BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Niyet hayır akıbet hayır

Niyet hayır akıbet hayır

Değerli okuyucularım; hepinizi en kâlbi ve en hasbi biçimde selâmlıyorum.. Ve ilk yazımla huzurlarınızdayım..



Değerli okuyucularım; hepinizi en kâlbi ve en hasbi biçimde selâmlıyorum.. Ve ilk yazımla huzurlarınızdayım.. Evet dostlar, hayat gerçekten bir maraton.. Bir büyük Allah dostunun tabiriyle, mazinin derelerinden başlayıp istikbalin yaylalarına doğru uzanan uzun bir koşu.. Bu koşuda sadece duraklar, istasyonlar değişir, yolculuk ise devam eder.. Taa ki, menzil-i maksud‘a ulaşıncaya kadar.. Tabii bu koşuda acı var, tat var.. Sevinç var, üzüntü var.. Yar var, ağyar var.. Engel, diken, her şey var.. Bazen de gülistan var.. Ancak kişi bu koşu esnasında mümkün mertebe yalpa yapmamanın gayretinde olmalı.. Bir başka ifadeyle; vakariyet eksenli dik duruşu sürdürmeli.. Kula kulluk etmemeli.. Lisanı münasipten vazgeçmemeli.. Nezaketi elden bırakmamalı.. Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmeli.. Kimseye haset etmemeli.. Üç kuruşluk dünya malı için kâlp kırmamalı.. Maliyeti sıfır olan tebessümü insanlarla her daim paylaşmalı.. Hasılı; Mevlâ Tealâ’nın rızasını kazanmayı her işten üstün tutmalı.. Olay budur.. Gerisi laf-ü güzaftır.. Gelelim bu satırları yazan kişinin kim olduğuna; Efendim, bendeniz İstanbul-Fatih doğumluyum.. Dededen babadan Fatih‘liyim.. Öyle ki; rahmetli babamın doğduğu evde ben de doğma şerefine nail olmuşum.. Zaman gazetesiyle başlayan matbuat maceramı bir müddet Yeni Şafak‘ta sürdürdüm.. Ardından da uzun sayılabilecek bir süreyi Akit ve Vakit gazetesinde geçirdim.. Şimdi ise Türkiye gazetesindeyim ve siz kıymetli Türkiye okuyucularıyla birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyorum.. Aslında Türkiye gazetesinin yabancısı sayılmam.. Bu camianın mensubu bazı kıymetli dostlarla olan muhabbetim 1970‘li yıllara kadar dayanır.. Böylece Türkiye camiasıyla tanışmama ilk vesile olan baba dostu Mühendis Mehmet Çetin Doğanalp ağabeyimi de anmadan geçmeyeyim.. Mehmet Çetin Doğanalp denildiği zaman aklıma hemen güler yüz ve tevazu gelir.. Bir de Otlukçu Yokuşu ve İrfan Apartmanı.. Ardından da Tebeşirhane.. Hakikat kitabevi.. Mehmetağa.. Hey gidi günler!.. Yine tanıdıklardan birkaç değerli kişi, Ecz. Fatih Güner, Ahmet Kömeli, Adnan Uncuoğlu, Hasan Yavaş.. Bu kişilerle dostluğumuz neredeyse 40 yıla yaklaşmakta.. Yine merhum Garbi Arvas ağabey.. Mekânı cennet olsun.. Amcam Ziya Özey‘in asker arkadaşıydı.. Bu iki aziz arkadaş birbirlerini uzun yıllar görmemişlerdi.. Yanılmıyorsam, sene 1997 ya da 98‘di.. Amcamı ve Garbi ağabeyi bir araya getirmenin keyfini yaşamıştım ve iki dostun birbirleriyle kucaklaşmalarına vesile olmuştum.. İkisi de şu an Rahmeti Rahmana kavuştular.. Hayat, üstad Necip Fazıl‘ın o meşhur Sakarya Türküsü şiirinde kullandığı bir cümleyle ne kadar da güzel özetlenmiş; “Sonunda ne rütbe var ne de mal”.. Değerli dostlarım, şunu da belirteyim ve ilk yazımı bitireyim; Kıymetli kardeşim Nuh Albayrak.. Türkiye gazetesinin genel yayın müdürü.. Bize gazetesinin sayfalarını açtı.. Kimbilir, belki de gecikmiş bir vuslatın mimarı oldu.. Netice-i kelâm; “Vakitler hayrola, hayırlar feth ola, şerler, belâlar def ola, demler ve sefalar müzdat ola” diyeyim ve hepinizi Yüce Mevlâ‘ya emanet edeyim..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT