BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Akdeniz Birliği Projesi tutmaz!

Akdeniz Birliği Projesi tutmaz!

Akdeniz coğrafyası 1990’ların ortalarından itibaren birbiri peşi sıra ortaya atılan ve atıl kalan birçok projenin yorgunluğunu yaşıyor. Bunlardan biri de “Akdeniz İçin Birlik Projesi”...



Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy, Türkiye’yi AB’nin dışında bırakabilmek için Almanya Başbakanı Angela Merkel’i de yanına alarak, 2008 yılında “Akdeniz İçin Birlik Projesi”ni ortaya atmıştı. (Fotoğraf: AA Arşiv) Avrupa Birliği’nin “Akdeniz için Birlik” projesinin ortağı olan 43 temsilci, 21 Ocak 2010’da Barselona’da bir araya gelerek, Avrupa-Akdeniz Bölgesel ve Yerel Meclisi’nin ilk toplantısını gerçekleştirdi. Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin -esas olarak Türkiye’yi AB’nin dışında bırakabilmenin yollarını ararken keşfettiği- öneriyle 2008’de hayata geçirilen projenin bu önemli toplantısının neredeyse iki yıllık bir gecikmeyle yapılabilmiş olması bile, söz konusu girişimin Akdeniz dünyasında heyecana sebep olmadığının çarpıcı bir göstergesi. Aslında Akdeniz coğrafyası 1990’ların ortalarından itibaren birbiri peşi sıra ortaya atılan ve atıl kalan birçok projenin yorgunluğunu yaşıyor. Akdeniz’e kıyısı bulunmayan Ürdün’ü de içeren Akdeniz girişimlerinin tümü, AB’nin resmi belgelerinde “Kuzeyli ortaklar” olarak isimlendirilen gelişmiş Batı ülkeleri tarafından oluşturuldu. Akdeniz için Birlik, bölge ülkelerince “ciddiye alınmamaya” başlayan tek proje değil. NATO’nun “Akdeniz Diyaloğu” ve genel olarak Orta Doğu bölgesiyle teröre karşı iş birliği yapılmasını hedefleyen “İstanbul Iş birliği Girişimi” de hayata geçirildikleri dönemde meydana getirdikleri olumlu havanın çok gerisindeler. İLGİSİZLİĞİN SEBEPLERİ Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkeleri kadar, AB üyesi ülkeler de, bu üç projeye olan ilgilerini yitirme noktasına geldiler. Akdeniz dünyasında, Batı kaynaklı bu projelere karşı bir ilgisizlik ortaya çıkmasının başlıca dört sebebi var. Birincisi, bölgeye ilişkin neredeyse tüm girişimlerin ABD ve AB ülkeleri tarafından yapılması ve Batılı ülkelerin samimiyetinden duyulan kuşku. Gerçekten de, yukarıda zikredilen üç proje de, esas itibariyle Batı çıkarları doğrultusunda oluşturuldu. NATO’nun ortaya attığı projeler başta terörle mücadele, Kitle imha silahlarının önlenmesi, silah, insan ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele gibi amaçlar taşımaktaydı. AB’nin 1996’da Barcelona Süreci olarak başlattığı ve daha sonra isim değiştiren projesi de, öncelikli olarak “Güney” ülkelerinden AB ülkelerine yapılan yasa dışı göçün önlenmesi hedefini taşıyordu. Her ne kadar tüm projelerde, bölgenin ekonomik kalkınmasına, huzur ve istikrarına katkı sağlanacağı gibi gelişmekte olan Akdeniz ülkelerinin memnuniyetle karşılayacağı ifadelere yer verilmiş olsa da, bugüne kadar elle tutulur bir ekonomik katkının gelmeyişi bu ülkelerdeki heyecanı ortadan kaldırdı. Yukarıdakiyle bağlantılı ikinci bir sebep, AB’nin projelerinin bölge ülkelerinde yeni istihdam oluşturma ve ekonomiye katkı yapmaktan çok, AB ülkelerinin kurumlarına, şirketlerine kaynak aktarmak için kullanıldığı kuşkusunun giderek taraftar toplaması oldu. Nitekim Barcelona süreci ve Akdeniz için Birlik projesi kapsamında bugüne kadar AB tarafından finanse edilen projelerin büyük bir bölümü gelişmiş AB ülkelerinin vatandaşlarının hazırladıkları projelerdi. Bu çerçevede, başta İspanyol, Fransız, İtalyan ve Yunan üniversiteleri, araştırma kurumları ve şirketleri olmak üzere AB ülkelerinin kuruluşları AB fonlarından büyük miktarlar aldılar. “KUZEY”İN BENCİLLİĞİ Üçüncüsü, “enerji güvenliği” kavramının neredeyse kutsallaştırılarak, Akdeniz’e dair tüm projelerin en öncelikli unsuru haline getirilmesiydi. “Güney” ülkelerinden Avrupa’ya petrol ve doğalgazın “güvenli” ve kesintisiz şekilde taşınabilmesini temin etmeye dönük projeler AB hükümetleri tarafından coşkuyla desteklenirken, “Güney” ülkelerinde gerçekten önem taşıyan sosyal ve ekonomik kalkınma girişimleri benzer ölçüde desteklenmedi. Brüksel, Akdeniz’e kendi perspektifinden yaklaşmaya devam etti. Bazen de, aslında bölge ülkelerinin çok da ihtiyaç duymadıkları, aksine bölgenin ekolojik dengesi üzerinde tamiri imkânsız zararlara yol açabilecek devasa projeler, sırf Avrupa’nın enerji güvenliği idame ettirilebilsin diye gündeme getirildi. Bu konuda en fazla göze çarpan örnek Desertec projesidir. Almanya merkezli bazı enerji şirketlerinin, başta Ürdün olmak üzere Batı yanlısı Arap yönetimlerinin düşünce ağı Roma Kulübü’nin desteğini alarak geliştirdikleri öneriye göre, Kuzey Afrika ülkelerinin ve Arap Yarımadasının çöl bölgelerine binlerce kilometrekarelik bir alanı kaplayacak güneş enerjisi panelleri yerleştirilecek. Buradan elde edilecek elektrik enerjisi nakil hatlarıyla AB ülkelerine ulaştırılacak. İlk bakışta, “Güney” ülkeleri için kârlı bir iş gibi görünse de, projenin astarı yüzünden pahalıya patlayabilir. Zira çöle yerleştirilecek güneş panellerinin temizliği ve elektrik üretecek türbinlerin soğutulması için suya ihtiyaç var. Bu da, zaten temiz su sıkıntısı çekmekte olan ülkelerin kıt kaynaklarının daha da azalmasına yol açabilecek. Dahası, panellerin yol açacağı “yansıma etkisi” sebebiyle küresel ısınmanın artabileceğini ileri süren bilim adamları da var. Son olarak, Mısır’ın Kızıldeniz kıyılarına “temiz enerji sloganıyla” Alman ve İtalyan firmaları tarafından yerleştirilen binlerce rüzgâr değirmeninin %20’sinin ilk beş yıl içinde bozulduğu, bunların tamir masrafının Mısır’ın bu ülkelere bağımlılığını artırdığı dikkate alındığında, Desertec projesinin de benzer bir problem yol açabileceği söyleniyor. Kuzey Afrika ülkelerinden Tunus ve Cezayir’de şimdiden bazı aydınlar Desertec projesini “yeni sömürgeciliğin son örneği” diye isimlendirdiler. “Çalınmamış bir tek güneşimiz kalmıştı” cümlesiyle muhalif bir duruş sergileyenler de var. “GÜNEY”İN ŞÜPHELERİ “Akdeniz Yorgunluğu”nun dördüncü sebebi ise, bölge ülkelerinin yönetimlerinin işlerine karışılmasından hazzetmemeleri. Geleneksel olarak AB, iş birliği yaptığı ülkelerdeki sivil toplum kuruluşlarıyla diyalog kurmakta olduğundan ve demokratik olmayan rejimlerde, yabancılarla iş birliği yapan “hükümetin kontrolü dışındaki” kuruluşlara sıcak bakılmadığından, “Güney” ülkelerinin çoğunda Avrupa merkezli girişimlere karşı hâlâ şüpheyle yaklaşılıyor. İçinde bulundukları ekonomik kriz sebebiyle, Yunanistan’a bile yardım etmekte zorlanan AB’nin zengin ülkelerinin, kurumsallaşmasını tamamlayan Akdeniz İçin Birlik Projesine yeterince kaynak aktarmadıkları da ortada. Petrol zengini Arap ülkelerinden gelmesi planlanan destek ise henüz istenilen miktarda gelmedi. Bu durumda AB’nin çok sevdiği tabirle “Güneyli ortaklar”, bir süre daha kendi bildiklerini yapıp, kendi başlarının çaresine bakmaya devam edecekler.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT