BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Allah, orduya zeval vermesin!

Allah, orduya zeval vermesin!

Bu söz “devlete zeval vermesin” diye söylenegelir. Ordu devletin bünyesinde bir organ, zaten ayrı mütalaa etmek mümkün değil ama son zamanlarda orduya yönelik öyle bir yıpratma faaliyeti yürütülmekte ki böyle bir cümle kurmak ihtiyacı hissettim. Öyle bir faaliyet ki çamur atmak, karalamak, açığını yakalamak, köşeye sıkıştırmak için akıllara zarar işler yapılıyor. Ankara’da “yakalanan” kamyona bakın meselâ. Asılsız -ve kasıtlı olduğu belli- bir ihbar mesajıyla nasıl bir komplo kurulmuş?!. TSK’nın ihtimal yıllardır yüzlerce defa yaptığı bir iş, olağan bir mühimmat nakli yeni bir karalama operasyonuna dönüştürülmeye çalışıldı. Ankara’ya âdeta bir düşman ordusu kamyonu girdi! Çamur at izi kalsın. Zihinler bulansın. Sivil kamyon yürütmek suç, askerî kamyon yürütmek başka suç! Nakil askerî kamyonla yapılsa “gövde gösterisi” diye manşet atardık!



Bu söz “devlete zeval vermesin” diye söylenegelir. Ordu devletin bünyesinde bir organ, zaten ayrı mütalaa etmek mümkün değil ama son zamanlarda orduya yönelik öyle bir yıpratma faaliyeti yürütülmekte ki böyle bir cümle kurmak ihtiyacı hissettim. Öyle bir faaliyet ki çamur atmak, karalamak, açığını yakalamak, köşeye sıkıştırmak için akıllara zarar işler yapılıyor. Ankara’da “yakalanan” kamyona bakın meselâ. Asılsız -ve kasıtlı olduğu belli- bir ihbar mesajıyla nasıl bir komplo kurulmuş?!. TSK’nın ihtimal yıllardır yüzlerce defa yaptığı bir iş, olağan bir mühimmat nakli yeni bir karalama operasyonuna dönüştürülmeye çalışıldı. Ankara’ya âdeta bir düşman ordusu kamyonu girdi! Çamur at izi kalsın. Zihinler bulansın. Sivil kamyon yürütmek suç, askerî kamyon yürütmek başka suç! Nakil askerî kamyonla yapılsa “gövde gösterisi” diye manşet atardık! Oscar töreninde bu yıl en iyi film ve en iyi yönetmen Oscar’ını kazanan kadın yönetmenin ödülü aldığında söylediklerini hatırlıyorum. Film Irak savaşı konulu. Yönetmen Katherine Bigelow “Bu ödülü dünyanın her yerinde üniformalarıyla mücadele veren, hayatlarını tehlikeye atan, kadın ve erkek, görev başındaki insanlarımıza ithaf ediyorum. Onlar bizim için oradalar, biz onlar için buradayız” dedi. Bizler de orduya sövüp sayma yarışı için kalemlerin, mikrofonların başındayız. Vaziyet bir kurumun yanlışlarını, yahut o kurumda görevini suistimal eden kişileri tenkit etme boyutunu aştı; ordunun varlığı kabahat telâkki edilir oldu. Âdeta orduda silahın ne işi var, subaylar niye ortalıkta görünüyor noktasına geldik. Gazetelerde okuduğum bazı cümlelerin küçümseyici, aşağılayıcı, alaycı tonu karşısında hayretler içinde kalıyorum. TSK’yı yıpratmanın, gözden düşürmenin kime yararı olacağını iyi düşünelim. O ordu bir gün hepimize lâzım olur. Memleketteki manzara şu: Asker sırtındaki parkayı depremzede genç kızın sırtına geçirir. Sonra enkazlarını temizledikleri, insanlarının yaralarını sardıkları topraklarda o askerler mayına basıp şehit düşerler. Sonra gazeteler “omzu kalabalıklar...” deyip dalga geçer, “Haydi general marş marş!” deyip teneke çalar. Şu fark insanı derinden yaralıyor: Vatandaşın kimi, askeri şehit düştüğünde gözyaşları arasında vatan sağolsun der; kimi vatan sağolmasın diye o askere pusu kurar. Ya da komplo kurar!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT