BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Açılım terörü bitirir

Açılım terörü bitirir

Korucu ağası Abdullah Taş, “Koruculuk kaldırılırsa asker bölgeye giremez”diyor. Taş’ın iddiaları bununla da sınırlı kalmıyor, “Koruculuğu bırakanlar silahlarını PKK’ya veriyor. Benden ayrılan 60 korucu PKK’nın saflarına geçti. Bunların çoğu eskiden maaşlarını PKK’ya veriyordu” diyor.



9. bölüm Osman SAĞIRLI ve Cemil Yıldız hazırladı Osman Sağırlı ve Cemil Yıldız Gabar Dağının zirvesinde korucularla konuştu Bölgeyi iyi bildikleri için 1985’li yıllarda geçici köy korucusu olarak güvenlik güçlerine dahil edilen korucular, zamanla kendilerini devletin yerine ikame etmeye başladılar. Zaman zaman şehitler de verdiler, ancak Bilge köyü katliamından sonra merceklerin üzerlerine çevrilmesiyle gergin günler yaşamaya başladılar. Çoğu faili meçhul olayda adlarının geçmesi, halka karşı kötü davranışlarda bulundukları iddialarından dolayı lağvedilmeleri dahi gündeme gelen korucular açılımın önündeki en büyük engel oldukları yönündeki eleştirileri ise reddediyor. AÇILIMIN TERÖRÜ BİTİRECEĞİNE İNANIYORLAR Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ ise Terörle Mücadele Sempozyumu’nda koruculuk sistemine sahip çıktı. Org Başbuğ, “Bugün PKK’nın birinci öncelikli talebi geçici köy korucuları sisteminin kaldırılması. Çünkü rahatsız oluyorlar. Köy korucularımızdan 1343 kişi şehit oldu” dedi. Şırnak, Hakkari, Muş, Diyarbakır, Siirt, Urfa, Van Bitlis, Bingöl ve ağırlıklı olarak Mardin’de bulunan yaklaşık 90 bin korucu bölgede yol güzergahlarında ve yüzlerce köyde nöbet tutuyor. Kendileri ile görüştüğümüz korucular, terörün bitirilmesinde açılımın büyük fayda sağlayacağına inanıyor. Koruculara sorduk, ortaya ilginç bir sonuç çıktı; KÖYÜN ADI ŞANLI DİKBOĞAZ OLDU Siirt’in Eruh ilçesine bağlı Dikboğaz köyünün neredeyse tamamı korucu. PKK’yla girdikleri çatışmalarda 22 korucuyu şehit veren köye, TBMM tarafından Şanlı Dikboğaz ünvanı verilmiş. Gabar Dağı’nın Palamut Kapı (Beristan) mevkiinde konuştuğumuz koruculardan Turhan Aydoğan, “1997 yılıydı. Dikboğaz köyümüzün su pınarında kanal temizleyen işçileri koruyorduk, teröristler etrafımıza mevzilendiler, çapraz ateşte kaldık. 11 korucuyduk 6 arkadaşımızı şehit ettiler” diyor. 22 yıllık korucu Abdülkadir Akyürek ise acıların en büyüğünü yaşamış. O günleri anlatırken gözleri doluyor: “Babam ve 9 kardeşim koruculuk yapıyorduk. 1994’de PKK’lılar 19.30 sıralarında Dikboğaz’ı bastılar. Babam ve 6 kardeşimi şehit ettiler. Çatışmada 5 teröristin leşini serdik. Allah o günleri bir daha göstermesin” diye konuşuyor. Çatışmalardan sonra PKK’nın peşlerini bırakmadığını belirten 26 yıllık korucu Mehmet Salih Beştaş baskından sonra yaşananları şöyle anlatıyor: “Teröristler bizi sürekli takip ediyordu. Bizi nerede görseler acımadan öldüreceklerdi. Köyümüze yaptıkları baskında verdikleri kayıplar yüzünden sürekli saldırılar düzenlediler. PKK ile yüzden fazla çatışmaya girdik. Yine şehitler verdik. 32 korucu arkadaşımız çatışmalarda ve teröristlerin döşediği mayınlar yüzünden yaralandı, sakat kaldı. Ama biz köyümüzü hiç terketmedik”. DEVLETİN TARAFINI SEÇTİK Benzeri acıları yaşayan Mardin Midyat’a bağlı Altıntaş Köyü’nün Korucu Ağası Abdullah Taş’ın evindeyiz. Korucu olan aile efradı bir çırpıda sofrayı kuruyor. Abdullah ağa , “uzaktan geldiniz buyurun çay için bir şeyler atıştırın sonra konuşuruz” diyor. İzzet ikram faslının ardından Abdullah Taş, söze taaa büyük dedesinden başlıyor. Konuşuyor da konuşuyor. O pehlivan tefrikası gibi sülalesinin hatıralarını anlatırken, biz haberi kurtaracak malzemeyi almanın derdindeyiz. Abdullah Taş nihayet sadede geliyor ve koruculuğa nasıl başladıklarını anlatıyor: “Bu sağ sol davaları yüzünden ben de çok çileler çektim. Ama ben hiçbir yere kaçmadım. Teröristlere karşı devletin yanında yer aldım. Ama sonra bana eşkıya dediler. Tevkif edildim, 4 yıl yattım. Hapisten çıkınca dediler ki, ‘Türk devleti güçlüdür. Artık senin gibilere ihtiyaç kalmadı. Silahları bırakın’ biz de bıraktık. Hapisten çıktıktan sonra terör olayları iyice artmıştı. Sonra yine garnizona çağırdılar, emrimdeki adamlarım ve köyümle birlikte korucu olmamızı istediler. Biz de koruculuğa başladık. Teröristlerle girdiğimiz çatışmalarda kayıplar verdik ama PKK’ya da büyük kayıplar verdirdik” diye konuşuyor. Abdullah Taş, şunları söylüyor: “PKK ister Ermeni olsun isterse gavur. Bu devletin düşmanıdır. Başbakan ne kadar hürriyet veriyorsa, PKK da o kadar devlete hücum ediyor.” BİZ ÇIKARSAK ASKER DE GİREMEZ Doğu ve Güneydoğu’da 22 bini gönüllü 90 bin korucu görev yapıyor. Aralarında kadınların da olduğu korucular, Bilge köyü katliamından sonra hedef haline geldi. Hükümetin başlattığı demokratik açılımı desteklediğini söyleyen Abdullah Taş Başbakan Erdoğan’a methiye diziyor: “Allah razı olsun kendisi hakiki Müslümandır. Ancak Güneydoğu’da problemleri çözmek, her türlü yolsuzluğu, terörü temizleyeceğim demekle, kendisini ateşin içine attı. Niçin ateşin içine giriyor? Çünkü dış düşmanları artıyor. Güneydoğu davası Ermeni davasıdır. Şimdi bu PKK ister Ermeni olsun isterse gavur. Bu devletin düşmanıdır. Bugün bakıyorsunuz Başbakan ne kadar hürriyet veriyorsa, bu PKK o kadar devlete hücum ediyor. Başbakanın attığı adımlara herkesin destek olması lazım. O, yapılan ihanete, hakarete rağmen Güneydoğu’da daha fazla yardım veriyor. Ama buradaki hainler bir türlü ıslah olmuyor. Bu yüzden Güneydoğu meselesi, Kürt meselesi kolay kolay çözülmez. Ancak adam gibi bürokrat gelirse düzelme olabilir.” Koruculuğun kaldırılması için yapılan çalışmalara da değinen Taş, dikkat çekici sözler sarfediyor: “Eğer koruculuk kalkarsa güvenlik kuvvetleri, asker bile Güneydoğu’ya giremez. Biz çıkalım desek bile güvenlik güçleri gelmeyi kabul etmiyor. Belki bunu gizli, belki bilerek yapıyorlar. Ama buradaki hainler bizi yakıyor.” SİLAHLAR PKK’YA Korucuların sayısının azaldığına dikkat çeken Abdullah Taş birbirinden ilginç itiraflarda bulunuyor; “Eskiden köyümüzde 500 korucu vardı. Şimdi 30-35 korucu kaldı. Ama bu arada PKK güçleniyor. Düşünün şimdi farzı misal korucu Ramazan’ın 30 silahı var. Ahmet’in 20, Hasan’ın 10. Koruculuğu bırakan bu insanlar silahlarını PKK’ya veriyor. Benden ayrılan 60 korucu PKK’nın saflarına geçti. Zaten bunların çoğu da eskiden maaşlarını PKK’ya veriyordu. Silahların PKK’ya gittiğini asker de biliyor! Devlet burada çok yanlışlar yaptı. Koruculardan da hainler çıktı. Çünkü bir insanın içinde Allah korkusu yoksa gerisi yalan. Ben 14 sene korucu başı olarak hizmet etmişim. Koruculuk kaldırılırsa şimdi ben ne yapayım? Kime hizmet edeyim, kime nasıl güveneyim? Zaten bizim bölgemizde 2002’den itibaren askerimiz bizim PKK’ya karşı çatışmaya girmemize müsaade etmiyor. Sadece nöbet tutuyoruz. Benim korucu bir oğlum, 1995’de Nusaybin’de Babur dağındaki çatışmada şehit düştü. Oğlumu katleden PKK’lı grup, Midyat’ta bir köyü yakıyordu. Oradaki çatışmada da 15 askerimiz şehit oldu. Biz de köye girdik ve 20 PKK’lının leşini serdik. Bizim koruculardan da 5-6 kişi şehit oldu.” Avukat Selahattin Çoban: KANAYAN YARA Mazlumder Diyarbakır Şube Başkanı Avukat Selahattin Çoban, demokratik açılım sürecinin önündeki en büyük engelin koruculuk sistemi olduğunu savunuyor. Çoban’a göre koruculuk bölgede kendini devletin yerine ikame eden, gasptan cinayete, arazi yağmacılığından tecavüz olaylarına kadar birçok faili işleyen suç örgütü haline geldi. Çoban koruculuğun bir an önce kaldırılması gerektiğini belirterek, “Koruculuk Güneydoğu’da 1985’den beri kanayan bir yara. Benim ilçem Ergani’de korucu başı bir kadını öldürdü. Yine aynı bölgede arazileri silah zoruyla gasbederek, buraları ektiler ve mülkiyetini de kendi çocuklarının üzerine geçirdiler. Silah eğitiminden yoksun, çoğunluğunu cahil insanların oluşturduğu koruculuk sistemi bir an önce kaldırılmalı. Devletin, halkın güvenlik ve huzurundan vazgeçme gibi bir keyfiyeti de olamaz. Koruculuk yerine profesyonel ve eğitimli bir güvenlik organizasyonu kurulmalıdır” diye konuştu. 32 yaşındaki Aydın Acar, 1998’de, 30 yaşındaki Sait Ömer de 1992’de mayına basarak ayağını kaybetmiş... MAYINA BASIP SAKAT KALDILAR Eruh’un Dağdöşü Köyü’nden dönerken yolda topallayarak yürüyen bu gençler malulen emekli korucu. Gençlerden 32 yaşındaki Aydın Acar, 1998 yılı Haziran ayında Çırav Dağları’nda, 30 yaşındaki Sait Ömer de 1992’de Şırnak Besta dereler mevkiine intikal sırasında mayına basarak ayağını kaybetmiş. YARIN: Öcalan Genelkurmay’da askerlik yapmış
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT