BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Maden kazalarının sorumlusu kim?

Maden kazalarının sorumlusu kim?

Dünyada iş kazası ihtimali “0” sıfır olan hiçbir iş kolu yoktur. Ancak her iş yerinde iş güvenliği ile ilgili hedef “0” iş kazasıdır. Kömür madenciliği gibi ülkemizde “emek yoğun” çalışmayı gerektiren işler için kaza ihtimali, bütün tedbirleri almanıza rağmen, her zaman vardır. Burada işverenle çalışanlara düşen görev, iş yerlerinde gerekli tedbirleri alarak, kaza riskini en alt seviyeye düşürmektir.



Dünyada iş kazası ihtimali “0” sıfır olan hiçbir iş kolu yoktur. Ancak her iş yerinde iş güvenliği ile ilgili hedef “0” iş kazasıdır. Kömür madenciliği gibi ülkemizde “emek yoğun” çalışmayı gerektiren işler için kaza ihtimali, bütün tedbirleri almanıza rağmen, her zaman vardır. Burada işverenle çalışanlara düşen görev, iş yerlerinde gerekli tedbirleri alarak, kaza riskini en alt seviyeye düşürmektir. Ülkemizde iş kazası olduğunda basın, sanki ağız birliği yapmış:“İşveren iş yerinde gerekli emniyet tedbirlerini almamıştı...”, “Ocakta yeterli havalandırma yoktu...”, “Yeterli tahkimat yapılmamıştı...”, “Maske yoktu...”, “Ölçüm cihazı yoktu...” gibi ifadeler kullanmaktadır. Bu yaklaşımlar “yargısız infaz”dan başka bir şey değildir. Bütün suç ocak sahibi ve maden mühendisine yüklenir. İş kazalarında kazanın yasal sorumluluğunun yanı sıra “manevi sorumluluğu” da vardır. Hiçbir ruhsat sahibi ya da mühendis çalıştığı iş yerinde kesinlikle kaza olsun istemez. Meydana gelen bir iş kazasının maddi ve manevi bedelini ödemenin, tedbir almaktan çok daha ağır olduğunun herkes farkındadır. Yer altı kömür ocaklarında “grizudan etkilenmeyen” elektrikli ekipman kullanılması mecburidir. Merak ediyorum, acaba devletin müfettişleri, bu ekipmanları her bakımdan kontrol ediyorlar mı? Madencilik bilimsel ve teknik uygulamayı gerektiren bir faaliyettir. Madencilikte faaliyetin büyüklüğüne göre yeteri kadar maden mühendisi istihdamı gereklidir. Ancak ne hikmetse ilgililer hâlâ bu işin bilincinde değiller. Önemli olan, kazadan sonra yapılacaklar değil, kazanın olmaması için başlangıçta gereken tedbirlerin alınmasıdır. Devletin madencilik faaliyetlerindeki iş güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili yetki, denetleme ve sorumluluk sınırları ile ilgili mevzuatın gözden geçirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Bunda tek sorumlunun Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olması gerekmektedir. İş kazlarının önlenmesi için en önemli sorumluluk devletindir. Devlet üzerine düşen görevi tam yapmalıdır; Devlet, madencilikle ilgili idari yapısını gözden geçirmeli, meslek odaları ve sendikaların görüş ve önerilerine kulak vermelidir. İş güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili mevzuat, eğitim programları, ilgili herkesin katılımı ile beraberce hazırlayıp uygulamalıdır. Madenlerde, özellikle de yer altında çalışan personelin tamamı belirli aralıklarla sürekli olarak eğitilmelidir. Maden işletmeleri için hazırlanmış projeler doğru olmalı, projeler bu işi bilenlerce incelenmeli ve uygulanması sağlanmalıdır. Özellikle yer altı kömür ocaklarının, projesine uygun olarak çalışıp çalışmadığı, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alınıp alınmadığı; Devletin bu işi iyi bilen gerekli ekipman ile donatılmış elemanlarınca belirli aralıklarla denetlenmelidir. Bu görevlerin üstlenilebilmesi için Maden ya da Doğal Kaynaklar Bakanlığı’nın kurulması gerektiği düşüncesindeyim. Necati Yıldız Anayasa yapma salahiyetini onlara millet olarak biz verdik Baykal’ın, “yeni anayasa için şartlar oluşmadı” demesi, eskilerde yaşadıklarımı hatırlattı, bunları sizinle paylaşmak istedim... Yassıada Mahkemelerinde, rahmetli Adnan Menderes ve arkadaşları haksız şekilde yargılanırken, yalan ve iftiralara ne kadar kıymet verildiğini radyo haber bültenlerinden hatırlıyorum. O zamanın savcı ve hakimlerinin sözlerini, bu devlete hizmet edenleri aşağılayıcı ifadelerini dinledikçe, bunların hukukçu olamayacaklarını söylemiştim. Bu durumdan, hukukta okumak ve ders vermenin hukukçu olmak, adil bir yargılama yapmak için yetmediğini öğrenmiştim. Bugün de bunu görüyorum. 1965-66yıllarında lisede okutulan sosyoloji ders kitabında, az gelişmiş ülkelerle ilgili konularda, kadere inanmak ve kadercilikle ilgili yorumlarda, az gelişmişliğin asıl sebebinin bu olduğu yalanını okuttular. Yalan üzerine sosyoloji, yalan üzerine tarih okuttular. Buna bilim, bu yalanları uyduranlara da bilim adamı dediler... Laiklik konusu da bazıları tarafından hep bu şekilde yanlış yorumlandı, yanlış uygulandı. 1960 ihtilali ve Anayasasındansonra, ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde, adaylığı, seçimden bir gün önce tehditle geri aldırılan merhum Ali Fuat Başgil’in kitap, makale ve konuşmalarından laiklik konusunu öğrenselerdi, bunu yerli yerinde kullanırlardı. Şimdi de yeni Anayasa için şartların oluşmadığını söylüyorlar. Kendilerince bunun doğru olduğuna inanıyorlar. Bunların aldıkları eğitim böyle. Bu memleket ne çektiyse, bu şekilde yanlış bilgilerle yetiştirilen kişilerden çekmiştir. Bu meclis son gününe kadar taptazedir ve anayasa yapacak salahiyettedir. Bu salahiyeti onlara, millet olarak biz verdik. Ahmet Mücesiroğlu Adres: İhlas Medya Plaza 29 Ekim Cad. No:23 Yenibosna/İSTANBUL Tel: (0212) 454 38 22 Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT