum. Kapı önlerinde onu bekler oldum. Bir müjdeli haber için neler vermezdim. Oğlum benim kalbimdi, kalbim onunla kayboldu”



KAYIP HAYATLAR! - 3 Cüneyt BİTİKÇİOĞLU - M.Kurtbay ÖNÜR Kaybedilen eşya değil. Ya da ihtiyaç gereği bir para. Kaybedilen bir cân. Ten gözü ile değil can gözü ile bakıla... Ölü olsa yeri belli. Kabrinde aranır teselli. İstikametimiz önce Dudullu, sonra Sultanbeyli’ydi, yolda giderken bunları düşünüyorduk. Bugün evlâdını kaybeden iki baba ile halleşecektik. Anneler susuyordu, çünkü yaralar tazecikti, ağlıyorlardı sessizce. Kayıp babası Cevher usta ve gece bekçisi Salih ise yıkık duvar misali, müjdeli bir haber bekliyordu bir yerlerden, belki son bir umut gazeteden... ELİNDE MİSKET VARDI! Ne zor bir iş aslında, acılı sinelere ne soralım ki, nasıl bir cevap alalım. En iyisi biz de bu acılara ortak olalım. Buluşma yerine yaklaştık. Anadolu Yakası’nın ücra bir semtindeyiz. Sanayi içinde, fakirlik mimarisi sıralı evleri aşarken, heyecanlı, biri el sallıyor sokağın köşesinden. Durup araçtan iniyoruz, 6 yaşında evinin önünden kaybolan Bayram’ın babası Cevher Küpşi ile tanışıyoruz. Bizi beklemiş gün boyu. Belki bir çare oluruz diye. Cevher Küpşi, dekorasyonla uğraşan işinin ehli bir usta. 35’inde ama sanırsınız 50 yaşında. Yorgun, bitkin. Gözler kan çanağı, uykusuzluk sarmış besbelli. Hüzün ve acı simasına nakşolmuş. Oğlu ikindi vakti, annesi akşam yemeği hazırlarken kaybolmuş. Anne Hüsna Küpşi kucağında minicik bir bebesi var. Gerdanını kokluyor. Bayram’ın kokusunu arıyor sanki. Bayram’ın en son gördüğünde konuştuklarını anlatıyor gözüyaşlı; - Çocuklara yemek hazırlıyordum. O sırada Bayram’ım dışarıda oynuyordu. Bir sefer çıktı, elinde misket vardı, ‘anne bak misket buldum’ dedi. Daha sonra tekrar zile bastı kapıyı açtım. ‘Anne biraz daha oynayabilir miyim?’ dedi. İzin verdim. Bir saat sonra kızıma; ‘Bayram’ı çağır gelsin!’ dedim. Kızım bütün sokağı aradı. Sokakta bulamayınca ben de çıktım. Bir anda kayboldu. Bir daha bulamadım evlâdımı. Baba alıyor sözü: Her yeri aradım, akrabaları aradım. Çocuğu bulamadım. Akşam karakolu aradım. Bir sonuç çıkmadı. Her yere başvurduk. En ufak bir ipucu bulamadık şimdiye kadar. Çocuğun kaybolduğunu gören bir iki konu komşu var. Sokağın köşesinde tek başına oynarken görmüşler. Her gelen telefonu 3 yıldır değerlendirdim. Dünyanın neresinde olursa giderim. Giderim ama hepsi boş çıktı. Para istemiyoruz, yeter ki birileri yol göstersin, yardım etsin. Bir baba olarak bütün imkanlarımı kullandım. El ilânları bastırdım. İstanbul kazan ben kepçe dolaştım. Bulamadım. * Hiç bir ipucu yok mu? En ufak bir ip ucu olsa, arkası gelir. Burada bir marangoz komşumuz var. Eski kasalı Mercedes marka bir otomobil mahallede geziyormuş. Şüphelenmiş. Karakola başvurduk. Marangoz; ‘aracın içindekiler yüzde seksen bunlar’ diyor. ‘Yüzde yüz dersen alalım’ dedi polisler, ‘Yüzde yüz diyemem’ deyince ‘Artık yapılacak bir şey yok’ dedi polisler. Yaşıyor, ama nerede yaşıyor!.. Artık benim mecalim kalmadı. Acaba bir sıcak yuvası var mı oğlumun. Üzüyorlar mı, dövüyorlar mı, hasta mı, ona bir şey yapdılar mı? Delireceğim! Artık ölüsüne de razıyım!.. Öyle ya, vuslat savurmuş herkesi bir yana... Sultanbeyli civarında olan gece bekçisi Salih Ömür’e gidiyoruz. Kıt kanaat geçiniyor Salih, 30 metrekare bir odada anası, hanımı ve 3 çocuğuyla yaşıyor. Hiç de hallerinden şikayetçi değiller. Fakirler ama kanaatkâr ve mutlular. Ta ki esmer güzeli, kara gözlü, kara kaşlı evlâdı, Onur kaybolana kadar. - ‘Kaybettiğim oğlum değildi. Kalbimdi!’ diyor ve oğlunu anlatıyor bizlere. Okulun açılmasına bir hafta kalmıştı, - Baba ne olur?... Birkaç kuruş harçlığım olsun. - ‘Ben veririm oğlum. Zaten yaz sıcağından kavruldun. Hiç olmazsa yüzünün rengi yerine gelsin. Evde dinlen’ dedim. Çok üzüldü. Onun hüznü beni parçaladı. Gönlüm elvermedi. İzin verdim. Onur’un mutluluğunu görmeliydiniz. Boynuma sarıldı, öptü, sarıldı. - ‘Bir tanecik babam benim. Aslan babam!’ dedi. Ama o gece göğsüme çöreklenen sıkıntıyı tarif edemem. Sabaha kadar uyuyamadım. Ertesi gün oğlum dolaşmaya çıktı. Bir daha dönmedi. 3 yıl oldu. Şimdi rüyalarımda kollarımı açıyorum. ‘Onur’um gel!’ diyorum. Kokusu burnumdan gitmiyor. Gözyaşım kalmadı. Katılaştım, ciğerim dağlandı. Param yok, arabam da yok. Onu kendi bisikletiyle aradım. E-6 kenarındaki refüjlere, çöplüklere, kuyulara, metruk alanlara baktım. Anadolu Yakası’nda adım atmadığım bir karış yer kalmadı. Ne büyük imtihan Ya Rabbi!... Affet bizi! Oğlumuza kavuştur.. Böyle bir acı görmedim Kurtbay kardeş. Göğsüme oturdu kalkmıyor. Hayali gözümün önünden gitmiyor. Kapı önlerinde onu bekler oldum. Allah hiçbir ana-babaya tattırmasın. Bu çocuk düşmanları yakalansın, cezalandırsın!.. Bitsin bu acı bitsin!... YARIN: TEHLİKE ÇOCUĞUNUZUN YANINDA...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT