BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Konuşmaya hakkı var mı?!..

Konuşmaya hakkı var mı?!..

Durmadan konuşuyor, kim mi; bugünkü Galatasaray yönetimini, “dünyada en son eleştirecek insan olması gereken” Faruk Süren; üstelik “teşekkür etmesi” gerekirken!..



Durmadan konuşuyor, kim mi; bugünkü Galatasaray yönetimini, “dünyada en son eleştirecek insan olması gereken” Faruk Süren; üstelik “teşekkür etmesi” gerekirken!.. Aslında Özhan Canaydın “vicdanının sesine uymasa” ve onu “doğrudan Galatasaray Haysiyet Divanı’na gönderseydi”; bugün Süren, “değil konuşmak” Galatasaray Kulübü’nün kapısının önünden geçemezdi!.. Kulübü “mali bakımdan kuşa, kurda, bakkala, manava borçlu olarak ve batak hâlde bırakıp giderken”, kulübün telefonlarının bile hacizlerle, icralarla kapalı olduğu o acı ve hazin günler için!.. Sadece “TGS Dosyası” bile, Faruk Süren’i “ömür boyu Galatasaray’dan uzaklaştırılması gereken adam” olarak Galatasaraylıların önüne koyardı!.. TGS Dosyası, tüyler ürpertici bir dosyadır ve benzeri Galatasaray tarihinde yoktur; öyle değil mi sayın Süren; hatırlıyor musunuz, yoksa biz “yeniden” dosyayı açıp hatırlatalım mı; TGS neydi, yöneticileri kimlerdi; hangi suçların sanıkları, hangi suçların hükümlüleriydiler; şimdi nerelerdeler; kaç para sermayeli bu “ne idüğü belirsiz” şirkete kaç milyon dolar için, kaç milyon dolar komisyon verilecekti; yapılan sözleşmede neler vardı; hangi bankanın, hangi şubesinde hesaplar açılmıştı?.. Bakın, Erol Aksoy’la “Avrupa Kupası maçlarının naklen yayını için yapılan anlaşmanın ötesinde imzalanan özel anlaşmadan” ve Aksoy’un off shore bankasından gelen 5 milyon doların “alacaklılardan nasıl kaçırıldığının” macerasının (o günlerde çok yazmıştık) bile üzerinde durmuyorum. Ya da “çok yüksek faizlerle dolar bazında”, ona seçim kazandıran ama neticede çöpe atılacak bir stat projesi ve maketi için (Çöpe atılması gerektiğini zamanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan onlara açık açık söylemişti) “yabancı bir şirkete ödenen” on milyon doların üzerindeki paranın dosyasını açmıyorum. Pardon, Mecidiyeköy’deki Süren’e ait iş merkezinin projelerini acaba hangi şirket yapmıştı?.. “Taze para bulmak için” AIG ve “giderleri Galatasaray’ın üzerine yıkarak, sadece gelir üzerine kurulan” Sportif AŞ’nin kuruluş dosyalarındaki, “Galatasaray’ın bu konuda uzman kişilerinin ve hocalarının onca itirazını ortaya koyan” uyarılarını da çıkarmıyorum. Sadece Jardel’e, Samsunsporlu Serkan’a, Denizlisporlu Bülent’e ve bonservislerine kaçar milyon dolar ödendiğini, bu transferlerin sonlarının ne olduğunu, Jardel sonrasında Galatasaray’ın yediği kazıkları, Samsunspor’a Serkan’ın bonservisi için verilen ve sonra değiştirilirken “imza taklidi” iddialarının ayyuka çıktığı çekleri önemsemiyorum, bile!.. Yazmaya devam etsem, bugün Uluçmarket’e başka yazı koymamam gerek; burada keseyim ve diyeyim ki; “Susun bari ve köşenizde oturun”; Galatasaray’a verdiğiniz ve bugünlere kadar kulübü etkileyen daha da “yıllarca etkileyecek olan” zararı bitirmek için gayret eden yönetimleri eleştireceğinize, teşekkür edin bari!.. MHK’nın bülenti kim?.. Yıldırım’ların hakemliklerini beğenmem; Yunus Yıldırım’ın da, Bülent Yıldırım’ın da sporcu psikolojisi bakımından eksikleri çok, pedagojik eğitimleri az; ama “Oğuz Sarvan MHK’sının gözdelerinin başında olmaya devam ediyorlar”; bakmayın arada sırada “göstermelik” dinlendirilmelerine, onlara gösterilen müsamaha bir de Tolga Özkalfa’ya gösteriliyor; o kadar!.. Bugünlük bu üçlünün “en tecrübelisi ve en gözdesi” olan Bülent Yıldırım’ı işaretleyeyim; o, “MHK’nın bülentidir (Farsça; yüksek, yüce, ulu, âlâ), ne yapsa yeridir!..” Anti futbol üstadı!.. Abdullah Avcı’nın, Fenerbahçe maçında takımına oynattığı futbolu eleştirince, bazı okurlarım tepki göstermişti; “Aslında o pozitif futbol oynatır ama, Fenerbahçe önünde başka çaresi yoktu!..” Düşme tehlikesi yok, şampiyonluk şansı da yok; peki “neden böyle futbol oynatır; koca bir maç boyu doğru dürüst 2.5 akın”; bu sorunun “mantıklı” cevabı da yok; çok şanslıydı kazandı!.. Geldik “hezimet olacak” Beşiktaş maçına; Ersun Yanal’ın bir zamanlar “ünlendiği” meşhur “Topu orta alanda ve ileride kaptırdınız mı, taktik faul yapın” talimatını futbolcularına vermiş, her futbolcusu topu kaptırdığında rakip futbolcunun beline, formasına sarılıyor; ortada tam bir “futbol katliamı var”; hakem “Bu maçı kartsız bitirerek tarihe geçeceğim” düşüncesinde olan Yunus Yıldırım; müsamahası sınırsız; Beşiktaşlı futbolcular “iyi niyetli olmasa”, sahada kan gövdeyi götürecek; olacak şey değil ama oluyor; vah ki ne vah!.. İşte bu!.. Aylarca, ne aylarcası, yıllarca yazıp geldim, eleştirdim, bu eleştirilerle belki bazı arkadaşlarımı öfkelendirdim, kızdırdım, kırdım ama nihayet muradıma erdim!.. Urla’daki Türkiye Spor Yazarları’na ait sosyal tesisi “Sıradan Restoran” olarak isimlendiren, ön cephesindeki o koca koca harf yığınları kalktı; tesisin her tarafı yeniden boyandı ve de tesisin en tepesine “tesise yakışır” heybette “TSYD Urla Sosyal Tesisleri” adı kondu; her taraftan, her yerden görülecek şekilde!.. TSYD’nin Urla Tesisleri, “sıradan” değil, “kendisine yakışan, kendisinin olan” bir ada, geç de olsa, kavuştu!.. Kavuşturanları, TSYD’nin Genel Merkez ve İzmir Şubesi başkan ve yöneticilerini kutlar, bir gazeteci, bir spor yazarı, bir dernek üyesi olarak “sıradan” çirkinliğini yok ettikleri için teşekkür ederim!.. Allah, Türk Milli Takımı’nı korumuş!.. Türk Milli Takımı’nın hocalığına aday olduklarını söyleyen ya da “Hiddink’in yerine onlar olmalıydı” denilen sevgili hocalarımıza bakın!.. Biri çıkıyor (Yılmaz Vural), bir meslektaşı için “Yalaka” diyor, o teknik adamın kulübü tepki gösterip “Özür dile” deyince, “Türk olsaydı hem ondan hem kulübünden özür dilerdim, ama o yabancı dilemem” diyor, diyebiliyor!.. Aslında “Yalaka” demesi de suç ama, “Türk olsa dilerdim, yabancı olduğu için dilemiyorum” cevabı bin defa suç; üstelik “ayrımcılık, ırkçılık” suçu!.. Daha “onun sözleri unutulmadan”, bu defa “bir başkası” (Abdullah Avcı) TV kameralarına “suçüstü yakalanan” çirkin sözleri (küfür) için, “Ben onları hakeme söylemedim, falanca futbolcuya söyledim” diyor, diyebiliyor!.. Siz, “futbolcular, sporcular” başta, herkese “örnek olması gereken”, üstelik de “Türk Milli Takımı’nın teknik direktörlüğüne talip olan ya da lâyık görülen” hocalarımızın hâline bakın!.. Kuzum, “bu kafalar” ile Türk Futbolu’nun “marka değerinin yükselebileceğine” gerçekten inanabiliyor muyuz; güldürmeyin beni!.. Hele hele, “Federasyon’un da bu teknik direktörleri koruduğunu”; tepkinin “t’sinin bile olmadığını” gördükten sonra!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT