BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sömürünün karşısında sadece OSMANLI vardı

Sömürünün karşısında sadece OSMANLI vardı

Dünya dengeleri 18. asrın sonunda altüst olur. Avrupa artık zengin, Asya yoksul, Afrika çok yoksuldur. Nice asırlık egemenlikten yorgun düşen Asya, pasif bir direnişe geçmiştir. Öyle bir an gelmiştir ki Osmanlı, Avrupa’nın karşısında tek başına kalmıştır



Dünya dengeleri 18. asrın sonunda altüst olur. Avrupa artık zengin, Asya yoksul, Afrika çok yoksuldur. Nice asırlık egemenlikten yorgun düşen Asya, pasif bir direnişe geçmiştir. Öyle bir an gelmiştir ki Osmanlı, Avrupa’nın karşısında tek başına kalmıştır Zenginleşen Avrupa ülkeleri Afrika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar birçok ülkeyi sömürgeleştirmişti. Bugün dünya, vaktiyle olduğu gibi Avrupa kıt’asından yönetilmiyor. Avrupa böyle bir ağırlığı ancak 200 yıl taşıyabildi. 1943’ten bu yana ağırlık, 67 yıl oldu, kesinlikle Amerika Birleşik Devletleri’ne aittir. 18. asra girdiğimiz zaman (1700), Avrupa’nın henüz Asya’dan yoksul olduğu görülür. Düzenini dünyaya kabûl ettirebilmekten uzaktır. Roma düzeninin, Pax Romana‘nın yıkılmasından beri bu üstünlük Arz’ın kudretli kıt’ası Asya’dadır. 18. asır sona ererken (1800) dengenin altüst olduğu ortaya çıkar. Avrupa artık zengin, Asya yoksul, Afrika çok yoksuldur. Nice asırlık egemenlikten yorgun düşen Asya, pasif bir direnişe geçmiş, Avrupa emperyalizmine karşı koymaya çalışmaktadır. Afrika beterdir. Zira orada Avrupalılar, emperyalizmi düpedüz sömürgeciliğe, sömürüye, ne pahasına olursa olsun maddî imkânlar elde etmeye çevirmişlerdir. Asya canlı milliyetlerden yoksundur. Çeşitli dinlere sarılmıştır. Hanedanlarının da devlet kuruculuğu gittikçe unutulmuş, prestijleri azalmıştır. Öyle bir an gelmiştir ki Osmanlı Türkiyesi, Avrupa’nın karşısında hemen hemen tek başına kalmıştır. Japonya adalar devleti olmanın, hiçbir devletle sınırları bulunmamanın, okyanus içinde yaşamanın dokunulmazlığından faydalanarak istilâdan kurtulmuştur. En eski devlet olan Çin, direnmektedir. Fakat imparatorluk sarayı olan Yasak Şehir’in Avrupalı askerlerce alçakça yağmalanmasını engelleyememiştir. Hindistan’da birliği temsil eden Timuroğulları, saygınlıklarını yitirmişler, 1857’de İngilizlerden kurtulmak isterken tahtlarından olmuşlardır. İran içine kapanmıştır. Diğer Asya devletleri sayılmasa da olur. Osmanlı ise, Avrupa toprakları ile bile en büyük Avrupa ve Hıristiyan devletlerden biridir. Kuzey Afrika’ya bile egemendir. Ama Avrupa düzenine girmemekte direnirse Avrupa’dan atılacağını anlamıştır. Nitekim 1699’da Macaristan’ı kaybederek Orta Avrupa’dan çekilmiş, 1774’te Kırım’ı kaybederek Karadeniz tekelini bırakmıştır. OSMANLI AÇILIMLARI Türk imparatorluğunu kendi iç dinamikleri ile yeniden 16. asırdaki gücüne çıkartabileceklerini sanan, Şeyhülislâm Hoca Sâdeddîn Efendi’den Köprülü-zâde Sadrâzam Fâzıl Mustafa Paşa’ya kadar uzanan açılımcılar, içe dönük reformlar dönemini kapattılar. 18. asırla (1700) Sadrâzam Râmî Mehmed Paşa, Sadrâzam Nevşehirli Dâmâd İbrahim Paşa gibi açılımcılar yüzlerini Batı’ya, Avrupa’ya çevirdiler. Batı’nın nelerini alabiliriz de kendimize geliriz diye düşünen ilk reformcular kuşağı icraata geçti. Bunlar bütün asır boyunca imparatorluk yüksek bürokrasisinde -maalesef- azınlık durumunda idiler. Saltanat-hilâfet makamı ise, gittikçe artan ölçüde bu azınlığın fikirlerine yatkın duruma geldi. Nihayet hâkanlık ve hilâfet makamına 1789’da çok iyi yetişmiş, uyanık, gayretli, çok genç bir şahsiyet çıktı: Üçüncü Sultan Selim (1789-1807). Babası Üçüncü Mustafa (1757-1774) ile amcası Birinci Abdülhamîd’in (1774-1789) reformlarını radikalleştirdi: 24 Şubat 1793 fermân-ı hümâyûnu ile Nizâm-ı Cedîd (Yeni Düzen) dediği reformlar dizisini devlet rejimi olarak ilân etti. 1789 temmuzunda Paris’te Büyük Fransız İhtilâli ile Avrupa’da da büyük değişimler dönemi başlamış, dünya Yeni Çağ’ı tamamlayarak Yakın Çağ’a geçmişti. RADİKAL AÇILIMLAR Türkiye tarihinde, devletin ve milletin yönünü değiştirecek radikallikte sadece üç inkılâpçı görülür: Üçüncü Selim, İkinci Mahmud ve Atatürk. Mustafa Reşid Paşa, Sultan Mahmûd’u devam ettirmiştir. Üçüncü Selim, Asya ve Afrika kıt’alarında, Hristiyan âlemi dışında, Uzak Doğu dahil, batıya dönük ilk reformisttir, günümüzün tabiriyle ilk açılımcı. Sonrakiler, her ülkede, kronolojik olarak onu izlediler. Mısır’da Mehmed Ali Paşa gibi. Öncü Sultan Selim’dir. Sultan Mahmud, onun öğrencisidir, modern Türkiye’nin temellerini attı. Atatürk, Sultan Mahmud’un kurduğu modern orduda onun -Fransız örneğine göre- kurduğu Harbiye’de ve oğlu Sultan Abdülmecîd’le (1839-1861) sadrâzamı Büyük Reşid Paşa’nın kurduğu harb akademisinde yetişip ordular grubu komutanlığına kadar yükselmiş, askerliği derecesinde dış politikaya ve inkılâplara da olağanüstü yetenekli nâdir dehâda bir şahsiyettir. Avrupa ise, Rönesans’tan başlayan uzun hazırlık dönemi temelinden hareketle, okyanuslara el koyarak, kendi düzenini Arz’a kabûl ettirdi. 1856 Paris Kongresi ve Paris Anlaşması, Büyük Devlet statüsünü bütün dünya için 7 Avrupa devleti şeklinde tekelleştirdi, Türkiye bu 7 devletten (Osm. düvel-i muazzama) biri idi. Ancak Avrupa 1914’te kendi düzeni üzerinde tökezledi. Çünkü akıl dışı bir toptan intihar teşebbüsüne girdi. Türkiye ve Avusturya imparatorlukları parçalanarak büyük devletler arasından çıktı (1918). Ders almayan Avrupa medeniyeti, 1939’da ikinci bir toptan intihara girişince bu defa Dünya üstünlüğünü Amerika’ya kaptırdı. Sömürgecilik dönemi sona erdi. Avrupa 500 yıl bu düzenden beslenmiş, fakat çağdaş bütün müesseselerini kurabilmişti. 1990’da Sovyetlerin dağılması ile dünya yeniden kendini reformdan geçirdi. Rusya, “Sovyet cumhuriyeti” adını taktığı 14 ülkeden başka “uydu=peyk” denip komünistleşen 8 devlete de bağımsızlık tanıdı. Üstelik bu büyük değişim savaşsız oldu. Komünizm, devlet rejimi olarak silindi. Çağdaş uygarlık düzeyine bir türlü ulaşamayan Türkiye, bugün 1990 sonrası günümüz dünyasına ayak uydurarak bu düzeye erişmenin büyük çabası içindedir. Geç kaldık. Telâfi etmeye mecburuz. Yeni beceriksizliklerin ortasına düşmezsek, demokrasi içinde tam gelişmişlik düzenine gireceğiz. G-20’ye girdik. G-10 üyesi olduğumuz zaman, Atatürk’ün hayal ettiği Türkiye gerçekleşecektir: Bugünkü sınırları içinde Büyük Türkiye... KİTAPLAR ARASINDA Safiye Erol, Leylâk Mevsimi, İst. 2010, Kubbealtı, 96 s. Büyük romancı Safiye Erol’un (1902-1964) 7 hikâyesinin toplu baskısı. 1946’da Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilirken Ciğerdelen romanını okumuştum. “Akıncı cedlerin ihtisasını duymak” ne demektir anladım, benim babamın babası tarafından atalarım da aynı coğrafyada akıncı beyleri idiler. Vaktim olmadı, Hanımefendi’nin bu şâheserinden başka romanını okuyamadım. Câhit Gözkân, Kütük, c. I, İst. 2010, Kubbealtı, yarım folio 496 s. Câhit Gözkân’ın (1911-1999) Klasik Türk Musikisi eserlerinin notalarını içeren Kütük adını verdiği koleksiyonunun Av. Cemil Altınbilek, Ahmet Kırım, Hâlit Gözkân tarafından düzenlenerek yayınladığı nota dergisi ki Kaanûnî Mehmed Bey’in (1859-1927) yazdığı notalara dayanıyor. Mehmed Bey de Enderûnlu Latîf Ağa’dan (1815-1885) meşk etmiştir. 477 parçayı içeriyor. Bu notaları TRT Repertuar Kurulu’nun yayınladığı notalarla karşılaştırmak faydalıdır. Fakat koskoca TRT böyle bir yayın yapmadı.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT