BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bebekli felsefe

Bebekli felsefe

Tozpembe ya da havacı mavi... İki ters bir düz, aralarda ponponlar pörtletilerek örülmüş bir yün başlığın içindeki minik yüz...



Tozpembe ya da havacı mavi... İki ters bir düz, aralarda ponponlar pörtletilerek örülmüş bir yün başlığın içindeki minik yüz... Pembe ayakları ve en büyüğü bezelye tanesi kadar ayak parmakları! Ondan tek beklentin; var olması. Sadece var olması! Yattığı yerden kollarını, bacaklarını oynatıp durması, anne sütünden faydalanması, ‘bebekler gibi’ uyuması ve gerçekçi olmak gerekirse ağlayıp durmaması. Ama; anne sütünden faydalanmayla “bebekler gibi” uyuma meselesi biraz karmaşık. Bebek, karnı doyunca uyumak istiyor, ama!.. O minik sindirim sisteminde, hiç de minik olmayan bir beslenme ertesi kilitlenmesi yaşıyor. “Beklentileriniz çok mu büyük?” O (az önceki) şirin minik bebekten onca sesin nasıl çıktığını dehşetle kavramaya çalışırken tek bir noktaya kilitleniyorsun. Gazı oradan çıkarmak! Evet, onu oradan çıkarmalısın. Bebeği de, anneyi de, aileyi de, konu komşuyu da kurtarmalısın, yahu bir şeyler yapmalısın! İşte, bu nokta biz insanoğlunu beklentilerin ehemmiyetini tüm çarpıcılığıyla vurgulamakta azizim... Yorum zamanı değil, tek noktaya kilitleniyorsun. Omzuna yatırıp sırtını ovalıyor, patpatlıyor, kucakta bebek zıplıyor, kendince komiklikler yapıyorsun. Olmuyor! Yatırıyor, karnını ovalıyor, sallıyor, masaj yapıyor, düz döndürüp ovalıyor, yan döndürüp ovalıyor, ama o ağlıyor sen geriliyorsun. Masaj yapıyor, kan ter içinde şarkı söylüyor, dua okuyor, sallıyor, ters döndürüp ovalıyorsun. Ve... Ani bir sessizlik! Yüz yüzesiniz... Gözlerinin içine bakarak “Gırk!” diyor! Ve sen buna çok seviniyorsun. Çok! Düşünün bir azizim. Kan ter içinde harcanan onca çabayı. Ödülün; üst ya da alt sindirim sisteminden tek bir rahatlama emaresi. Normal şartlarda biri suratınıza karşı bunu yapsa haliniz ve hali nice olurdu? Ama şimdi seviniyorsun. Çünkü beklentin oydu; rahatlaması. İnsanın beklentisi neyse, beklenen gerçekleştiğinde; hele de sevdiğindense mutlu oluyor... “Aynı dili konuşamıyor musunuz?” Resmen tek kelimeyle edebiyat yapıyorlar. “Inga!” O kadar!.. Anlayacaksın. Vurgularından, eslerinden, tonlamalarından. Süt mü, bez değişimi mi, gaz mı, uyku mu? Anlayacaksın. Harf harf sökecek, dili kavrayacak, yeri geldiğinde aradaki esleri sen dolduracaksın. Zamanla anlaşılıyor da nitekim. İyi dinleyeceksin, sadece kulağınla değil, yüreğinle de duyacaksın. Parmağını, minik çenesine dokundurup, abuk sabuk seslerle sevgi ritüeli oluşturacaksın. “Yeriim, yerim senii... kızım... oğluş... bebiş... aguuş... gülermişş...” O sevildiğini hissedecek, dünyaya bedel bir gülümsemeyle seni mest edecek, sen de daha fazla, daha hızlı anlamsız harf kümeleri saçacaksın. O sana gülümseyecek, sen ona... Neymiiiş? Duyup anlamak isteyince tek kelime, tek ton ses bile yetermiş... Ni­nem diyor ki: Yavrulu kaza yem yetmez!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT