BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > NÜKTE

NÜKTE



“ve sonrası...” Bu olağanüstü oyuna adını veren sözcük, bir tebessüme vesile olan zekânın oluşturduğu bir düşüncenin kelimelerden oluşan sonucu mu? Yoksa, ipten düşmeğe mahkûm bir cambazın beyhûde gayreti mi?.. Yoksa, dar bir mekânda, ölmekle yaşamak arasında bocalayan bir kadın profesörün, mukadder sonucu, tevekkülle karşılayan bir inancın yorumu mu? Belki sadece biri veya hiçbiri... Belki de, yorumların parçacıklarından oluşan bütün mü? Sahnede, bir kadının tükenmeye başlayan son saatlerini izliyorduk. Ve Yıldız Kenter’in mükemmel yorumu, sanki bütün seyircinin mukadder akıbetiydi. Ve o an, sanki bütün seyirci korkunç bir hastalığın, kanserin pençesindeydi. Öylesine ki, canlandırılan bir portrenin hem yanındaydık hem de uzağında.. Elli iki yıllık gazeteciyiz ve tam otüzüç yıldan beri eleştirmenlik yapıyoruz. Elbette, bizim de yanlışımız, doğrumuz, hatamız sevabımız olmuştur. “Beşer şaşar” inancındayız. Bu süre içinde Yıldız Kenter’in, Müşfik Kenter’le beraber veya yalnız oynadığı, yönettiği oyunların hemen hemen hepsini gördük diyebiliriz. Genç bir kızın yeşeren duygularından, ölümü özleyen yaşlı bir kadının hikâyesine kadar.. Ve yirmiüç yıldan beri Avni Dilligil Tiyatro Ödülleri dağıtan jürinin üyesiyiz. Her yıl Yıldız Kenter, bir başka kimlikle, bir başka güzellikle, daima gönlümüzde oldu. Bir eleştirmen olarak, bu güçlü sanatçıdan rica ediyoruz. Bu tür oyunlarda yalnız yönetmen olarak kalın. Seyirciler, oyunun her anında, her diyaloğunda zaten sizin varlığınızı bulacaklardır. Bugün her sahnede, yetiştirdiğiniz nice sanatçı vardır. Hepsi, bir Yıldız Kenter gibi oynamak hayâlindedir. Yıldız Kenter oyunu bir ideal, kendisi bir idoldur. Ünlü Fransız sanatçısı Sarahe Bernarde, ilerlemiş yaşında Kamelyalı Kadın’ın bir provasında:”Ne olurdu Margerit, bu oyunda ölmeseydi” demiş. Adını -şimdi- hatırlayamadığım yönetmen de, cevaben: “Öyle değil madam.. Belki onun trajik ölümü, sizin gibi sanatçıları ölümsüz yapmıştır.” Tıpkı Yıldız Kenter gibi. Gelelim bu oyuna. Yıldız Kenter, hem yönetmen, hem oyuncu olarak doruğa yükseldi. Gene sahnenin dar boyutlarına sığmayacak kadar yüceldi. Finalde, ince naylondan yapılan bir giysi içinde, masada üstüne ötülen bir örtüden usuletle sıyrılarak, flu bir ışık altında sahneden çıktı. Bu bir inancın mı ifadesiydi acaba? Hayata vedâ edişin allegorik bir anlatımıydı. Muhteşem, onurlu ve inançlı “bir hâlden, diğer hâle geçiş”in anlatımıydı. Ziya Paşa’nın bir dörtlüğünü hatırladık. “Bir âleme geldim ki safasında mihen var/Surette nazar eyler isen sen ile ben var/Amma hakikatte ne sen var ne ben var/Sen ben aletiz, elbette bir eden var.” Ve nihayet çevirinin güzelliğine değinmek gerek. F.L Tepedelen’i, kostümleri hazırlayan Çolpan İlhan’ı, dekoratör Osman Şengezer’i rol alan bütün sanatçılarla beraber kutlamak istiyoruz. NÜKTE: Yazan: Margaret Edson/Oynayanlar: Yıldız Kenter, Şükran Güngör, Engin Hepileri, Yeşim Koçak, Lâl e Belkız. KENT OYUNCULARI
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT