BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Zonguldak’ın rengi SİYAH ve YEŞİL

Zonguldak’ın rengi SİYAH ve YEŞİL

Zonguldak kömür madeni üzerinde kurulmuş. Taş kömürü ile nefes alıp veren şehrin üstü de altı gibi hazine. Yeşil ile mavinin kucaklaştığı sahiller insanı kendine hayran bırakıyor



Zonguldak kömür madeni üzerinde kurulmuş. Taş kömürü ile nefes alıp veren şehrin üstü de altı gibi hazine. Yeşil ile mavinin kucaklaştığı sahiller insanı kendine hayran bırakıyor Kilimli Belediye Başkanı Özdemir, Radar Tepe'yi düzenleyip sayfiye yeri yapacağını, problemlere kalıcı çözüm bulmak için çalışacağını söylüyor. Yıl 1800. Zabit, elinde siyah bir madenle gelir, askerlere seslenir; "arkadaşlar, buna kömür, maden kömürü denir. Gemilerimiz için bunu kullanıyoruz. Bu madeni dışarıdan alıyor, çok para veriyoruz" der, içlerinde Zonguldaklı yiğit Uzun Mehmet'in de bulunduğu askerlerin her birine birkaç parça verir ve gittikleri memleketlerinde bundan olup olmadığını araştırmalarını ister. Uzun Mehmet, köyünde kumandanın verdiği madenin aynısını bulur, tutuşturunca çok iyi yandığını görür. Üstelik, toprağı biraz eşeleyince neredeyse bütün dağın bundan olduğunu görür... Uzun Mehmet, izin dönüşünde kumandana müjdeyi verir. Zonguldak ile kömürün, kara elmasın birlikteliği de o gün başlar. 1848'de ilk kömür ocakları açılır. Küçücük bir köy olan Zonguldak'ta açılan madenlerde çalışmak için insanlar akın akın gelir, şehir büyür; adeta herkes bu siyah elmastan para kazanır. Ekmek sağlayan kara elmas bazen grizu patlaması, maden çöküntüsü denen felaketlere de yol açar. İnsanlar sevdiklerini kaybeder, acılar çığ gibi büyür. Bütün bu acılar maden sevdasını azaltmaz, insanlar yine o sihirli dünyaya girmek için can atar... Orhan Veli ne güzel anlatmış; "Siyah akar Zonguldak’ın deresi; /Yüz karası değil, kömür karası, /Böyle kazanılır ekmek parası" ŞEHRİN ALTI KÖMÜR Şehrin orta yerinde madenci anıtı, her taraftan görünen kısımda Uzun Hasan anıtı açılır, üniversitenin adı "Kara Elmas" olur. Ama zamanla şartlar değişir, işçi sayısı azalır, bu defa da göç başlar. Emekli olanlar, iş bulamayanlar şehri terk eder, nüfus artacağına azalır... Zonguldak şehir merkezi kömür madeni üzerinde kurulmuş, hepsi Türkiye Taş Kömürü Genel Müdürlüğü'ne tahsis edilmiş. Kozlu, Üzülmez, Armutçuk, Amasra, Karadon gibi 5 müessese kurulmuş. Kozlu ocağına gittiğimizde, işçilerin çıkış saati idi. Burada 3 bin kişi, 3 vardiya şeklinde çalışıyor. 560 metre ve üstündeki derinlikte üretim yapılıyor, 630 metre derinlik için de hazırlık yapılıyor. Bulunduğumuz yerin altında 7 kat maden galerileri ve toplam 60 kilometre uzunluğunda çalışma alanları varmış. Yeraltı dünyasının, ak yüzleri kara elmasla boyanmış sakinleri bir bir çıkıyor. Cemil Pınarcık, Muharrem Körpe, Murat Mercan ve diğerleri... Yerüstü gibi, yeraltı da dertli. Aynı işi yapan, aynı kazmayı sallayanlar arasındaki ücret uçurumu canlarını acıtıyor. "Bu kadar fark neden?" diye soruyor, zararın sebebi olarak kendilerinin görülmesinden inciniyorlar. Mehmet Türkmen, Alim Şişman da anlatıyorlar o dünyayı. Yüzleri kömür karası olsa da gözleri ve gönülleri gülüyor, kendilerine daha çok ilgi gösterilmesini bekliyorlar... Şehir sahilde, ortasından dere akıyor, boşluklarda da yeşilin her tonu. Altı gibi üstü de hazine gibi. Cenab-ı Hak'kın her nimeti bol bol verdiği bir vatan köşesi. peki göç neden, daha çok gelişmeye engel ne? Doğu'da Sazköy'den, batıda Akçakoca'ya kadar uzanan 80 kilometrelik sahilde; Sazköy, Filyos, Türkali, Göbü, Hisararkası, Uzunkum, Kapuz, Karakum, Değirmenağzı, Ilıksu, Kireçlik, Armutçuk, Karadeniz Ereğlisi, Mevreke, Alaplı ve Kocaman gibi mevkilerde harika kumsallar bulunmakta... Zonguldak-Ankara karayolunun kenarında, Zonguldak girişinde bulunan Gökgöl Mağarası'na gidiyoruz. 3250 metre uzunluğunda bulunan Gökgöl Mağarası'nın 875 metrelik kısmı turizme açılmış. Mağara, traverten, sarkıt, dikit sütunlar ve damlataşlar ile süslü. Aydınlatılması yapılan alanda yürüyüş parkurları, köprüler ve seyir terasları ve salonlar bulunmakta. Mağara oluşumu yönünden ülkemizin en zengin yörelerinden biri olan Zonguldak'ta bulunan mağaraların hemen hemen tamamı aktif. Karadeniz Ereğlisi'nde bulunan Cehennemağzı mağaralarının da aydınlatması yapılmış, gezi yolları açılmıştır. Kilise, Herkül ve Ayazma isimlerini taşıyan bu üç mağara da büyük ilgi görmekte. HER EVDE BİR MADENCİ VAR Zonguldak’ta madencilik hayat tarzı olmuş. Neredeyse her evde çalışan bir madenci var. İşçi sayısı zamanla 60 bini bulur, şehir âbat ve canlı olur. Maden sevdası da hiç bitmez, emekli olanlar bile sağda solda maden çıkarır, kaçak ocaklar görülür. TAPUSUZ BİR KENT Zonguldak'la bitişik, 7 kilometre mesafede bulunan Kilimli Beldesi'ne gidiyoruz. Denize ve bütün Zonguldak'a hakim Radar Tepe'de Başkan Dr. Seçkin Özdemir'le buluşuyoruz. Başkan Özdemir, Kilimli'nin problemlerini çözme konusunda iddialı. Kömür madeni üzerinde kurulmuş Zonguldak'ta yapıların yüzde 75'inin ruhsatsız ve tapusuz olduğunu, göçün bir sebebinin de bu olduğunu söylüyor. Kilimli sayfiye yeri, balıkçılık ve madenden geçiniyor. Madenin isi, tozu, kiri belediye için bir külfet olmuş. Zaten İller Bankası'ndan alınan pay sadece maaş ödemelerine yetiyormuş. Madenden alınan binde birlik pay yetersiz, Başkan Özdemir'e göre bu pay en az binde 10 olmalı. Altyapı çalışmaları, arıtma tesisi lazım, Karadeniz'in kirletilmemesi gerekiyor. Bunun için belediyelerin ortak proje yapmalarının önemine değiniyor. Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı'nın bu konuda öncülük yapmasını istiyor. Başkan Özdemir'e göre gecikmeden kentsel dönüşüm gerçekleştirilmeli. Kilimli Zonguldak yolu bile hâlâ sağlıklı hale getirilememiş. Oysa Zonguldaklı vatandaşın nefes alacağı bir alan burası... TARİHÎ ŞEHİR, FİLYOS Çatalağzı Beldesi'ne gidiyor, termik santralin azameti ile karşılaşıyoruz. Sonra Muslu ve Filyos Beldeleri. Filyos, sahili, kalesi ve antik kenti ile ünlü. Restore edilmiş kaleye çıkıyor, doyumsuz güzellikteki manzarayı seyre dalıyoruz. Filyos, tarihin bazı dönemlerinde önemli bir şehir ve medeniyet merkezi olma hüviyetine kavuşmuş. Filyos beldesinin bulunduğu alanda, eski kent kalıntılarından kale, deniz surları, su kemeri, tonozlu galeri, tiyatro, savunma kalesi ve mezarlar kalmış. 2006'da antik kentte kazı çalışmaları başlatılmış. Az ötede de Filyos Irmağı, büyük projeler için hazırlanan, Karadeniz'in GAP'ı gözüyle bakılan Filyos Vadisi... Saltukova Beldesi, Havaalanı ve Çaycuma. Verimli topraklar, yemyeşil bir tabiat, ırmak ve çokça görülen seralar... Yollardaki başıboş inekler dikkatimizi çekiyor, bunlar kazalara da sebep oluyormuş. Ama meşhur Çaycuma yoğurdu da bu ineklerin eseri... Gökçebey ilçesi, sonra da ırmağı ve tarihî dokusuyla şirin bir ilçe, Devrek. Zonguldak topraklarının yarısından fazlasını kaplayan ormanlar, trekking, foto safari, olta balıkçılığı, av ve yaban hayatı gibi aktiviteler için eşsiz değerdedir. Devrek’te 25 usta baston işi yapıyor Devrek bastonu ve simidi Devrek, bastonlarıyla ün yapmış, simidi de öyle. Önce Seçkin Bastonculuk'a gidiyor Kerim Yeniay'dan bilgi alıyoruz. "Devrek Bastonu, yöredeki kızılcık ağacından yapılır, kesinlikle kırılmaz ve işlemesi kolay" diyor Kerim usta. Ağaç alınır, bir sene bekletilir sonra ekmek fırınında 15-20 dakika fırınlanır, orada eğrilikler düzeltilir. Tornada ve değişik aletlerle işlenir, şekil verilir, motifler işlenir.. Sapı ceviz, gövdesi kızılcık ağacı, ucu da manda boynuzu olan klasik Devrek bastonu tamamen bir el sanatı ürünüdür. Devrek bastonu asaletin simgesi imiş, Bu bastonu hediye etmek, uzun ömürler dilemek anlamına gelirmiş. Birçok ünlüde bu bastonlardan varmış, değişik yerlerden talepler gelirmiş. Devrek'te 25 usta bu işi yapıyormuş. Devrek'te çörek, simit, cevizli ekmek (kömeç), beyaz baklava, ceviz içli kabaklı börek; Karadeniz Ereğlisi'nde pide makarnası, Osmanlı çileği; Alaplı'da kabaklı gözleme, kiren çorbası; Çaycuma'da malay manda yoğurdu yörenin simgesi olmuş lezzetlerdir. Simidinin lezzeti konuşulan, Devrek'in meşhur simit fırını 1912'de kurulmuş. Mehmet Yıldız'ın ifadesine göre, İspir'den getirtilen özel dut pekmezi katılarak simitler yapılıyor, farklı bir lezzet kazandırılıyor. Bu lezzete her taraftan talep yağıyor. Düzeltme: Yazı dizimizin dünkü bölümünde TSO Başkan Yardımcısı’nın ismi sehven Salih Demir olarak yazılmış, doğrusu Şenol Altuntaş olacak. İş adamı Yusuf Günay’ın soyadı da sehven Günaydın olarak yazılmış. Düzeltir, ilgililerden özür dileriz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT