BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Soykırım” açmazından çıkış için öneriler

“Soykırım” açmazından çıkış için öneriler

“Soykırım” iddiacılarının hedefi, 1915’in 100. yıl dönümü olan 2015’e kadar en az 100 ülkede Türkiye’ye karşı benzer kararlar aldırmaktır. Durum ciddidir. Ankara, bu tabloyu ciddiye almalı ve derhal bir şeyler yapmalıdır.



PROF. DR. ÇAĞ­RI ER­HAN Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi cag­ri­er­han@ya­ho­o.com “Soykırım” iddiacılarının hedefi, 1915’in 100. yıl dönümü olan 2015’e kadar en az 100 ülkede Türkiye’ye karşı benzer kararlar aldırmaktır. Durum ciddidir. Ankara, bu tabloyu ciddiye almalı ve derhal bir şeyler yapmalıdır. İSVEÇ, ÇOK YÖNLÜ BİR YALAN BELGESİNİ KABUL ETTİ Geçen hafta, İsveç Parlamentosu’nun sözde soykırım iddialarıyla ilgili olarak 130’a karşı 131 oyla aldığı karar, bugüne kadar Türkiye’ye atılan tüm iftiraları bir araya getiren, çok yönlü bir yalan belgesi olma özelliği taşıyor. Önümüzdeki dönemde, tıpkı Ermeni iddiaları gibi, Asuri, Keldani ve Süryani iddialarının da AB Parlamentosu’na taşınması tehlikesi ortaya çıkıyor. Ankara’nın, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin aldığı karara nasıl bir tepki göstermesi gerektiğini tartıştığı sırada, bu defa 10 Martta İsveç Parlamentosu’nun kararı geldi. İsveç Hükümeti bu kararın içeriğine katılmadığını ifade etse de, İsveç Parlamentosu’nun kararı ve arkasından basınımızda bazı kesimler tarafından başlatılmaya çalışılan tartışma, ABD’nin kararından çok daha büyük yıkıcı etkilere sahip olabilir. Evvela, İsveç Parlamentosu, sadece Ermeni iddialarını kabul etmiyor. Bunun yanında, Yunanistan’daki Türkiye düşmanı çevrelerin bir süredir uluslararası platformlara taşımaya çalıştığı, “1919-1923 tarihleri arasında Karadeniz bölgesinde yaşayan Rumlara da soykırım uygulandığı” iddiasını da tarihî bir gerçek olarak tasvip ediyor. Yunanlıların “Pontus Soykırımı” dedikleri ve tarihî gerçeklerle uzaktan yakından alakası olmayan bu iddianın, AB üyesi bir ülkenin parlamentosunda kabul edilişi vahimdir. Dahası, İsveç’in kararında Asuri, Keldani ve Süryanilere de, Türkler tarafından “soykırım” yapıldığı yazıyor. Özetle, İsveç’in kararı, bugüne kadar Türkiye’ye atılan tüm iftiraları bir araya getiren, çok yönlü bir yalan belgesi olma özelliği taşıyor. Önümüzdeki dönemde, tıpkı Ermeni iddiaları gibi, Asuri, Keldani ve Süryani iddialarının da AB Parlamentosu’na taşınması tehlikesi ortaya çıkıyor. İSVEǒTE LOBİ YOK İkincisi, İsveç’te ABD’deki gibi etkili bir Ermeni lobisi de yok. Hatta İsveç’te yaşayan Türkiye kökenlilerin sayısı, parlamentoya milletvekili sokabilecek kadar çok. Böyle bir ülkede, Ermeni tasarısının kabul edilebilmesi için uzun süredir devam eden “güç birliği” çabalarını boşa çıkartmamak, ülkede Türklerin üye olduğu sivil toplum örgütlerini etkin biçimde kullanamamak, Türk iş dünyasını, karşı lobicilik için devreye sokamamak hiçbir biçimde izah edilebilir bir durum değil. Bu bir diplomatik başarısızlıktır. Üçüncüsü, İsveç’in yasama organında bu oylamanın yapılacağı konusunun -her ne hikmetse- basınımızın gözünden kaçması, Türkiye’de herkesin ABD kararıyla meşgul olduğu bir dönemde, söz konusu tasarının apar topar kabul edilmesi, Ermeni lobisinin taktik başarısını gösteriyor. Bu işi başından itibaren takip etmesi, Hükümet’i ve Türk kamuoyunu bilgilendirmesi gereken Stockholm büyükelçiliğimizin bir ihmali var mı bilemeyiz. Ama ortada bir gerçek var: Bir oy farkla “soykırım”cıların kazandığı bu oylamaya, zamanında ve yerinde müdahale edilememiştir. Hariciyemizin ya bir istihbarat zaafı vardır ya da aynı anda hem ABD hem de İsveç’te mücadele edebilecek altyapı eksikliği mevcuttur. İşin daha da vahim tarafı, İsveç seçimlerinde başarılı oldukları zaman basınımız tarafından haklarında övgüler düzülen Türkiye kökenli İsveç parlamenterlerinin, ya tasarının lehine oy vermeleri ya da çekimser kalmalarıdır. ABD Temsilciler Meclisi’nde oy veren milletvekillerini kendi yanımıza çekmek için verdiğimiz mücadelenin onda birini harcasak, herhalde İsveç’te çekimser kalan bir Türk milletvekilinin oyunu tasarıyı ret yönüne çevirmemiz mümkün olabilirdi. Dördüncüsü, basınımızın bir bölümünün, tasarının kabul edilmesinin suçunu Türkiye’den gitme ama Kürt kökenli bazı milletvekillerine atmaları, daha da ileri giderek, “dedelerinin yaptıklarını kabul ettiler” şeklinde yorumlar yazmaları iki şekilde büyük talihsizliktir: Bu yönde yazanlar bir yandan, “Ermenileri, Türkler değil, Kürtler öldürdü” diyerek, Türkiye’nin bugünkü toplumsal barış çabalarına -bilerek veya bilmeyerek- dinamit atmaktadırlar; diğer yandan da, Ermenilerin oyununa gelip, “soykırım” yapıldığını zımnen kabul etmektedirler. “Soykırım” iddiacılarının bütün hedefi, 1915’in 100. yıl dönümü olan 2015’e kadar en az 100 ülkede Türkiye’ye karşı benzer kararlar aldırmaktır. Durum ciddidir. Ankara, bu tabloyu ciddiye almalı, bugüne kadar başarıya ulaşmayan politikalarını gözden geçirmeli ve derhal bir şeyler yapmalıdır. Riskli ülkelerde tedbirler zamanında alınmalı Soykırım açmazına karşı Hükümete altı temel önerim var: 1. 1990’ların sonunda Başbakanlık bünyesinde kurulan, 2002’den sonra etkinliğini yitiren Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Koordinasyon Kurulu (ASİMK) benzeri bir yapılanmaya derhal gidilmelidir. Söz konusu yapının, devlet bünyesinde kurulmasından ziyade, üniversiteler, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarıyla da iş birliği halinde, özerk bir kurum olması gerekir. Zira ASİMK bir süre sonra, Ermeni iddialarıyla mücadele işinden rant elde etmek isteyenlerin, hiçbir işe yaramayan ama çok sıfırlı maliyetler içeren proje önerilerinin hücumuna uğramıştı. 2. Türk basını, Ermeni iddialarıyla ilgili olarak şeffaf ve doğru biçimde bilgilendirilmelidir. İşin tarihî, hukuksal ve siyasî yönlerini, basın mensuplarımıza tüm yönleriyle anlatmazsak, 1915 olaylarını Ermenilerin istediği biçimde yorumlayıp, bunun sorumluluğunu da, Türk toplumunun ayrılmaz parçası olan bazı etnik gruplara yükleyerek, birlik ve beraberliğimize büyük darbeler vuracakların önüne geçemeyiz. 3. “Soykırım” iddialarının kabul edildiği ülkelerdeki büyükelçilerimizi “istişareler yapmak üzere” bir süreliğine Türkiye’ye çağırıp, sonra tekrar “sessiz sedasız” görevlerinin başına gönderme uygulamasından vazgeçilmelidir. İşi gerçekten ciddiye alıyorsak, ya “sorunlu” başkentlerdeki büyükelçilerimizi görevlerinin başında bırakıp, mücadeleye ara vermeden devam etmelerini sağlamalı ya da Ankara’ya çağırdığımız kişiyi bir daha geri yollamamalıyız. Muhataplarımızda hiçbir etki oluşturmayan, “önce Ankara’ya çağır; sonra geri gönder” politikası uçak bileti masrafı dışında bir sonuç doğurmamaktadır. 4.Önümüzdeki dönemde “soykırım” iddialarını tanıma riski bulunan ülkelerin bir listesi yapılmalı, bunlara karşı özel ve hassas bir çalışma yürütülmelidir. Hükümetler ve parlamenterler üzerinde, resmî kanallardan olduğundan daha çok, bu ülkelerdeki Türk yatırımcıları ve Türk sivil toplum örgütleri üzerinden baskı kurulabilmelidir. Yumurta kapıya gelince, ya da testi kırılınca değil, önceden tedbir almak ve tepki göstereceğimiz tehdidinde bulunmak icap eder. 5.Ermenistan’la imzalanan protokoller ya TBMM gündeminden geri çekilmeli, ya da derhal onaylanarak yürürlüğe sokulmalıdır. Bu haliyle Ankara “ne yaptığını bilmeyen, rüzgâra göre hareket eden” bir görüntü sergilemektedir. İmzalanmış protokollerin TBMM gündeminde bekletilmeye devam etmesinden ne gibi bir fayda murat edildiğini anlamak mümkün değildir. Mevcut durum “soykırım”cıların eline koz vermekten başka bir şeye yaramamaktadır. 6. 1915 olayları konusunda doğru bilgilendirilerek, yaşananların soykırım olmadığını dile getirecek Türk olmayan, tercihan Ermeni akademisyenler, yazarlar ve aydınlarla temasa geçilmelidir. Kuşkusuz bu “örtülü bir operasyon” olmalıdır. Büyük devletler böyle işler yapar. Unutmayalım, Türk vatandaşlarının “evet bizler 1915’te Ermenilere soykırım yaptık” demeleri, Ermenilerin yaygaralarından daha büyük ses getirmektedir. Geçen haftaki yazımıza “Ermeni Tasarıları Temcit Pilavı Gibi” başlığını atmıştık. Görünen o ki, bu hamur daha çok su götürecek, maalesef...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT