BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hâkî renkli dayak

Hâkî renkli dayak

Bizim tahsil yıllarımızda bir genç ancak liseye başlayınca başındaki saçla tanışabilirdi. İlk mektep ve orta mektep erkek talebesinin saçı 3 numara makineye vurulurdu. Lisede ise müdürün veya işgüzar muavin hanımın elinden makas yahut saç makinesi eksik olmazdı. Bir gencin doluğu/favorisi veya perçemi birazcık uzun olsa müdür veya yardımcısı o genci arkadaşlarının içinde mahcup durumlara düşürürdü. Hatta bazen saçından bir yol açılarak o vaziyette eve gönderilirdi. Şu ân 40 üstü yaşlardaki yetişkinler, bunlara dair onlarca hatıraya sahiptir. Bunların derlenmesi, sinemalaştırılması gerekir.



Bizim tahsil yıllarımızda bir genç ancak liseye başlayınca başındaki saçla tanışabilirdi. İlk mektep ve orta mektep erkek talebesinin saçı 3 numara makineye vurulurdu. Lisede ise müdürün veya işgüzar muavin hanımın elinden makas yahut saç makinesi eksik olmazdı. Bir gencin doluğu/favorisi veya perçemi birazcık uzun olsa müdür veya yardımcısı o genci arkadaşlarının içinde mahcup durumlara düşürürdü. Hatta bazen saçından bir yol açılarak o vaziyette eve gönderilirdi. Şu ân 40 üstü yaşlardaki yetişkinler, bunlara dair onlarca hatıraya sahiptir. Bunların derlenmesi, sinemalaştırılması gerekir. Peki bütün bu vahşet neden yaşanıyordu? Neden 15-18 yaş arası bir gencin ömrünün baharında iken hayalleri, ümitleri yıkılıyordu, belki taşrada hâlâ yıkılmakta? Cevabı çok basit. Disiplin için. Hayır, bu ne disiplindir ve ne de terbiye. Ama ne yazık ki bu bir gerçektir ve bir sürecin devamıdır. Öncesi ve sonrası vardı. Aileden başlıyor okulda devam ediyor, askerde şaha kalkıyor, hayatta drama dönüşüyordu. Dünyanın en kalitesiz sözlerinden biri bizim deyimler sözlüğündedir. Utanmaz sırıtkanlık, şöyledir. Sözüm ona kadını tarif eder. Buna göre kadının “karnından sıpa, sırtından sopa eksik olmayacaktır.” O çocuk, annesinin babası tarafından dövülmesiyle hayatla tanışır. Kendisi de kardeşini döver. Annesi ve babası onu döver. Mahallede çocuklardan gücü yeten diğerini döver. Okulda öğretmen döver. Karakolda polis döver. Askerde onbaşı döver, çavuş döver, astsubay döver, bölük komutanı döver. Burada üstüne üstlük bir de yakası açılmamış, duyup işitilmemiş en galiz kelimelerle küfürlerle paspasa çevrilir. Sosyal hayatımızın son üç çeyreği bir deforme dönemdir. Dayak, küfür, aşağılama toplumun üç malzemesidir. Derinlemesine bir sosyolojik tahlil yapıldığında 28 Şubatın da diğerlerinin de arkasında işte bu çarpıklıkla buluşulur. Dayakla küfrederek, aşağılayarak terbiye etmek. Neden? Hüküm bellidir: Bu defa bu aşikâr hüküm lügatlerde değil, fakat kibirli küstahların ağzındadır. Söz şu “bu millet adam olmaz!” Halk, kendilerini seçkin sananların işaret, ima ve tehditlerine göre değil de kendi aklıselimiyle hareket ettiği için. O zaman adam olmayan bir milleti dayakla adam etmekten başka çare yoktur. Ama buna dayak denmiyor post modern darbe deniyordu. Neye inanacağını, günde kaç vakit namaz kılacağını, kimi seçeceğini, kimi seveceğini, nasıl giyineceğini bu terbiyeciler tayin edecekti. Çünkü bu halk, başıboş bırakılamazdı. Halk cahildi. Onu gütmek gerekirdi. Darbeler bu yüzden oldu. Darbelerde sokaklara dökülen tanklar, öğretmenin elindeki saç makinesi, karısını döven adamın tekmesi, karakoldaki polisin copu, kışladaki askerin yumruğudur. Dayak, insan için değildir. Hayvan için de değildir. Dayak yüz karasıdır. Darbe, hâkî renkli dayaktır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT